Kullandığım Güney Kore Kozmetik Ürünleri

Başlık konusunda yine kendi sınırlarımı zorladım ama ancak bu kadar becerebildim. Ben kim kozmetik postu yazmak kim, başlığı da böle olur işte… Öle aman şunu alayım bir de bu markayı deneyeyim diyen ve yeni yeni ürünler deneyen bir insan değilim. Bakım ürünlerini ise birinden duyup heveslenip alırım ama en fazla 1 hafta kullanırım sonra çekmecemin bir gözünde unuturum, bir kaç ay sonra hatırlayıp tekrar kullanmaya başlarım falan… ama makyaj yaparım hatta makyajsız dışarı  çıkmamaya çalışırım. Makyaj ürünleri konusunda biraz tutucuyum bir şeyi beğendiysem bitince yenisini deneyeyim demem direk aynısını alırım. Ama düzenli olarak bakım ürünleri kullanan, yeni ürünler deneyip, keşfeden insanlara da bir gıptayla baktığımı söylemeliyim. Benim ki tamamen üşengeçlikten^^

Güney Kore’nin kozmetik sektörün ne kadar iddialı olduğunu hepimiz artık biliyoruz. Biz de kıyısından köşesinden yararlanmak için Türkiye’de satılan ürünlerini deniyoruz. Ben de kendi kullandıklarımdan bahsedeyim belki bir kullanmak isteyene fikir veririm dedim. Pure Beauty ve Missha’dan bahsedeceğim bir de Etude House var ama sadece ojeleri:)

Geçen seneden beri kullandığım Pure Beauty Super Brightening serisinden başlayalım.

“Beyaz İnci Serisi” olarak geçen bu serinin genel özelliklerine göz atmak için arkasındaki yazıyı ekliyorum:

“Pure Beauty Super Brightening cilt bakım serisi aydınlatma teknolojisinde, eşsiz doğal beyaz çiçek kompleksi (beyaz gül, süsen ve nilüfer ekstreleri) ve Beyaz İnci, Dut kökü ekstresi, Arbutin, B3 vitamini  karışımı ile – İleri aydınlatıcı kompleks- en son gelişmeleri bir araya getirilmiştir. Cildinizi etkili bir şekilde pürüzsüzleştirir ve nemlendirir, UV ışınları ve serbest radikallere karşı korur. Temiz, kusursuz, yumuşak ve ışıldayan bir cilt için pigment oluşumunu kontrol altında tutar. “

 Super Brightening Multi Cleanser: Bakımın ilk aşamasını bu temizleyici oluşturuyor. Makyajdan arındırılmış nemli cilde yuvarlak hareketlerle masaj yaparak sürüyoruz, çok hafif köpürüyor ve sonra ılık suyla duruluyoruz.

Super Brightening Toner:  Temizlediğimiz cildimize pamuk yardımıyla uyguluyoruz. Oldukça hafif bir yapısı var, yüzünüzde yapış yapış bir his bırakmadan hemen emiliyor.

İlk aldığımda bu ikisini her gün kullanmıştım ve 2 haftada etkisini gördüm. Cildim daha canlı görünüyordu. Tabi bu tamamen benim hüsnü kuruntum da olabilir ama nemlendirme açısından gayet iyi, cilt daha yumuşak oluyor. Sonra aylarca hiç yüzüne bakmadım ve bir den tekrar düzenli olarak kullanmaya başladım:)

Super Brightening Day Lotion: Bu seriden memnun kalınca günlük losyonu da alayım da tam faydasını göreyim diye düşündüm. Bu krem de yapı olarak oldukça hafif cildiniz kolaylıkla emiyor ve nemlendirme açısından oldukça başarılı.

Bu serinin  göz kremini ve gece kremini de almak istedim ama  mağaza da  olmadığı için  hem de  yeni bir serisini de deneyeyim diye GeoAqua Ultra-Hydrating serisinden aldım.

Bu serinin de arkasında yazan destansı yazısı paylaşayım:

” Geothermal Onsen kaynak suları Asya’da yüzyıllardır kutsal kabul edilmiştir. Doğanın bir hediyesi olarak yeryüzünün derinliklerinden gelen sıcak, egzotik suların içerisindeki mineraller iyileştirici ve onarıcı özellikleriyle ün kazanmıştır.  GeoAqua doğal mineralli alp Onsen suyunun Hydromanil, Tara ağacının tohumlarının özünden elde edilen 3 boyutlu nemlendirme sistemi ile ustaca harmanlamasıyla oluşmuştur. Onsen suları içeriğindeki besleyici ve iyileştirici mineralle cildinizi kaplarken Hydromanil’in 3 boyutlu yapısı cildinizin tüm katmanlarına salmadan önce cilt yüzeyindeki suyu hapseder.Özenli bir seçimle birlikte ilave edilen bitki özlerinin  ve cildi seven minerallerin hücre yenilenmesini arttırıcı, ciltte nemli ve yenilenmişlik hissi bırakan, pürüzsüz, yumuşak ve ipeksi bir cilt hissi uyandıran etkisi gün boyu sürer.” 

Evet baya atmışlar ama hepsi olmasa da bir iki tanesini gerçekleştireceğine inanarak aldım:)

GeoAqua Ultra-Hydrating Eye Gel:  Siyah halkalar ve şişkin gözleri azaltacağı söylüyor arkasında. Her  gün olmasa da iki gün de bir kullanıyorum. Siyah halkalarım yok ama uykusuz kalınca gözlerim çok yorgun görünüyordu, bu yüzden kullanmaya başladım. Nasıl bir etkisi oldu derseniz, çok mucize beklememek lazım derim. Sürekli makyaj yapanlar için nemlendirme açısından faydalı olduğunu söyleyebilirim.

GeoAqua Ultra-Hydrating Cream Mask: Diğer maskelerin aksine krem gibi sürülüp cildiniz de maske olduğunu belli etmiyor. Sanki nemlendirici sürmüşsünüz gibi duruyor. Elinizi sürdüğünüz de biraz yapış yapış olduğunu hissediyorsunuz ama zaten 10 dakika sonra yıkamanız gerekiyor. eğer yoğun besleyici etki istiyorsanız, geceden sürüp yatmanızı öğütlüyor. Bunu hiç denemedim ama yıkamadan 2 saatini geçiriyorum çoğu zaman:) (Üşengeçlikten mi desek:P)

Evet sıra geldi göz bebeklerime, minnaklarıma, tontişlerime adsdsafds

Bu üçlüyü ne kadar sevdiğimi anlamışsınızdır:) Missha M Perfect Cover BB Cream’i artık bilmeyenimiz kalmamıştır. Klasik kırmızı tüplü BB kremi yaklaşık 2 yıl önce almıştır. Başlarda kullanmaya kıyamadığım için bugüne kadar gelebildi:) Altın sarısı olan BB kremi ve pudrayı Japonya’da ki Missha magazasından aldım. Ah daha neler alacaktım da şu paranın gözü kör olsun adsdsad

Missha Signature Real Complete BB Cream: Missha BB Cream’lar tür olarak çok fazla, Türkiye’de genel olarak orta derece kapatıcılığı ve güneş koruma faktörü olan kırmızı tüplü olanı biliniyor. BB Cream‘ler güneş koruma faktörü, kapatıcılık, nemlendiricilik  ve parlaklık olarak bir kaç çeşit yapılmış. Magazada ki kızın yardımıyla biz de bunu öğrenmiş olduk. Bize bir tablo gösterdi ve oradan kapatıcılığı ve güneş koruması en yüksek olan bu kremi seçtik. Diziler de bazen yüzleri çok parlak ve canlı oyuncular görüyoruz ya, işte onlarda parlak gösteren BB Cream ve pudrasını kullanıyorlar. Orada biraz denedik ve gerçekten parlak gösteriyor ama onu günlük kullanamayacağım için almadım. Aslında bembeyaz tenli olanlar için çok güzel bir ürün. Kullandığım iki Missha BB Cream’ı karşılaştırırsam yeni aldığım kapatıcılık bakımından gerçekten diğerinden daha iyi.

Missha Art Designing Cashmere Loose Powder: Toz pudra olan bu ürün harika bir şey, bitmesinden çok korkuyorum bu yüzden önemli günlerde kullanıyorum:P  Meğer BB Cream pudrasız bir hiçmiş. Siz onu bir de pudra ile kullanınca görün. BB Cream’i cildimiz emdikten sonra, pudrayı süngeriyle çok az miktarda alıp yüzümüze uyguluyoruz ve hem pürüzsüz hem de çok doğal bir rengi oluyor. Dokunduğumuz da ipeksi, çok yumuşak bir his veriyor. Bu üründen özellikle çok memnun kaldım, Türkiye satış sitesinde bunu göremedim ama umarım getirirler ya da umarım siz gidip Kore’den alırsınız;)

Yine Japonya’dan aldığım bir ürün. Etude House magazası ürünleri gibi cicili bicili çok hoş bir magazaydı. Bunun da BB Cream’lerinden denemek isterdim ama o hakkımı kullandığım için ojelerinden aldım.  BB Cream setleri Shinee temalı olduğu için dostum kimbapsushi onlardan aldı. Memnun kaldı mı diye bir yazı bekliyorum ondan:D

Bunlar Kore değil Japon malı maskeler ama hazır kozmetikten bahsetmişken araya sıkıştırayım dedim^^ Bunlar kağıt maskelerden, bir kutuda 3 tane var ve ballı olanı çok beğendim;)

Böylece ilk kozmetik postumun da sonuna geldik, ilk ve son mu olur yoksa yeni ürünler denedikçe yazar mıyım bilemiyorum. Gerçi ben bu kullandıklarımı da bir hafta sonra yine bırakırım yaa hadi bakalım:D Sizin de kullandıklarınız varsa tavsiye ve düşüncelerinizi alabilirim dostlar^^

Reklamlar

Sadece Metro Haritasıyla Tokyo’yu Geziyoruz^^

Japonya’ya gitmeden “Bilmediğim bir ülkede kaybolmak istiyorum.” diye  enteresan hayallerle kimbapsushi‘nin kafasını şişiriyordum ki bu hayalim de  gerçekleşti dostlar:P

 Tokyo’da 5 gün kaldık, gezi programında boş günler vardı. Biz de bu boş günlerde şehri sokak sokak gezmeyi gitmeden kafaya koymuştuk. Hatta Tokyo’ya vardığımız ilk gün aldık otelde aldık metro haritasını ve gitmek istediğimiz yerleri daire içine alarak kendimize bir gezi programı çıkardık. O gün bir de rehberimizin laptopunu ödünç alıp dostumuz suspusningi’yle mesajlaştık ve ondan da öneriler aldık;)

Yukarıda ki fotoğrafta metro haritası ve benim Japonya’dan topladığım afişler, fişler, broşürler yani bizim burada çöp olarak attığımız her şeyi sakladığımı görebilirsiniz. Geldiğimden beri açıp bakmamışım bunlara biraz önce haritayı bulmak için deşeledim iç çeke çeke:)

Tokyo metrosu haritadan gördüğünüz gibi biraz arap saçı, Japon rehberimizin söylediğine göre Japonlar’da yolculuklarında bu haritayı kullanarak gidecekleri yere en iyi aktarmayla nasıl gideriz diye bakıyorlarmış. 13 tane renkli olan ana hatlar var. Bunun yanında JR dedikleri eski tren yollarını kullanan metro ve özel hatlarda var. İki kafadar:P kahvaltıdan sonra Kayabacho’da ki otelimizden  yola çıkarak geziye başladık. Bir gün boyunca tüm hatlarda kullanacağımız biletlerden aldık. Bu biletler yaklaşık 30 TL falan tutuyor. Sadece ana hatlarda kullanabilenler daha ucuz ama JR hattını da kullanmamız gerekeceği için biz en kapsamlısından aldık.   Daha önceden Hana Yori Dango’nun şu meşhur sahnesinin çekildiği mekan olan Ebisu Garden Place’ye  gitmeyi kararlaştırmıştık. Daha doğrusu benim hiç aklıma gelmemişti kimbapsushi gitmek istediğini söyleyince bende sevindirik oldum:)

Birkaç aktarma yaparak ve metronun içinde kaybolarak sonunda Ebisu durağında indik:) Metroda en zor olan hangi kapıdan dışarı çıkacağını ya da aktarma yapacağını saptamak. Bazı büyük duraklarda 20 kapı olabiliyor gel de bul çıkacağın yeri:) Gerçi adamlar her yere kocaman işaretler asmışlar şimdi haklarını yemeyeyim. Ebisu’da çıkınca biraz yürümemiz gerekiyordu. Biz önce azıcık kaybolalım diye kimseye sormadan kendimi bulmaya çalıştık baktık olmuyor. Kimbapsushi nokta atışı yaparak İngilizce bilen bir ablaya sordu ve sayesinde bulduk:) Ebisu’nun daha modern Japonca ile Söylenişi Yebisu’ymuş.

Yebisu Garden Place

Burada 4566756756 tane fotoğraf  çekildikten sonra biraz binaların içinde dolaşıp yine metro istasyonuna gittik. Sıradaki durağımız programımıza göre Shibuya’ydı. Burada rastgele bir kapıdan çıktık ama tesadüfen tam ana meydana çıkmışız:) Rehberimiz bize daha önceden bir kaç alışveriş merkezi önermişti. Bunlardan birinin önüne çıktık ama içeri girip kapalı mekanda vakit kaybetmek yerine sokakları gezmeyi tercih ettik. Bu arada bana ilginç gelen şeylerden biri metroların büyük alışveriş merkezleri ile bağlantılı olmasıydı. Metro’nun çıkışları direk bu binaların en alt katına bağlanıyordu. Zaten çoğu metro istasyonunda da alışveriş yapabileceğiniz küçük dükkanlar oluyor.

Shibuya

Bu arada böyle rahat rahat şuraya gittik buraya gittik diyorum ama ayaklarımız pert olmaya başlamıştı zaten bir haftadır tabana kuvvet yürüdüğümüz için ayaklar mahvolmuştu bir de tüm gün gezince 7566 kere mola vererek Japonya’nın en güzel yanlarından olan içecek  makinalarında soluğu alıyorduk. İçeceklere verdiğim parayla neler alırdım neler kimbilir.

Sonra ki durağımız Shinjuku, burası Tokyo’nun büyük merkezlerinden biriymiş ve yirmiden fazla çıkışı varmış. Şahsen bizde metronun içinde dolana dolana bir hal olduk ve en sonunda rastgele bir kapıdan çıkıp biraz yürüyüp bulduğumuz bir yere  çöktük resmen asdadsd Buraya daha sonra rehberimizle geldik ama onda da alışveriş merkezinde takıldık. O yüzden buradan fazla fotoğrafım yok.

Shinjuku

Ve sonunda en çok eğlendiğimiz yerlerden biri olan Harajuku’ya gitmek için metroya bindik. Burası Tokyo’nun en görilesi yerlerinden biri olduğu için çok sayıda turist gördük. Tokyo’ya geldiğimiz ilk gün gezi programı içinde burası vardı ama çok az bir süre vermişlerdi buraya o yüzden tekrar gelip kafamıza göre gezelim dedik.

Harajuku

Harajuku aslında tek bir cadde, ilginç magazaların ve genelde gençlerin bulundu bir sokak da diyebiliriz. Burası sokağın girişi, metro istasyonundan çekmiştim.

Bu da pasaj gibi bir yerde ki j-pop ve k-pop dükkanı^^

Burada yine bir kek ve içecek molası verip kaldırıma oturarak gelen geçeni seyrettik. Burada 5 saat otursanız ben sıkıldım demezsiniz. Biz yorgunluktan çökmüş bir halde otururken yanımıza Koreli bir aile geldi. Anne ve baba oturdu çocuklarda karşıdan dondurma almaya gittiler. Çocuklar dediğime bakmayın gençler biri bildiğimiz oppaydı, bir de on beş yaşlarında kız kardeşi vardı. Onlarla sohbet başlatmak için 8787678 geyik yaptık kendi aramızda ama yine de sessizce oturduk tanıma planlarını eyleme geçirmedik. (nedennnn yapmadık nedeğğn diye şimdi kendi kendimi yerim böle)

Saatlerce otursak da ayaklar bir kere perte çıkmıştı arkadaş, yok bir türlü dinlenmek bilmiyordu. Ama ölmek var dönmek yok (!) diyerek yine yola koyulduk. Sıradaki durağımız dostumuz Suspusningi’nin tavsiye ettiği İkebukuro. Metrodan iner inmez karnımızı doyuracak ve dinlenebilecek bir yer aradık ve bir burgercıda (?) oturduk. Tavuk diye aldığımız ama karidesli çıkan hamburgerimizi ve içinde anlam veremediğimiz şeyler olan salatamızı yedik.

İkebukuro

Bu fotoğrafları Suspusningi’ye armağan ediyorum:)

Burada bol bol manga satan yerler, cosplay kıyafetleri satan yerler, ikinci el mangacılar vardı. Hatta biraz daha ilerleyince sokaklarda toplaşıp oturan ilginç gençler gördük.

Günün sonunda yorgun, ayakları şişmiş, kemikleri sızlayan ama mutlu bir halde otele döndük. Gidip dinlendik sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Azıcık uzanıp, dinlenip diğer arkadaşlar gelince akşam tekrar dışarı çıktık kıh kıh kıh

İşte böyle Japonya’yı ölerek gezdik dostlar, Türkiye’de böle gez deseler, “Bi gidin yaa uyucam ben” derim ama orada sabahın köründe kalkmalar, tüm gün gezmeler, ayaklarında ki yara bantlarını her gün değiştirmeler falan nerdee:D