Charlie’nin Çikolata Fabrikası “Willy Wonka benide fabrikana kabul et:)”

Hiç,  bir grup çocukla film izledinizmi bilmiyorum ama bunu mutlaka deneyin. Bugün sosyal sorumluluk projesi kapsamında her hafta gittiğimiz bir çocuk ve gençlik merkezinde çocuklara bu filmi izlettik daha doğrusu onlarla beraber izledik.  Her hafta değişik bir etkinlik yaptırdığımız için bu hafta film izlemeyi seçtik (onun dışında resim yapıp, oyunlar oynayıp, hikaye falan okuyoruz.) Çocuklar filmi izlerken gözlerindeki heyacanı görmeniz lazım, onlar filmi izledi ben onları izledim:) Filmin şarkı bölümde el çırpıp eşlik ettik, kısacası güzel bir deneyim oldu eğer böyle bir fırsatınız olursa kaçırmayın derim. 😀

Gelelim filmimizin konusuna:

Charlie adındaki ufaklık, fakir bir ailenin çocuğudur. Küçük evlerinde iki tane büyükbaba iki tane büyük anne ile birlikte yaşamaktadır. (bu yaşlılar çok tatlıydı) Birgün dünyaca ünlü çikolata markası olan Vonka Çikolatalarının sahibi fabrikasını 5 çocuğa gezdirceğini söyler. Çikolata paketlerinin içine 5 tane altın bilet koymuştur bileti bulan bir velisiyle birlikte fabrikaya girebilecektir. Bu olay dünya üzerinde büyük yankı bulur çünkü daha önce hiç kimse o fabrikaya girememiştir hatta içeride çalışan insanların olduğundan bile şüphe duyuyorlardır. Fabrikanın sahibi Willy Wonka’yı ( Ki Johnny Depp oynuyor) kimse görmemiştir. Tüm dünyada çikolatalar büyük bir hızla satılır herkes altın biletin peşindedir. Charlie’de o fabrikaya girmeyi çok ister. Çünkü büyük babası yıllar önce orada çalışmıştır ve güzel hikayeler anlatmaktadır. yıllar önce gizli bilgileri casuslar tarafından calındığı için Willy Vonka tüm işçileri işten çıkarıp fabrikayı kapatmıştır. sonra esrarengiz biçimde tekrar açılmuştır. Biletler sırala sahiplerini bulur. Önce çok şişmam hergün çikolata giyen bir çocuk bilet bulur hatta biletin ucunu bile yemiştir. 😀 İkinci bilet babası çok zengin bir fabrikatör olan bir kız çocuğu bileti bulur. Bilet isteyen kızı için adam milyonlarca çikolata alıp işçilerine açtırıp en sonunda bileti bulmuştur. Charlie sadece yılda bir kere çikolata yiyebilmektedir, oda doğum gününde. Bu yılki hediyesi erken vermeye karar veren ailesi ona bir çikolata alır. Büyük bir heyecanla paketi açan Charlie’nin paketinden bilet çıkmaz. Charlie umudunu yitirirken 3. bilet karete, dünya sakız çiğneme gibi acayip şampiyonlukları olan ödül manyağı bir kıza çıkar. 4. bilet ise tam bir çok bilmiş olan televizyon ve teknoloji hastası bir çocuğa çıkar. Çocuk bileti acayip hesaplamalar yaparak bulduğunu idda etmiştir. Bu sırada büyükbabası Charlie çikolata alması için para verir ve yine şans ondan yana olmaz. Bir gün yolda para bulan Charlie doru bir çikolatacıya girerek çikolata alır ve altın bileti bulur. Charlie şanslı 5 çocuktan biri olmuştur.

Büyüklerinin eşlik ettiği 5 çocukğun fabrikaya girme vakti gelmiştir. Charlie ile birlikte, eskiden fabrikada çalışan büyükbabası gider. Nefesler tutulur ve Willy Vonka ortaya çıkar. Çikolata fabrikasının gizemli kapıları açılmştır. Burada naneden çimenler, şelaleden çikolatalar, nehirler, şekerlemeden ağaçlar bulunmaktadır. Fabrikada krema odası, sincapların çalıştığı ceviz kırma odası, karemala odası, Şekerleme odası, Televizyon odası ve türlü icatların yapıldığı deney odası gibi birçok oda vardır. Ayrıca fabrikanın bir sırrı daha orada çalışan küçük adamlardır. ayrıca bu adamları filmin ortasından çıkıp müzikal gibi şarkı söyleyip dans ederkende görebiliriz. 😀  Bu 5 çocuktan biri gezinin sonunda büyük bir ödülün sahibi olacaktır. Hırs dolu olan ve herbirirnin garip bir özelliği olan kendini beğenmiş 4 çocukmu yoksa bizim masum Charlie mi ödülü kazanıcak. Ayrıca bu fabrikada bu çocukların başına gelmeyen kalmayacak. Sanki biri özellikle onları seçmiş gibi 😉

Bu film Roald Dahl’ın aynı isimli kitabından esinlenerek yapılmıştır. Bu kitabın devamı olan Charlie’nin Büyük Cam Asansörü’nün filmi için henüz bir girişimde bulunulmamıştır. Bu filmin içindede cam asansör geçiyor ve bu asansör çok hızlı bir şekilde yukarı aşağı sağa sola gidebiliyor hatta gök yüzünde uçup seyehat bile edilebiliniyor. 😀

Son olarak diyorum ki: Willy Vonka benide fabrikana kabul et. 😀

Biraz gevezelik biraz My Little Bride

Bugün pekte iyi geçmeyen (tamam itiraf ediyorum kötü geçen) bir sınavdan sonra ertesi güne nasıl güzel başlanır onu öğreneceğiz.

1. İlk olarak sınavdan çıkar çıkmaz, yapılacak mühim birşey bulun. Böylece sınavı biran olsun unutmuş olacaksınız hemde arkadaşlarınızın size nasıl geçti sorusunu sormasına fırsat kalmayacak. Sınavdan çıkışım arkadaşlarla grup çalışması için buluşma saatimize denk geldiği için ve hemen sonra ders olduğu için bu madde tam olarak uygulandı. 🙂

2. Güzel bir yere giderek karnızı tıka basa doyurun, çatlayana kadar hemde. Dominos pizza ya gidilerek normalde küçük boyu bitiremeyen ben, orta boyu tek başıma yemiş bulunmaktayım. 😀 Böylelikle bu maddeyi yaptık.

3) Daha sonra arkadaşlarla muhabbet edlir, sağdan soldan en son dedikodulardan bahsedilir ve yemekten sonra gülmeye başlayan suratımız 32 dişi görünür duruma gelir. Bu madde uygulanarak mutlu bir şekilde evin yolu tutuldu.

4) Eve gelince tekrar yemek yemeyin, hem kilo alırsınız hem atıştırmalıklara yer kalmaz. Eve gelince hergünkü şeyler yapılıp PC karşısına geçilir. DVD çantası açılır ve içinden şöyle komik, eğlenceli, fazla düşündürmeyen bir film seçilir. Ahaa Buldum My Little Bride benim ki.

5) Film izlenirken bir yandan yanına her türlü atıştırmalık alınabilir. Çaydır, kahvedir, koladır, cips, çikolata, mümkünse mısır patlağı falan. Evde yoksa bir ara markete uğrayarak temin edilir.

Evet artık bu filmden sonra ertesi güne bomba gibi hazırız demektir. Gelin bütün zorluklar korkmuyorum sizden moduna girmiş bir şekilde yeni güne başlanır.

MY LİTTLE BRİDE 

 Gelelim bu kafa yormayan komik birazcıkta romantik olan filmimizin konusuna:  İki dost geçmişte çok büyük bir söz vermiştir, çocukları olunca onları evlendirecek ve böylece dostlukları akrabalığa dönüşecektir. Ama istedikleri olmaz ve ikisininde oğlu olur. Onlarda bu isteklerini bir kuşak erteleyerek torunlarını evlendirmeyi düşünürler. Bu sefer istelinen olmuştur ve bir kız birde erkek torunları olur. Büyük bir sorun aralarında 10 yaş vardır. Ama bu çılgın büyükbabaları kimse durduramaz:) Kız torun olan Boeun (Geun-yeong Mun) ‘un büyükbabası ölünce, erkek torun olan Sangmin’in (Rae-won Kim) büyükbabası bu ulvi görevi üstlenir ve hile hurda her türlü yalanla bu ikisini evlendirmeyi başarır. Buradaki hile ve hurda kısmı: aslında gayet sağlıklıyken çok az ömrüm kaldı son dileğim falan diyerek hatta hastanedeki şu kalp ritmini ölçen cihazla oynayarak bu ikiliyi ikna eder.

Henüz lise öğrencisi olan Bouen yıllardır abi bildiği Sangmin ile evlenmek zorunda kalınca, birde liseden hoşlandığı bir çocukla çıkmaya başlayınca bunlarda yetmiyormuş gibi Sangmin Bouen’un  lisesine öğretmen olarak atanınca gelin şamatayı görün. 😀

Başlarda Sangmin’e sapık gözüyle baktım resmen ama film ilerledikce ne kadar olgun olduğunu anladım. Tabi film ilerledikçe onlarda birbirlerini tanıyarak aslında ne kadar uyumlu olduklarını keşfediyorlar. Özellikle şu yandaki sahneyi çok sevdim. Salatalık turp derken her türlü sebzeyi kılıç olarak kullanıp kavga etmeyi başarabiliyorlar. Genel olarak çok fazla komik film olmasada bazı sahneleri gerçekten çok sevimli. Başlarda söylediğim gibi fazla kafa yormayan, eğlendiren bir film izlemek istiyorsanız bunu seçin derim ve saygılarımı sevgilerimi sunaraktan bu başlığı terkederim….

Bu Aralar Neler Mi Yapıyorum?

Hep şikayet ediyorum çok yoğunum diye ama bu tamamen benim tembelliğimden ve üşengeçliğimden kaynaklanma, aslında her öğrencinin olması gerektiği kadar yoğunum işte ne eksik ne fazla. Kaç gündür birşeyler yazayım diye niyetlenmekte ve vazgeçmekteyim. Kolaya kaçıp hepsini tek bir başlık altında yazmaya karar verdim. 😀 (evet yine üşengeç ben)

Öncelikle neler izliyorum:

Yamato Nadeshiko Shichi Henge

 Bir animeden uyarlanan dizimizin dün itibariyle 9 bölümü yayınlaşmış bulunmakta. Ama hala ingilizceye çevrilmediği için izleyemedim. Oysa aynı gün içinde çevirirlerdi acaba  pek sevilmedimi  nedir, ya çevrilmezse ühüüü japoncamı geliştirip izlerim bende:P (japoncamı gelişirip sözü sanki biliyomuşumda geliştirecekmişim gibi oldu ama bilmiyorum. İşte film, dizi, anime derken birkaç kelime kaptık:P, bir ara niyetlendim evde öğrenmeye ama anında vazgeçtim.) İşte efendim birkaç genç bir evde kira ödemeden kalmak için evsahibin yiğenini layd yapmaya çalışıyorlarki işleri çok zor görünmekte bence beceremiyecekler:) İçinde sosyal mesajlarda barındıran yeri gelip de çok saçma bulduğumuz olayda olan bir dizi işte. Hala bir anlam veremediğim Japonlardaki yakışıklı bir erkek görünce genç kızların çığırıp kapısının önünde sürülerce toplaşması olayı bol bol mevcut u dizide hatta bir gençimiz sırf bu kızlar yüzünden evini terketmiş tüh tüh vah vah:) Bu olayın derinine inmek istiyorum neden kızlar 100 yıl erkek görmemiş gibi çığlık çığlığa biri bana bunu açıklamalı. Neyse bence bu konuya Japonlar bile anlam veremiyorlardır. Dizi hakkında bilgi ve karakter tanıtımları için Sevgili Chibi nin bloguna bakmanızı öneririm. Animesini için ise Sevgili Kimbapsushi nin bloguna bir göz atın.

Ouran High School Host Clup

Geçen sene izlemeye başladığım bir animeydi 11 bölümde falan bırakmıştım. (hangi bölümde bıraktığımı bile unutmuşum birkaç bölüm deneyerek aa ben burayı izledim diye diye buldum nerde kaldığımı) Başka bir anime izlerken sitede gördüm aa ben bunu izliyordum diye sevindirik olduktan sonra tekrar izlemeye başladım bu sefer bitiricem inşallah. Halbuki ne kadar çok sevmiştim, neden bıraktım acaba?? (ben bunu bir düşüneyim) Çok eğlenceli, ağzınızın gülmekten yorulduğu bir anime. (o kadar üşengeçimki gülerken ağzım bile yoruluyo şaka şaka yaa tamamen animenin komikliğinden kaynaklanmakta. 😀 ) Konusuna gelince bir lisede 6 erkek kendilerini kızları memnun etmeye adamıştır. (yanlış anlaşılma olmasın tamamen masumca) Birgün kısa saçlı erkek görünümlü kızımız yanlışlıkla bu çocukların odasına girer ve macera başalr artık oda ekibin bir üyesidir. Daha fazla bilgi için Sevgili Ofori nin bloguna bir göz atın.

Vampire Knight

 Beğendim beğendim çok beğendim. Devam eden bir mangası ve 2 sezonluk animesi olan bir seri. Umarım 3 sezonunuda yaparlar da bu gariban Astrea yı sevindirirler. (Tabi binlerce VK hayranını yoksa milyonlarcamı desem evet o daha uygun) Animesini heyecan merak içinde izleyip bitirir bitirmez mangasına geçtim. Ve farkettimki manga epey yavaş ilerliyo ühüü ühüü benim gibi meraklı bir insana bu yapılırmı . Kendime not: bir daha devam eden bir mangaya başlama sonra beklersin her chapter için bir ay 😦  Bu animeye başlamamı sağlayan Kimbap’a teşekkürlerimi sunar,  ayrıntılı bilgi ayrıntılı bilgi ve güzel yorumları için Bloguna yönlendiririm. Ayrıca İçten-chan’ın yorumlarınıda çok beğendiğimi söylemeliyim.  Hollywood sinemasının bizi vampir filmi diye keklediği  Twilight ı beğenenler izleyinde görün vampirleri hihi 😀

 

Neler Okuyorum:

Leyleklerin Uçuşu/ Jean Christophe Grangé

Grange  hayran olduğum 2. yazardır. ( Birincisi kim derseniz daha öncede bahsetmiştim: Dan Brown ) Garngé nin iki kitabı hariç tüm seriyi okumuşumdur. Leyleklerin Uçuşuna başlayalı çok oldu ama bir arkadaşımın pat diye kitabın sonunu söylemesiyle uyuz olup bırakmıştım. Grangé okuyanlar bilir büyük bir sır vardır (genelde katil olur bu) ve bu sır kitabın en son kısmında hatta ve hatta en son sayfasında belli olur. Baştan sonunu öğrenince bütün hevesim kaçmıştı içimden o arkadaşı saygıyla anmıştım:P Ama yılmadım ve okumaya devam ediyorum tabi sonunu bilmeden bir haftada okuduğum kitapı 4 aydır bitiremedim o ayrı bir konu. bunun en önemli nedeni araya Kayıp Sembol’ü sokmamdı. ( ee Dan Brown her zaman önce gelir:) ) Şimdi ikisinide kardeş kardeş okuyorum. Sevgimi ikiside eşit paylaştırdım. (külliyen yalan daha çok Kayıp Sembol’ü okuyorum bu şimdilik askıda) Macera, gerilim, korku, polisiye sevenleri Grangé nin tüm kitaplarını tavsiye ederim.  Zekice kurgulanmış hikayeler hani sonunda gerçeği öğrenince ben bunu nasıl tahmin edemedim yaa dediğimiz filmler gibi tıpkı. (herşeye filmlerden örnek verir oldum yakında sınavlarda bile örneklere yazıcam, düşündümde sanırım birkaç sınavda yapmıştım. )

Neler Dinliyorum

Müzik zevkim karışıktır genelde kulağıma güzel gelen şeyleri dinlerim, tür olarak sanırım en çok rock dinliyorum. Bu aralar ise Şebnem Ferah’ın yeni albümünü, Gripin’in yeni albümünü (özellikle aşağıdaki parçayı), Emre Aydın’ın yeni albümünü, Manga’nınson albümünü uzun zamnadır bıkmadan dinlerim. Teoman-Atiye Kal parçasını, Umut Kaya Kalbim Egede Kaldı parçasını şu aralar sık sık dinliyorum.

Birazdan Ne yapacağım:

Rabbit and Lizard

 İlk önce gidip Okan Bayülgen’i izleyeceğim zaten şu aralar Televizyonda tek izlediğim program olma özelliğini taşımakta kendisi. (birde ailecek haberleri izleriz yorumlarız, gelenek gibi oldu artık) Sonra da bu filmi izleyeceğim.

Adını görür görmez dikkatimi çeken daha sonra konusu okuyunca mutlaka izlemeliyim dediğim bir filmdi. Başrol oyuncusunuda Windstruck ta çok sevmiştim. Sevgili Ser-min  ‘in bloguda güzel anlatımıyla da görünce izlemek kaçınılmaz oldu.

İşte bu aralar böle takılıyorum. Onun dışında klasik öğrenci işleri ödevler sunumlar bitmek bilmeyen grup çalışmaları…. falan filan allahtan dizilerim, filmlerim ve blogcuğum varda sıkılmadan yuvarlanıp gidiyoruz…

Aklıma bir fikir geldi böyle bir Mim mi başlatsam acaba herkes bu aralar ne yaptığı yazsa sevdim ben bu fikri. 😀 O zaman şöyle diyeyim eyy beni okuyan blog sahibi insan sevdiysen bu fikri sende blogunda böyle birşey yap ki ilk Mim adımlarımızı atmış olalım. 😀 Kendi üşengeçliğini Mim’e bağlayan Astrea’ya tebriklerimizi iletelim:P

Not: Bu mim yazının içinde geçen tüm blogculara gitsin. 😀 ayrıca başlığa neler çiziyorum, nerelere gidiyorum gibi bölümler  de ekleyebilirsiniz.

Avatar- The Last Airbender

Bugün Tv de gezinirken Nickelodeon’da gördüm Avatar’ı geçensene büyük bir zevkle izleyip bitirmiştim 3 sezonu, bugün görünce eskiyi yad edip tekrar izledim. Türkçe seslendirmeleri fena değildi. Aklıma gelmişken yazayım dedim hazır yakında filmi çıkacakken animesinede bi göz atmak lazım. Aslında anime demek doğru değil çünkü Amerikan yapımı bir animasyon çizgidizi diye geçiyor. Şuna bildiğimiz çizgi film desek ya, büyüklere tabi 😛 Büyüklere dediğime bakmayın aslında 6-11 yaş olarak tasarlanmış sonra birde bakmışlarki büyükler daha çok izliyor 😀 ( hayır kendimi kandırmıyorum, güvenilir kaynaklar bile diyorki büyükler daha çok izliyor. ) Neyse zaten oldum olası sevrerim çizgi filmleri, sanırım bir yanım hiç büyümeyecek. 😀

Gelelim bizim animasyon çizgidizimizin konusuna : Dünyada elementleri kontrol edebilen 4 ulus vardır. Bunlar hava göçebeleri, toprak krallığı, su kabilesi ve ateş ulusudur. Bunların ait oldukları elementleri kontrol etme güçleri vardır, tabi bu yeteneğe hepsi sahip değildir. Örneğin suyu kontrol edebilene Su bükücü denir. ( vay be örnekli anlatıma bile geçtim. :D) Avatar ise bu dört elementin hepsini bükme gücüne sahiptir. Aynı zamanda dünyadaki huzur ve dengeyi sağlamak zorundadır. Avatarlık ulustan ulusa geçer biri öldüğünde gücünü sıradaki ulus devralır. Avatarın Ateş ulusundan olduğu zamanlar ateş kralı avatarı öldürerek dünyayı ele geçirmeyi planlar ve başarılıda olur. artık denge bozulmuştur. Ateş ulusundan sonra avatar görevi hava gezginlerindedir. Bunu bilen ateş kralı bütün hava gezginlerini öldürerek avatarı tamamen ortadan kaldırmak ister. Hava gezginlerinin hepsini zalimce öldürür. Ama unuttuğu tek bir kişi vardır. Oda Avatar Anng’dir.

  Avatarlara 16 yaşına geldiklerinde avatar oldukları söylenir ve dört elementide bükme gücü öğretilirdi ama savaş olduğu için Anng bunu 12 yaşında öğrenmiştir. Tüm çocukluğu mahfolmuş ve çok ağır sorumluluklar alması gerekmiştir buna dayanamayan Anng kaçar ve bir fırtınaya yakalanır. Bu sırada kendisini ve Uçan Bizonu Appa  yı korumak için bir hava bolancuğu yapar ve böyle donar. Bu olaydan tam 100 yıl sonra Su kabilesinden Katara ve Sokka adlı iki kardeş onu bulur ve kurtarırlar.

Tüm dünya 100 yıldır avatarın gelmesini ve bu savaşa son vermesini beklemektedir. Ateş ulusu tüm ulusları hakimiyeti altına almaya çalışmaktadır. Beklenenden 100 yıl geç gelen Avatar bu savaşa son verebilecekmidir? Avatarın öldüğü sanan ateş ulusu Anng in uyanıp bütün gerçekleri öğrenmesi ve Avatar haline dönüşmesiyle avatarın yaşadığını anlayacak ve peşine düşecektir. Avatar haline dönüştüğü zaman gözleri ve vucudundaki oklar parlıyor ve çok güçlü oluyor. Çünkü geçmişteki bütün avatarların gücü onda birleşmiş oluyor. Ve diğer avatar heykelleride bu sırada parlıyor böylece ateş ulusu avatarın yaşadığını öğrenmiş oluyor.

Ateş kralının oğlu Zukko babasına karşı gelmiş ve saraydan kavulmuştur. Affedilmesinin tek yolunun ise avatarı öldürmek olduğu söylenir. Zukko gururunu yeniden kazanmak için avatarın peşine düşer. Bakalım Anng su, toprak ve ateş bükmeyi öğrenebilecekmidir? Tüm dünya ondan ateş kralını yenmesini beklerken o hala oyun düşkünü 12 yaşında bir çocuktur.

Senaryo 3 kitap gibi tasarlanmıştır. Su, Toprak ve Ateş diye gitmektedir. Her kitap bir sezonu oluşturuyor ve hikaye o ulusta geçiyor. Çok eğlenerek izlediğim bir animasyondu, yeri geldiğinde hatta genelinde çok gülerek izliyorsunuz. Üzerine düşen onca göreve rağmen Anng’in oyun sevdası ve tabii Sokka’nın aptallıkları, Katara’nın her olayda mantıklı bir çözüm bulması ve 2. sezon katılacak olan Toph’un görmeyen gözüyle normal kişilerden bile daha çok şey görebildiğini büyük bir zevkle izleyeceksiniz. Anime seven, çizgi film izleyen, animasyon filmlere denk gelmiş ve çok sevmiş olanlar mutlaka izlesin derim… Daha fazla bilgi almak için bakınız: Vikipedi .

Ayrıca Temmuzda filmi gösterime girecek, oyuncuları pek benzetemeselerde merakla beklemekteyim filmi. Sanırım diğer avatar filmi ile bir isim karışıklığı yaşanmasın diye direk  “Son Hava Bükücü” diye vizyona girecek. Zaten diğer filmi duyar duymaz bu sanıp sevinmiştim. Ama Navi avatarı çıktı 😀 Filmini merak edenler ise buraya tık tık : Sinemalar Bu animasyonun film anlatımında da görüşürüz umarım ki bende bu blog sevdesı oldukça görüşürüz 😀

Sad Movie (2005)

Sanırım uzakdoğu sevenlerin afişi görür görmez “kadroya bak”  diyecekleri bir film. Hollywood sinamasının yılda bir kere mutlaka yaptıkları çok ünlü oyuncuları toplayalım sıradan bir konusu olsada tutar denen filmler vardır ya işte buda onların Kore versiyonu. 😀 Adı sad olunca birde afişinde çok güzel ağlayan insanları görünce zaten direk vuruldum filme 😀 Bundan sonra bana dramsever de diyebilirsiniz 😛 Aslında filmin başında hiç öle dram falan yok gayet güzel ilerliyor ama sonunu adına yakışır biçimde getiriyor.

Filmin konuzuna gelecek olursak 4 farklı hikayeye sahip gibi görünsede aslında hepsi bir şekilde birbirine bağlı hikayeler. Bir televizyon kanalında işitme engelliler için haber spikerliği yapan genç bir kız   itfaiyeci olan sevgilisinden evlenme teklifi beklemektedir. İtfaiyecimizde teklif etmek istemediğinden değilde yüzüğü kaybettiği için sürekli geçiktirmektedir. Bir gün yüzüğü bulur ve güzel bir gece hazırlar hatta nasıl söyleyeceğini bile düşünmüştür “Bugüne kadar yangından insanlar kurtardım, boğulan bir adam kurtardım. Şimdi ise aşka düşmüş bir adamı kurtarmak istiyorum, benimle evlenir misin?” bunları düşünürken tam o anda telefon çalar, gelen bir yangın haberidir…

İkinci hikayemiz ise haber spikeri kızımızın konuşamayan kız kardeşiyle ilgili. bir yangından son anda kurtarılan (kurtaran tabiki bizim itfaiyeci) Genç kızın yüzünde yangından kalma bir yara izi vardır. Bir parkta Animatör olarak çalışmaktadır. Yedi cücelerin Prensesi kostümün içinde yüzünüde gizlemektedir. Ama günün birinde parktaki ressama aşık olur. Ressam her zaman maskesini çıkarmasını ve öyle bir resmini yapmak istediğini söylemesine rağmen buna bir türlü cesaret edemez. Takii yedi cücelerin cesaret vermesine kadar.. Meğer  pamuk prenses masalı hiçde bildiğimiz gibi değilmiş. Aslında prens 8. cüceymiş ve evlatlık verilmiş, kötü kralice ise ayna tarafından aldatıldığı için ölmüş. Çünkü sevdiğin insana bakarken aynayla bakmazsın yüreğinle bakarsın… İşte yedi cücelerin bu sözlerinden sonra artık yüzünü gösterme vakti gelmiştir…

Üçüncü hikayemiz ise kasiyer olarak çalışan bir kızın işsiz olduğu için sevgilisinden ayrılmak istemesiyle başlar. Çocuk ayrılmamak için iş bulmaya çalışır ve bir gün bir kadının ondan bir iyilik istemesiyle aklına çok güzel bir fikir gelir. Kadın ondan telefondaki sevgilisine ayrılmak istediğini söylemesini ister. Bu fikirden yola çıkarak Ayrılık Ajansı kurar. Ayrılmak istediğini söyleyemeyen kişilerin yerine gidip o söylemektedir. Artık bir işi vardır ve sevgilisiyle arasını düzeltebileceğini düşünür. Bir gün İnternet tabanlı şirketine bir müşteri mesajı gelir. Bu sevgilidir ve ondan ayrılmak istiyodur sebep ise yeni birini bulmuştur…

Son hikaye ise annesi kanser hastası olan küçük bir çocukla ilgili. Annesi çalıştığı çocuğuyla ilgilenmeye pek fırsat bulamaz. Bir gün bir tarafik kazası nedeniyle hastaneye kaldırıldığında kanser olduğunu öğrenir. Başlarda çocuk annesinin hastanede olmasına sevinir çünkü onu istediği zaman görebilmektedir ama gittikçe kötüleşen annesini gördükçe onu kaybediceği için çok korkar. Parkta tanıştığı “ayrılık şirketi” olduğunu söyleyen adamı arar ve annesine bir mesaj iletmesini söyler. Annesinden ayrılmak istemiyodur hep onunla kalmasını istiyordur. Bu Ayrılık Ajansının son işi olur bu sefer annesinden ayrılmak istemeyen bir çocuğun mesajını iletecektir…

Yandaki afişi daha çok sevdim, filmde zaten yağmurla başlayıp yağmurla bitiyor. Tüm oyuncuların yağmurda durağa sığınması hoş bir afiş olmuş. Kore filmleri hep bunu yapıyor, üzücü bir filmse mutlaka bir yağmur sahnesi olur. 😀 Daisy’in bitişindeki yağmur sahnesini tek geçerim ama… İşte böyle başlayıp sonu adı gibi üzücü biten bir film. Baştan uyarması 4 hikayedede mutlu son yok. İzlemek isitiyenlere iyi seyirler dilerim ve filmden harika bir şarkıyla hoşçakalın derim….