Koreliler ve Sevgiliye Ayakkabı Hediye Etme Mevzusu

Yoo yoo moda bloguna çevirmedim yanlış gelmediniz durun gitmeyin hala eski Astrea….

Dizi izlerken esas konudan çok  gereksiz ayrıntılara takılıyorum sanırım ya da belki de onlar çok gerekli siz bilmiyosunuz:P Efendime söyliyeyim Lee Min Hoo’nun ceket yakalarının çift olmasını çok sevdiğimden bahsetmişim şu postta ya da şu postta Kang Ji Hwan’ın yakasına taktığı süslerden bahsetmişim. Durun ya sanırım cidden gereksizmiş, bununla yüzleşmem lazım:P

Tamam bunlar gereksiz diyelim peki Kore Dizilerindeki Aşk Açılımına ne dersiniz. Bak bence bu gerekliydi, yetkililer bu düzeni çaktığımızın ve artık bizi kandıramayacaklarının farkında olmalıydı. Yetkililer derken?

Neden mi bunları anlatıyorum tabiki başka bir gereksiz konuya değineceğim kıh kıh kıh

Bu postu Kore dizilerinde çok kullanılan hikaye olan Küçük Denizi  Masalı postunun bir devamı olarak düşünebiliriz. Çünkü yine gerçekte farklı olan ama dizilerde sürekli değiştirilmeye çalışılan bir konudan bahsedeceğim.

Kore dizilerinde sevgiliye ayakkabı hediye etme olayının ilk izlediğim dizilerden olan Coffee Prince’de gördüm sanırım. Han Kyul’un sevgili olduktan sonra Go Chan’a ayakkabı alması beni şaşırtmıştı. Olum ayak numarasını nereden biliyon sen bu kızın? Hem ayak numarasını bilsen bunun buçuklusu var, kalıbı dar olanı var, ön tarafı birazcık sıkanı var… Aaa ayakkabı mı alınırmış hiç ben kendime bile ayakkabı alırken numara sıkıntısı çekiyorum, bu Kore’de milletin ayağı standart mı anlamadım ki? (Ciddi ciddi kız bozmuş kafayı bu mevzuyla yazık)

Sadece bu dizide görsem neyse sonrada karşıma çıkınca bir araştırayım bu mevzuyu dedim ve Kore’de sevgiliye ayakkabı hediye edilmeyeceğine dair bir batıl inanç olduğunu öğrendim. Özellikle kırmızı ayakkabı hediye edilirse sevgilinin terk edeceğine inanılırmış. (Ayakkabıları giyip gidecek gibi bir mantıkla sanırım) Diğer Uzakdoğu ülkelerine baktığımız da; Çin’de sevgili ve arkadaş diye ayırmadan ayakkabı hediye etmenin karşındaki kişiye kötü şans getireceğine inanılırmış. Bu da “ayakkabı” ve “kötü şans” kelimelerinin yazılışlarının benzer olmasıyla alakalıymış. O zaman bu inancı yıkmak için dizilerde kullanıldığını düşünmüştüm ve bu konuyu hafızamın uzak köşelerine kaydetmiştim.

Şimdi A Gentleman’s Dignity’de bu konu vurgulanarak işlenince artık bir post yazmanın zamanı geldi diye düşündüm. Üstelik genelde hep Erkekler, kadınlara ayakkabı hediye ederken bu dizide kadınlarda  karşı atak olarak ayakkabıyı kullanmaya başladı. Sanırım aynı durum I Do I Do’ da da varmış ama onu izlemediğim için bir yorum yapamayacağım. A  Gentleman’s Digity’ de bu sahne zaten favori sahnelerim arasına yerleşti sırf şu ayda 100 Won mantığı yüzünden.

Biraz spoiler vereceğim ama  seyir zevkini kaçıracak türden değil hatta izleme isteği uyandıracak türden;)

Seo Yi Soo’yu 100Won’dan pahalı hediyeleri kabul etmediği için Kim Do Jin’in hediye ettiği ayakkabıları geri veriyor. Bunun üzerine Kim Do Jin gidip daha pahalı bir ayakkabı alıyor ama ayda 100 Won’luk taksite böldürüp her ay bir hediye aldığını düşünmesini istiyor. Kim Do Jin’den beklenen bir hareketti:)

Baktılar öyle kız arkadaşa ayakkabı hediye ettiğini göstermeyle bu inancı kıramayacağız bir de karşı taraf da ayakkabı alsın dediler. O da olmadı birbirlerine hediye ettikleri ayakkabılar ile bir gezinsinler (yukarıdaki sahne) bir dolaşsınlar bak hiç kaçıyorlar mı? Zaten kaçsalar ikisi birlikte kaçar bu durumda ama önemli olan aynı yere kaçsınlar farklı yönlere değil:P

Bu  inançları kırma düşüncesi benim fikrim belki çok farklı amaçları olabilir ya da hiç bir amacı da olmayabilir. Sadece bu sahne hoşlarına gidiyordur ya da ayakkabı firmaları hep dizilere sponsor oluyordur falan:) Siz ne düşünüyorsunuz ve hangi dizilerde bu ayakkabı hediye etme mevzusuna rastladınız diye soracaktım:)

Reklamlar

To The Beautiful You “İlk İzlenimler”

Kim derdi ki Astrea eskisi gibi bir dizinin yayın tarihi için gün saysın çıkar çıkmaz altyazısız falan izlemeye kalksın sonra kendi kendine “Saçmalama kızım 1 gün daha bekle nasıl olsa hemen çıkıyor artık İngilizcesi.” diyerek telkinlerde bulunsun, altyazısı çıkar çıkmaz oturup izlesin falan… Uzun süredir sahalarda görmediğimiz hareketlerdi bunlar gençler ama beni de dize getirecek dizi buymuş demekk ki^^

Normalde dizileri 2 bölüm izleyip de yazmam çünkü zaten Kore dizilerinin nasıl olduğu bir 5 bölüm sonra anlaşılıyor ama bu dizi Hana Kimi’nin Kore versiyonu olduğu için zaten ana konuyu bildiğimiz için ve de çoğunlukla kendi sabırsızlığım dan yazmak istedim. Zaten “ilk izlenimler” diye vurguladım.

Yine bir ton laf edip hala dizi hakkında tek kelime ettiğimin farkında mısınız?

Bilindiği gibi dizimiz orjinal manga olan Hanazakari no Kimitachi’nin Kore versiyonu, daha önce 2007 ve 2011 versiyonlarını karşılaştırdığım şöyle bir yazı yazmıştım. Bu sefer o karşılaştırmalara hiç girmeyeceğim çünkü girersem Manas Destanına rakip çıkan bir post yazmış olurum ne benim ömrüm yazmaya ne sizin ki okumaya yeter. O kadar çok fark var ki ben direk bu başka bir dizi izliyorum şahsen. Öyle yapınca daha keyifli oluyor , benden demesi;) Hem zaten dizide size o hissi uyandırıyor.

Japon isimlerden gidersek  Sano’yu Shinee Minho oynuyor. Nasıl derseniz bence Sano’nun o karizmatik uzak duruşunu çok iyi oynuyor. Hatta Oguri’den sonra gördüğüm en iyi Sano diyebilirim. (Kaç Sano gördüysem artık:P) Mizuki’yi de f(X)’ten Sulli oynuyor, ilk başlarda “Yaa neden bu kız yaa” diye baya mızmızlandım ama bak yine ön yargılı konuşmuşum kız gayet iyi oynamış gençler, bundan sonra o olmamış diyeni bana gönderin bir konuşurum kendisiyle, başta kızın hakkını yediğim için kendisine bir gönül borcum var da:P

Bu da Nakatsu’muz biriciğimiz  Cha Eun Kyul, onu da Lee Hyun Woo oynuyor. Onu da izledikten sonra artık tüm Nakatsu karakterlerinin şirin olma zorunluluğu olduğuna emin oldum. Hatta bence uyarlama anlaşmalarının ilk şartı bu:

Madde 1: Nakatsu’yu oynayan kim olursa kesinlikle çok şirin, tatlı, yanakları sıkılası olacak. Hikayeyi falan değiştirebilirsiniz kafanıza göre takılın.

Cha Eun Kyul’da futbolda oldukça yetenekli hatta telefon konuşurken falan gol bile atabiliyor yani. Bir özelliği de sosyal medyaya aşırı düşkün olması her dakika fotoğrafını çekip okulun twitter benzeri sitesinde paylaşıyor.

Bu da  yurt odaları, hiç şaşırmadığınıza eminim, Kore dizi yapacakta ne kadar zengin bir ülke olduğunu göstermeyecek mi aa aşk olsun olur mu öyle şey.

Bunlar yurt liderleri, hangi yurdun lideri sağolsun tek tek tanıttılar ilk bölümde memnun olduk mu derseniz şuan için yorum yok. 2. yurt liderine diğerlerine nazaran kanım kaynadı ama o da orta şekerli işte. Ah daha fazla anlatamayacağım gidip Nanba, Oscar ve Tennoji için ağlamam gerek. Oscar demişken buradaki adı Charles, Allah sizi kahretmesin dedim mi? Dedim.

Ne kadar ilk izlenimim varsa artık yaz yaz bitiremedim demek diziyi bitirsem hakkında roman yazacakmışım.

Ama en önemli şeyi söylememişim, diziyi çok merak etme nedenim Hana Kimi delisi olmam ve ilk versiyonu 46565 kere izlemiş olmam  olsa da EXO üyelerinin dizide oynayacağı öğrenmem de en büyük nedenlerimden oldu. İlk çıkan afişte olsalar da dizide onları görmek için kör olacaktım. Çok fazla öğrenci var, onları görmek için öğrenci kesmekten sahnelere konsantre olamadım. Bir ara Chen’i ve Tao’yu gördüm böle 2 saniye kadar falan ama benzetmiş olabileceğimi düşündüm. Neyse ki 2. bölümün sonunda bizzat EXO olarak sahneye çıktılarda bu garip kızın gözlerinin bozulmasını engellediler. Ondan sonra zaten “Aman da benim bebeklerim, aman da benim miniklerim.” diye izledim, bu daha tehlikeli.

Bu fotoğraflarda dudak balmı süren tip Hana Kimi’de ki Nakao galiba:) Nakao’da Mizuki’yi kıskanıyordu falan ama bu abarttı kıskanma olayını bildiğin düşman kesildi. Henüz diğer karakterlerden (Kayashima, Sekime gibi)  ses yok belki diğer bölümlerde görürüz. Bir de burada Kagurazaka rolünü oynayan çocuk yani Sano’nun rakibi başka bir okuldan değil kendi okulundan ve bildiğin ona düşman kesilmiş. Arkasından iş çeviriyor falan. Bunlardan anladığım kadarıyla dizi komediden çok entrikalı olacak. Japon versiyonunda ki kötü karakterler bile açık oynuyordu ne diyorlarsa direk yüzlerine konuşuyorlardı ama bunda herkes bir entrika bir plan bir oyun… Japonları bu açıklığı için tekrar tekrar tebrik ederim. Bak yine karşılaştırma işine girdim hemen çıkıyorum.

Bunlar da Hibari Four rolünü üstlenen kızlar. Bunlardan çok korkuyorum sürekli erkek lisesine sızmaya çalışıyorlar. Dolaplardan bile fırlayabiliyorlar çok korkunç:S

Bu kız da  Kang Tae Joon’un (Sano) sevgilisiyim diye ortada dolanıyor ama daha ne ayak olduğunu anlayamadık. Gerçi Tae Joon’un onu bildiğin sallamıyor ama neyse:P

Utanmasam diziyi dakika dakika anlatacağım. (Gerçi anlatmış kadar oldum galiba:S) Ama asıl önemli konularda bahsetmedim ki süprizi kaçmasın. Mesela burada Tae Joon’un yüksek atlamayı bırakması ve geri dönme hikayesi biraz farklı tabi buna bağlı olarak da Goo Jae Hee’nin (Mizuki) okula gelme nedeni de birazcık farklılaşıyor. Hikaye durum komedisi değil de daha çok farklı olaylar arasında dönüyor bu da onu biraz heyecanlı yapıyor.

Son olarak size bu mantar kafayla veda etmek istiyorum. Nakatsu şirinliğiyle Cha Eun Kyul.

Not: Fotoğraflar facebooktaki To the Beautiful You sayfasından alıntıdır.

İnsanlık Komedisi 2010

Bu filmi aylardır yazmak istiyordum ilk yazma çalışmalarım yoğun dönemime denk geldiği için  başarılı olamadı ama üzerine kaç post yazdım bu zavallıcık hala bir köşede beni bekliyordu. Bu sefer onun yüzünü güldüreceğim dedim:)

Mayıs ayında İzmir’de Hong Kong Film Panorama gerçekleşmiş ve biz de dostum kimbap ile  gösterilen filmler içinde birkaç film seçmiştik ama o ara ancak bir tanesine gitmek için vakit bulabildik ki bence çok iyi bir film seçmişiz.

Filmimiz kiralık katil ve senarist karakterleri çok farklı açıdan yaklaşmakta ve yüzümüzü güldürmeyi en iyi şekilde başarmakta. İki kiralık katilin belirledikleri bir mekanda buluşmak üzere farklı yollara gitmesiyle film başlar. Birinin başına öyle olaylar gelir ki bir insanlık komedisi haline döner. Buluşma mekanına diğer arkadaşından önce gelen Spring fırtınaya yakalanır ve ona acemi senaryo yazarı ve bir hayli ilginç bir karakteri olan Soya yardım eder. Bu şekilde yolları kesişen ikilinin maceraları başlamış olur. Hikaye böyle kalmaz tabi, onlara bir de Soya’nın görünüşte gayet iyi huylu ev kızı izlenimi veren ama gelin görün ki çok acayip bir yönü olan kız arkadaşı eklenecektir. Ortağını bekleyen Spring bir yandan boş kalmayayım işime devam edeyim deyince lise öğrencisi bir kızdan sevgilisini öldürme işi alacaktır. Bu kızdan kurtulmak sandığı kadar kolay olmayacaktır.

Şimdi ben bunu normal normal anlatıyorum ama bu karakterler kesinlikle öyle değil zaten film bir açıdan da karakter komedisi denilebilir. Bir de iki isimde sinemaya tutkulu olunca  öyle güzel göndermeler var ki, onları gördüğünüz de seyir zevkiniz  beş katına çıkmış oluyor. Hele Çin sineması sevenlerdenseniz mutlaka görmeniz gereken filmlerden diyebilirim. Hollywood filmlerine göndermeler çoğunlukta olsa da aradaki Çin sineması göndermelerini bilmediğim için üzülmüştüm.

 Bu postu yazabildiğim için artık içim rahat. Harekete geçme sırası sizde;) Umarım bir şekilde bulur izlersiniz diyorum.:D

Spring’ten  bir sözle veda edeyim:

 “Bir ahmağı öldürmek kolay ama bir film düşkününü öldürmek çok zordur.”

Super Junior “Cooking Cooking”

Super Junior’ın repage albüm şarkısı Spy için klip beklediğimiz şu günlerde ben yine Cooking Cooking’e sarmış bulunmaktayım. Haftada bir kere bu performansı izlemezsem olmuyor o haftam güzel geçmiyor dostlar. Super Show 3’ün kostümlü performans kategorisinde yer alan Cooking Cooking en sevdiğim performans olarak kayıtlara geçsin lütfen. Super Show 4’te bu kategoride dünyaca ünlü karakteri canlandırdılar. (Superman, Chucky, Marilyn Monroe gibi)  O performanslar henüz yayınlanmadığı için fancamlerle idare ettik ama benim favorim hala Cooking Cooking. Şu mutluluk kaynağı performansı sizinle paylaşmak istedim, izleyelim dünya barışına bir katkıda bulunalım:P

Performanstan önce bir intro izliyoruz. Benim küçüklüğüm olan sebze sevmeyen bebeğimiz bizimkileri bakımsız olduğu için yemiyor ve zırlıyor bunu gören anası  bizim minik yavruları gözünü bile kırpmadan çöpe atıyor. Amanın benim minik yavrularım sebze sevmiyor bile olsam ben sizi severim her türlü yerim bana gelin adssdddasd

Şirin sebzeler çöplükte Soya Fasulyesi Eunhyuk önderliğinde örgütleniyor ve onlara  “Bir zamanlar fakir ama gururlu sebzeler vardı.” dedirteceğiz sloganıyla güzelleşmeye başlıyorlar.

Sonra karşımıza soğanların en karizmatiği Donghae, soya fasulyelerin en şebeği Eunhyuk, havuçların en yakışıklısı Siwon, En şirin brokoli Yesung, en güzel kırmızı biber Heechul, en şeytan dolmalık biber Kyuhyun, en minik domates Ryeowook, en şirinmiş gibi yapan balkabağı Sungmin, en taze görünen marul Leeteuk, en tombik mantar Shindong çıkıyor.

Bu performans hakkında sayfalarca konuşabilirim sanırım. İlk başta Yesung’un saçlarını savura savura dünyanın en mutlu insanı edasıyla koşmasına, Siwon’un dar gelen kostümünü ha bire çekiştirmesine, Heechul’un o kılıkta bile umursamaz tavrına, Eunhyuk ve Shingdong’un seslerini değiştirerek söylediği kısma ve en sonunda hepsinin altta kalanın canı çıksın oynamasına (zavallı Hyuk) BAYILIYORUM arkadaş, yok böle bir şey.

Bir de klibimiz var tabi ama performansın yerini tutmaz. İlk başta ki sahne hangi filme gönderme hemen bileceksiniz bence:

Evet Başlığı da Silmeden Yazdım

Bir aralar Bunusevdim bana bir mim göndermişti diye aklıma geldi bugün.  Efenim mimizin tek şartı silmeden istediğiniz bir konu hakkında yazmakmış. Aklıma ilk takılan başlığıda mı silmeden yazacağım oldu. (da’yı ayrı yazmam gerekiyordu yaaa , onu düzeltemediğim için içim içimi yiyor şuan) Zaten nerde gereksiz bir ayrıntı ben gider onu düşünürüm. Ayrıca bu mim çok zor yaa, ben ki noktalama işaretlerine bile dikkat ederim. O yüzden bu postu yavaş yavaş yazacağım ki hata yapmayacağım böylece silmemek için kendimi tutmak zorunda kalmayacağım kıh kıh kıh (Bu da son zamanlardaki gülme şeklim nerden parmağıma dolandıysa her yere yazıyorum, Değerli gibi oldum kıh kıh kıh)

Evde boş boş otururken napsam napsam diye düşündüm ve boş boş oturduğumu yazmaya karar verdim. (uvv ne heyecanlı bir post olacak bu yarappi, sabırsızlandığınızı biliyorum) Bildiğiniz gibi (bildiğinizi bir kaç post öncesini okuduğunuzu varsayarak söylüyorum) bu sene mezun oldum. Üniversite hayatım (bak hele bitirmişte hayatlı mayatlı konuşuyor) her zaman çok yoğun geçtiği için hep bir koşuşturmaca vardı ve mezun olunca hemen iş bakmak yerine biraz dinleneyim dedim. İlk günler pek hoştu, çalışacağınız ders yok, bitireceğiniz rapor yok, hazırlayacağınız sunum yok falan dnya pek toz pembe geldi geldi.  Günler geçtikçe “Ulan bu işte bir yanlışlık var ama ne?” diye sorar oldum. (her yerin toz pembe olması garip tabi) Yok anacım bu boş boş oturma işi bana göre değilmiş, ben yine bir koşuşturayım bir bloga girecek vakit bile bulamayım bakın görün nasıl da hayat dolu oluyor. Böyle insanın içi geçiyor yaa hele sıcak da kendimi bir o köşeye bir bu köşeye atıyorum. Arada İzmir’de kalan arkadaşlarımla  görüşüyorum, bir hafta ailemle tatile gittik falan ama olmuyor. Ben o eski tempomu istiyorum. (Salak bu kız demeyin, alışmış kudurmuştan beterdir anacım)

-Ben de yazım denetim açık o yüzden şimdi yanlış yazdığım kelimelerin altı kırmızı ile çizili ve şuan baya kırmızı var yazıda. Ama silmeyeceğim kıh kıh kıh (bak yine Değerli gülüşü geldi) Bu silmeme işini sevdim galiba yaa, bu mimi kaç yazıda kullanabiliyoruz? Ya da beni 4665 kere mimleyin bee nolur assadsdsad-

Ha, ne diyorduk: Şimdi hayli boş olan vaktimi nasıl değerlendirdiğime geldik. Efenim geçenlerde size “dizi izleyememe sendromundan” bahsetmiştim. Yok öle bir şey gençler palavra onlar kim uyduruyor böle şeyleri aaaa milletin ağzı torba değil ki büzesin. (Ne ben mi? demiştim, öhöm neyse) Tamamen vakit yetersizliğinden kaynaklanıyomuş o durum.  Bak şimdi o dizi senin bu dizi benim takılıyorum. Haftada 2 sezon dizi bitiriyorum bee ne diyosunuz adsadad Sonbaharda başladığım Amerikan Dizilerimin yeni sezonları birikmiş ben de onları hüpletiyorum. Bunlar bitince yeni dizilere yelken açıcağım. Bunun dışında kitap okuyorum, bu gidişle resim yapmaya bile başlayabilirim. Ya da dur yıllardır bitirilmeyi bekleyen yapbozum vardı benim. Aha şuan aklıma geldi yeminlen, yapacak yeni bir şey buldum yaşasın adsdsds

İşte böyle şuan ki durumum budur. Pek yakında yine yoğun olacağım için kalan az sayıda boş günümün tadını çıkarayım. İlerde yine bu günleri özlemle anacağıma eminim çünkü. Ah insanoğlu hiç memnun değilsin yoğunken boş, boşken yoğun olmak istiyorsun. Manyak mısın kuzum? (Hımm olabilir)

Size şu sıralar günde 46656 kere dinlediğim şarkıyla veda edeyim. Being Human’ın 2. sezon bölümlerinin birinde duydum ve aşık oldum. Siz de dinleyin ama aşık olmayın, o benim şarkım adadsad

Unutmadan mim kurbanım kimbapsushi‘dir, bu böyle biline:P

New Girl: Who’s that girl? It’s Jess

Günlerdir aklımda olan şu postu yazmak için ilk adımı attım gerisi nasıl sonuçlanır bilemeyeceğim ama bu satırları okuyorsanız demek ki bitirip yayınlamışım. (Aferin bana) Bu diziyi dostum Sermin’in önerisi ile başladım. Hatta çoğu bölümünü onunla birlikte izledik. Onun ikinci izleyişiydi ama kesinlikle iki kere izlemeye değerdi. Hatta şimdi bende bir arkadaşımın aklına girerek beraber izlemeyi planlıyorum kıh kıh kıh (Burada gözlerini Kimbap’a diker, aklımdaki kurban o)

Önce teknik bilgilerden başlarsak dizimizin 24 bölüm ama bölümler 20 dakika olunca normal diziler gibi 12 bölüm sayın siz onu:P Dizinin kahramanı yanı şu Yeni Kız’ımız Jess (Ki kendisini Jooey Deschanel canlandırıyor, pek severim^^) eve geldiğinde uzun yıllar birlikte olduğu erkek arkadaşını başka bir kadınla yakalar ve apar topar evden ayrılır.

Sonra artık çaresizlikten midir yoksa “dizi abi bu, böyle olması gerek” dediklerinden midir. Üç erkeğin olduğu bir eve dördüncü ev arkadaşı olarak yerleşir. Tabi beylerin kabullenmeleri başta zor olacaktır ama Jess’in model arkadaşları olduğunu duyan Schmidt’in ısrarlarıyla kabul edilecektir.

Jess zaten hafif kaçık bir tip bir de evdekilerde onlardan aşağı kalmayınca evlere şenlik bir dizi olmuş. Her bölüm birbirinden zevkli ve bölümler ilerledikçe dizinin kalitelileştiğini hissediyorsunuz.

*Jess eğlenmeyi seven, duyduğu kelimelere uygun saçma şarkılar yazıp söyleyen, düğünlerde takma diş takan, bir çakal gördüğünde Road Runner taklidi yaparak onu korkutmaya çalışan (en evdiğim sahnedir yarım saat güldüm kesin) bir kız hayal edin gerisini artık:)

*Nick, hukuk fakültesini bırakmış,kendini salmış, ayrılık acısı çeken ve en sevdiğim karakterlerden biri olmayı başaran bir tip.

*Schmidt, kendini aşırı derece de beğenmiş, sürekli kendini öven ve her övdüğünde de ceza olarak evde ki kavanoza para atan ama aslında şebek mi şebek bir tip.

*Winston, aslında ilk bölüm de onun yerine Coach vardı ama eski dizisine dönünce onun yerine geldi onun da diğerlerinden aşağı kalır yok ama aralarında en sakini o diyebiliriz. Winston’da eski bir basketbolcu, girdiği her işte en iyisi olma ve kazanma hırsı var.

*Cece, Jess’in model olan arkadaşı başlarda az görünse de sonlara doğru o da her bölüm olduğu için ve karakterini pek sevdiğim için yazmak istedim:)

Bu karakterler bir araya gelince başta bir yabancılık çekseler de, Jess’in davranışlarına alışamasalar da git gide “hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için” sloganı ile hareket etmeye başlıyorlar ve biz de bölüm sonlarında pek mutlu  sırıtık bir halde kalıyoruz.