Mim: İzlemekte Olduğum Diziler

Alternatif Başlıklar: Bir türlü bitiremediğim diziler, Uzun süredir izlediğim diziler, İzlememe alışkanlığıma kurban gitmiş zavallı diziler, Ah bu dizilerin hali ne olacak, İzleyemiyorum be abi:P

Kuzularımdan Enda (aka. suspusningi), şuracıktaki  postunda beni mimlemiş ve benden şuan da izlediğim dizileri yazmamı istemiş. Ah ah şu sıralar ne izliyorsun diye sorsanız teoride çok şey izliyorum ama pratikte bir şey izlediğim yok.  Çünkü çağımızın vebası (:P) “izleyememe sendromuna” ben de yakalanmış durumdayım dostlar. Artık bunun da bir çaresini bulsun tıp dünyası, ne olacak bizim halimiz, yazık değil mi bunca insana, türümüz yok olma tehlikesi altında… (öhöm öhöm fazla abarttım sanırım)

İzleyememe sendromunun belirtileri: Önceden bir kaç bölüm arka arakaya izlediğiniz dizileri artık bir bölümünün sonunu bile zor getirme, hatta benim gibi 20’şer dakikalar halinde bir bölümü 3 günde izleme, en sevdiğiniz oyuncular oynasa da hikaye şukella olsa da bitse de kapatsam modunda ekrana boş gözlerle bakma, 5-6 bölüm sabredip “yok anam ben izleyemiyorum.” diyip bırakma, sonraki ay “yaa bir daha deneyeyim belki izlerim.” diyip ite kaka 2 bölüm daha izleme vesaire vesaire…

Bu belirtilerden sonra hastalık iyice nüksediyor ve artık pes edip diziyi tarihin tozlu sayfalarında gönderiyorsunuz. Ben de  başladığı işi bitirme huyu olduğu için bu aşama bu türlü gerçekleşmiyor ve ben o diziyi bitirmek için 40 takla atıyorum:P Yalan,  hala bitirmeyi başardığım dizi yok ama çabalıyorum en azından:P Örneğin Padam Padam’da 18. bölümü izlemeyi başardım en son, bitmesine çok az kaldı inanıyorum, başaracağım. (Biraz gaza ihtiyacım var lütfen postun altına yorum olarak “başarabilirsin, sana inanıyoruz” gibi şeyler yazar mısınız?)

Oppss, Siwon Padam Padam için yazmanızı istemiyor sanırım, tamam o zaman Poseidon ve Skip Beat için yazın. kıh kıh kıh^^

Hazır ortaya bir “izleyememe sendromu” atmışken, bunu kanıtlara dayandırmadan vallahi bırakmam:P Ahanda şuradaki yazıda  dediğine göre yapılan bir araştırma (ki bu araştırmayı KOFICE yapmış) yabancılardaki Kore hayranlığının bir süre sonra biteceğini öngörüyor. Çin, Amerika, Fransa, Japonya gibi ülkelerde yapılan anketlerde çıkan sonuçlar, yabancı hayranların bir süre sonra Hallyu (Kore Dalgası) etkisinden çıkacağı yönünde, hatta bu süre ortalama 4 yıl olarak bulunmuş. Bunun nedeni ise şimdilerde çok farklı gelen Kore müziği, dizileri, filmleri zamanla sıradanlaşacak ve insanları sıkacakmış. Tabi bunda dizilerde konuların birbirini tekrar etmesi, yeni çıkan müzik gruplarının birbirine çok benzemesi gibi etkenlerde varmış.

Ben demiyorum valla uzmanlar diyor bana sadece katıldığımı söylemek düşüyor. Şimdi bir hesap yaparsam Kore dizilerini izlemeye başlayalı 4 yıldan fazla oluyor. İlk başlardaki değişik bir şeyler keşfetmenin heyecanıyla sular seller gibi dizi izleme dönemi bitti. Eskiden her yeni çıkan diziyi izlesem de zamanla aralarından iyileri seçip izledim daha sonra da çok iyi olsalar bile artık farketmediği bir dönem başladı ve hiç birini izleyemedim. Tabi böyle izleyemiyorum diyip kestirip atmak da yanlış. Belki bizi tekrar ekrana kitleyen bir dizi çıkar ve eski alışkanlıklarımıza tekrar döneriz. Ki bana bu Amerikan dizilerinden sıkılıp Kore dizilerine keşfettiğim dönemi hatırlatıyor. Aradan belli bir zaman geçince tekrar Amerikan dizilerini özlediğim gibi Kore dizilerini de özleyebilirim. Hiç belli olmaz bu işler diyip bu postun asıl amacı olan mime döneyim. Buradan Sevgili Dostum Enda’dan da özür dilerim başta kısacık bahsedeyim diye konuyu açıp yine çenemi tutamayıp uzattım:D Ama bu sayede düşüncelerimi yazıya dökmüş oldum:)

Gelelim benim şu sıralar izlemeye çalıştığım dizilere:

İlk dizimiz Padam Padam, çok beğenildiği, çok izlendiği, çok yazıldığı için konusundan bahsetmeyip direk dizi hakkaında ki düşüncelerime değineceğim. Bir çırpıda izleyip bitireni olduğu kadar benim gibi çok çok sevip ama bir türlü izleyemeyen bir çok kişi de gördüm, okudum. Ben de bu dizinin sonunu ve o sona gelene kadar ki gelişmeleri çok merak ettiğim halde neden bir türlü izleyemiyorum diye kafa yordum ve aklıma gelen şeylerden biri: bu dizinin her bölümün çok fazla sosyal mesaj veriyor olması. Mesajlar çok doğru ve çok haklı ama o kadar gerçekçi ki mesajların ağırlığından dizi izleme işi zorlaşıyor. Ama hala çok merak ediyorum, bu yüzden son iki bölümü de mutlaka izleyeceğim.

İkinci dizimiz de The King 2 Hearts , bu da kaplumbağa hızı ile izlediğim dizilerden, Dostum kimbapsushi ile “dizilere birlikte izlemeye başladığımızda çok iyi çıkıyor” diye bir totemimiz var. O yüzden bunun da ilk 3 bölümünü birlikte izledik, pek sevdik. Sonraki bölümleri de izledim ama bir yerden sonra yine takıldım kaldım. Her gün bir bölüm izlemesem de haftada bir bölüm şeklinde bir yayın akışı oluşturdum kendimce ve yuvarlanıp gidiyoruz:D Değil mi Seung  Gi:P

Sıradaki dizimiz Poseidon, dizinin oyuncularının değişmesinden basın konferanslarına kadar takip ettim başlamadan ama bunu da bir yerden sonra bıraktım. Ve hatırlıyorum her şey Yunho gittikten sonra oldu. Yunho 4. bölümde gitti ben de en son 5. bölümü izledim. Siwon ve Yunho iyi ikili olmuştu ama yaa, neden Yunho konuk oyuncuydu neden ha sorarım yapımcılara:P Ha diyeceksiniz Siwon var neyine yetmiyor kızım diye ama ekranda Siwon ve Yunho’yu birlikte izlemenin de tadı da bir başka yalnız izleyen bilir:P Diye oldukça yüzeysel yorumlarımdan sonra buna da mutlaka devam edeceğimi söylememe gerek yok sanırım:D

Ve yine Siwon ve ek olarak Donghae için başladığım, aynı adlı bir manganın Tayvan uyarlaması olan Skip BeatKore dramalarını izleyemiyorum diyen ben utanmadan Tayvan dramasına başlıyorum. Eskiden de Tayvan dramaları izleyemezdim ama aç gözlülük yapıp buna başlarsam olacağı 2. bölümden öteye geçememek olur. Müstahak bana:P Artık öğrendiğiniz gibi son sözüm bu da bir gün izlenecek. (Bitirebileceğimiz konusunda pek emin değilim ama kimbapsushi ile birlikte bu diziyi izleme kararı aldık bakalım hayırlısı:D )

Son olarak bir kaç ay önce başlayıp 3 bölümünü izlediğim ve çok beğendiğim Japon dizisi Don Quixotetan bahsedeceğim. Şu sıralar şiddetle  tekrar başlamak istiyorum. Konusundan biraz bahsetmek gerekirse Çocuk Koruma Hizmetlerinde çalışan bir  memur ile bir Yakuza patronunun ruhlarının değişmesiyle başlayan ve komediyi beraberinde getiren bir hikaye. Birbirlerine tamamen zıt olan bir ikili işlerini ve itibarlarını kaybetmemek için anlaşıp birbirleri yerine yaşarlar. Yakuza patronu bedenin de yaşayan bir memur, bir memur bedeninde yaşayan bir Yakuza patronu.. söylemesi bile eğlenceli değil mi? eğlencenin yanında aynı zamanda sosyal mesajlarda veren her bölümde farklı bir hikaye ile farklı bir çocuğun hayatını kurtaran ikinin maceralarına kaldığım yerden devam etmek istiyorum ve size de şiddetle öneriyorum:D

Ve bir dizi izleme (“sen buna izleme mi diyorsun” dediğinizi duydum ama haklısınız ne diyeyim:D) postunun da sonuna geldik, size izleyemem sendromuna yakalanmayacağınız sağlıklı güzel güzel dizi izleyebildiğiniz günler diliyorum. Bana  da tekrar zevkle dizi izlediğim günler diliyorum. Bir de son olarak şu yukarıda bahsettiğim “Başarabilirsin, bu dizileri bitirebilirsin.”leri hatırlatıyorum ve görüşmek üzere diyorum:D

Reklamlar

K-Pop’daki Gender Bender Olayı ve NU’EST’ten Ren

Aslında size sadece Ren’den bahsetmek istiyordum ama geçenlerde şuradaki yazıyı okuyunca konuyu biraz daha genişletmeye karar verdim.  Ren, Pledis Entertainment’in ilk erkek grubu olan NU’EST’in üyelerinden biri, Pledis’in “Altın Çocuğu” olarak da biliniyor. Tumblrda takip ettiğim hesaplardan biri NU’EST hayranıydı ve ilk tanıtımlarından beri fotoğraflarını paylaşıyordu. Bu yüzden grubun adını bilmesem de yüzlerine aşinaydım.  Daha sonra Ren tarzıyla ilgimi çekmeye başladı ve “Nasıl bir grupmuş ki bu?” diye, şarkılarını dinlemeye başladım ve pek beğendim. En sonunda NU’EST -aslında daha çok Ren- hayranı oldum. Bu sene o kadar çok yeni grup çıktı ki artık hangisi takip edeceğimizi şaşırdık. Aralarında çok iyi olanlarda var ortalarda seyredenlerde var. NU’EST’in geleceği iyi görünüyor.

Biraz gruptan bahsetmek gerekirse Pledis Boys olarak Ocak 2012’de tanıtımlara başlayan grup resmi olarak Mart ayında Face şarkısı ile çıkış yapmıştır. Adının açılımı: Nu (İngilizce New’in oradaki okunuş ve kısaltması diyebiliriz), E (Sağlam- İstikrarlı), S (Stil), T(Tarz). Üyelerin isimleri yukardaki fotoğrafta soldan başlarsak: Min Hyun, Ren, JR (Junior Royal), Baek Ho, Aron. Yaşları ise tahmininizden küçük o konuya girmeyelim en büyüğü 1993’lü diyeyim sadece, o da Aron oluyor:)  Grubun en yakışıklısı ve beğenileni  JR gibi görünüyor ama benim ilgimi Ren ve Aron çekti. Neyse küçük bunlar o yüzden hiç yan gözle bakmıyorum:P  Aşağıdaki parça çıkış şarkıları ve çok sevdiğimi söylemeliyim^^

Gelelim gender bender olayına: sizinde fark ettiğiniz gibi Ren’in kadınsı bir tarzı var. Biz kpop severler bu tarza alışığız ama Ren’in ki biraz daha baskın  ve kpop hayranlarını bile “Acaba kız mı?” diye yanılgıya düşürebiliyor. Buradan sonra yukarıda bahsettiğim yazıdaki düşüncelerin özetini aktaracağım ve daha sonra tekrar kendi yorumuma geleceğim.

NU’EST’in tanıtımları sırasında Baek çok erkeksi bir imaj çizerken, Ren’in de tam tersine kadınsı bir imaj çiziyor. İlk bakışta bize amber’i hatırlatıyor. Amber’de durum tam tersine işliyor. Bir çok kişi, bir kız grubunda erkek imajı çizen Amber sayesinde, F(X) tanıdı. Prenses Sulli veya Jessica’nın sevgili kardeşi Krystal sayesinde değil. Belkide Pledis de bu düşünceden yola çıkmıştır. Aynı zamanlarda çıkış yapan EXO, 20 yakın tanıtım videosu yapıp hala çıkış yapmamakla ve B.A.P ise tüm üyelerinin sarışın olmasıyla dikkat çekmişti. NU’EST’in tanıtımlarında da en çok Ren konuşuldu. Bir taraftan da Amber’in görünüşü tamamen onun tarzı gibi görünüyor ama Ren’in tanıtımlarında makyajı, saçları ve bakışları ile oynuyor gibi görünüyor. Henüz çıkış yapmadıkları için tam olarak bilmiyoruz.

Evet son cümlede de söylediği gibi daha grubun tanıtım zamanlarında yazıldığı için henüz rol yapıp yapmadığını bilmiyoruz denmiş. Kendi fikrimi söylemem gerekirse: bence kesinlikle rol yapmıyor, Amber gibi onun da tarzı böyle. Grubun Making Star programı için çekilen görüntülerini izlerseniz siz de benim gibi düşünebilirsiniz. Ayrıca ilk başta soğuk biri gibi dursa da pek şirin olduğunu göreceksiniz. Belki de şirketler üyelerde ki bu yönü görüp altını çizerek popülarite ve reklam için kullanıyor olabilirler. Ancak sırf bu yüzden rol yaptıklarını düşünmüyorum. Her ne kadar reklam amaçlı olsa da ve grubun adının bu şekilde duyulması sağlansa da grup sağlam ve şarkıları iyi olmadıkça hiç bir yarar sağlamayacaktır. Evet ben de NU’EST’i Ren sayesinde tanıdım ancak tanıyınca şarkılarının iyi olduğunu gördüm ve takip etmeye devam ederdim. Eğer grup gerçekten iyi olmasaydı bir kere meraktan dinler geçerdik. İlk başlarda Ren sayesinde dikkatleri çekse de zamanla yetenekli üyeleri, iyi şarkıları sayesinde gelişmeye ve bununla anılmaya başlanacaktır.

Ve son olarak sizlerin fikirlerini almak istiyorum. Kpop’da ki gender bender olayı hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce reklam kokan hareketler mi yoksa gerçekten tarzları mı böyle? Bir de NU’EST’i nasıl buldunuz? Aslında en çok merak ettiğim sizce de Ren çok güzel değil mi yaa? Kıskançlıktan ölebilirim:D Bunların cevabını istiyorum diye bitirelim:P Tabiki cevap vermek isterseniz 🙂

Not: Postun fikir kaynağı yukarıda linkini verdiğim yazıdır.

The King 2 Hearts *Lee Seung Gi = Eğlence

Lee Seung Gi dizi çekerde Astrea izlemez mi?

Dediğinizi duyar gibiyim. Demiyor musunuz? Geç değil şimdi diyebilirsiniz bence:D

Geçenlerde Lee Seung Gi yeni dizi ile dönüyor diye haber yapmıştık işte bu dizi neymiş nasılmış kimler varmış sizin için izledim ve nacizane fikirlerimi söylemeye geldim. Evet sırf sizler için izliyorum yoksa efenim Lee Seung Gi oynuyormuş, yok pek de şirin bir karaktermiş yok çok eğlenceli sahneler varmış falan hiç önemli değil. Ha Ji Won  bile katlandım izledim artık düşünün size nasıl değer veriyorum:)

Dizi Kuzey Kore ve Güney Kore arasındaki bir anlaşma ile başlıyor. Gerçekte ki gibi iki ülke hala birbirine düşman ama kısa bir süreliğine de olsa birlik olup tüm ülkelerin yarıştığı bir yarışmaya (WOC)  Kore olarak katılmaya karar veriyorlar. Çünkü yıllarca  Birleşmiş Milletler iki ülkenin ayrı ayrı yarışmasına izin vermiyor. İki ülkeyi Kuzey ve Güney diye ayrı ayrı değil sadece Kore olarak kabul edeceklerini söylüyorlar. Diziye göre Güney Kore’de Monarşi hala devam ediyor ve anladığımız kadarıyla Kral bazı kararları vermede söz sahibi yani göstermelik bir Kraliyet değil. Kralında önerisiyle iki ülke birleşip bu askeri yarışmaya subay yetiştiriyorlar.

Bu yönden bakınca siyası, askeri bir dizi olarak düşünülse de işin içine Lee Seung Gi gibi bir prens karışınca dizi tadından yenmez bir komediye dönüşüyor.

Öncelikle karakterleri tanıyalım sonra tekrar konuya dönüş yapacağız:

Lee Jae Ha / Lee Seung Gi

İşte eğlence kaynağı diye bahsettiğimiz Prens Lee Jae Ha. Küçüklükten beri Kral olup sorumluluk almaktan korkmuş hatta bu yüzden abisini her türlü tehlikeye karşı kormuş ki o kral olsun. Abisi yani kral ile aralarında çok güzel bir dostluk var.  Şimdiye kadar askere giden tek Prens olma özelliği taşıyor o da abisinin zoruyla hatta abisinin oyunuyla kendisini bir şekilde yarışmaya katılan subayların arasında buluveriyor. Hem de grupta ki tek kadın asker olan Ha Ji Won ile aynı odayı paylaşmak zorunda kalıyor. Bu aynı odayı paylaşma oyunlarına bayılıyor her dizide var yemiyoruz ama izlenip eğleniyoruz:D

Lee Jae Ha’nın tipine baksanız ondan asla ciddiyet beklemezsiniz ki o da beklenen karşılıyor ve her an cıvık olmayı başarıyor ama bazı anlarda ondan beklenmeyecek ciddiyetle büyük işler başarmıyor da değil. böyle karakterleri çok seviyorum garip garip huyları vardır ama günün adamı olup herkesi kurtarabilirler:)

Kim Hang Ah / Ha Ji Won

 Kuzey Kore askerlerinden Kim Hang Ah ayrıca Güney Kore’ye kralı öldürmek için gönderilen casuslardan olduğuna dair dedikodular da var ama henüz gerçek olduğuna dair bir belirti göremedik. Yarışmaya katılma meselesi diğerlerine nazaran daha farklı ve komik ama onu izlerken görüp eğlenin diye anlatmıyorum:) Her Kore dizisinde olduğu gibi hayatı boyunca sevgilisi olmamış masum kızlardan o da tabi dövüş yeteneklerini ve erkeksi tarafını saymazsak diğer dizilerdeki gibi yeri geldiğin bebek diliyle bile konuşan sıradan dizi kızılarından diyebiliriz. (Dizi kızı ne ola ki?)

Ha Ji Won’un oyunculuğunu da hiç beğenmiyorum. Bana her zaman aynı oynuyor gibi geliyor. Bir de hiç yakışmayan çocuk gibi konuşması yok mu o an çıldırıyorum ama Seung Gi hatırına katlanıyorum. Secret Garden’da da Hyun bin hatırına katlanmıştım. Hayır bir de gidip taş gibi adamlarla oynamıyor mu… Daha fazla konuşmayayım yoksa bu yazı “Ha Ji Won’a Nefretim” başlığını alacak:) Ne diyorduk; Kim Hang Ah, en büyük aşklar nefretle başlar klişesine göre hareket ediyor ve sonunda Prense aşık oluyor.

Eun Shi Gyung / Jo Jung Suk

WOC takımından bir üye ama daha sonra Prens kendi özel koruması olarak atıyor. Dizide gözüme çarpan erkeklerden (tabi Seung Gi’den sonra) sessiz, cool bir tavrı var. İlk bölümlerde prense doğrulttuğu silah ile kötü karakter mi diye düşünüyoruz ama daha sonra öyle olmadığını anlıyoruz. Şimdilerle Prenses ile aralarında birşeyler olacak gibi bakalım hayırlısı:P Kızı da sevdim olabilir onay veriyorum ahaha

Lee Jae Shin / Lee Yoon Ji

 Dizinin sevdiğim karakterlerinden Prenses Lee Jae Shin, abisi kadar çatlak olmayı başarıyor. O da kraliyet ailesinden olmayı istemeyenlerden. Hatta kılık değiştirip barda sahne almışlığı ve Prensese yani kendisine küfür etmişliği bile var.  Yaptığı munzurluklarla saray muhafızlarından yukarıda bahsettiğimiz yakışıklığı peşinde koşturmakta hadi bakalım bu işin sonu nasıl olacak göreceğiz. Daha önce nered eoynamış diye baktığımda Goong’da da Prenses rolünde olduğunu gördüm, orada da buna benzer bir prensesti:)

John Mayer / Yoon Jae Moon

Dizinin en tuhaf adamlarından, kraliyet ailesiyle alıp veremediği var. Çocukluğunda bile prense “kral ben olacağım” diyor sonra ortalardan kayboluyor. Yıllar sonra yurt dışında çok güçlü bir örgüt kurmuş olarak buluyoruz kendisini. M Kulüp diyorlar ve diziye göre çok güçlü ve bir çok bağlantısı var. M Kulüp bana Masonları hatırlattı ama net bir şey söylemiyorlar. John Mayer’e de kraliyet ailesinin her türlü işini engelleme kendini adamış garip bir sihirbaz diyebiliriz.

Bunlar dışında ki karakterlerden bahsetmek gerekirse Kral Lee Jae Kang’ı (Lee Sung Min) pek sevdiğimi söyleyebilirim. Bu adamı daha önce hep kötü ve gıcık rollerde izlemiştik oysa iyi bir role ne de çok yakışıyormuş. Böyle devam etmeli:) Bir de WOC takımından, daha sonra yine saray muhafızı olarak çalışmaya başlayacak olan Yeom Dong Ha (Kwon Hyun Sang)  çok şirin geldi gözüme:)

Her ne kadar askeri bir mevzu olarak başlasa da konumuz nasıl oluyor biz anlamadan zorunlu evlilik daha doğrusu nişanlılık olayına geçiveriyor. Kuzey Kore Hükümeti ile Güney Kore Kralı kendi aralarında Prensin Kuzeyli bir kadınla evlenmesini, böylece iki ülkenin arasının düzeleceğini konuşuyorlar. Bu konuşma bir şekilde basını sızıyor ve halk karşı çıkıyor ve Krala yükleniyorlar. Prenste kendini feda ederek bu fikrin kendinsinde çıktığını ve Kuzeyli subay Kim Hang Ah’a aşık olduğunu tüm halkın önünde açıklıyor. Bundan sonra şamata başlıyor. Asıl şamata bundan sonra başlıyor. Sözde kızı önce kendine aşık edip sonra terketmeyi planlarken kurduğu tuzağa kendi düşüyor. Buralarda Seung Gi’ye kızın duygularıyla oynadığı için kızıyoruz (ben hiç kızmadım valla yürü bee koçum dedim:P ) ama sonunda kendi kazdığı kuyuya kendi düşeceğini bildiğimizden ses etmiyoruz:)

Tüm bunların yanında izlerken Kuzey Kore hakkında bir çok bilgi ediniyoruz. Tabi Güney Kore’nin gözünden. Benim en merak ettiğim şeyse Kuzey Kore’nin bu diziyi izleyip izlemediği, gerçi dizide Kuzey Kore’nin Güney’in tüm televizyon programlarını takip eden bir askeri ekibi olduğu gösteriliyor ama gerçek mi değil mi bilemiyoruz. Kuzey Kore, Güney’e göre hayli geri kalmış görünüyor kullandığı cep telefonlarından trenlerine kadar 80’ler imajı çizilmiş. bir de her odanın neredeyse her duvarında liderlerinin fotoğrafı var.  Güney Kore’nin yaşam tarzını hiç onaylamıyorlar ve çok boş buluyorlar. Tabi bunlar bize gösterilenler gerçekte nasıldır gitmeden bilemeyiz.

Dizide çok güldüğüm karakterlerden biri de Kuzey Kore subaylarından Lee Kang Suk, kendisi Güney Kore’ye eğitim için geldiğinde Girls Generation’un afişlerini görür görmez bu gruba vuruluyor. bu hayranlığını saklamaya çalışması gizli gizli programlarını izlemesi ve sıkı bir Tiffany hayranı olması çok eğlenceli:)

Şimdilik söyleyeceklerim bu kadar, izlemenizi ve eğlenmenizi tavsiye ediyorum. Bir de uzun zamandır dizi tanıtımı yapmadığımdan unutmuşum umarım becerebilmişimdir;)