Hatır İçin Çiğ Tavuk Japonya İçin Çiğ Balık Yer misin?

DSC05558

Normalde acayip yemek seçen bir insandım. İnsandım diyorum çünkü yemek alışkanlıklarımı yavaştan değiştiriyorum galiba,  yani en azından daha önce hiç sevmediğim ve asla yemediğim şeylerden yavaştan yiyebiliyorum. Patlıcan, pırasa, kabak, bamya, kereviz, enginar gibi sebzeleri asla yemezdim. Pırasayı ve kerevizi hala yiyemiyorum ama diğerlerini yemeye başladım. Ben neler yedim yaa bunu mu yiyemiyeceğim diye gaz veriyorum kendime dostlar. Çiğ ahtapot yedim yaa enginar da neymiş:P

Aman efenim aslında Japonlar’da balığı çiğ yemiyor özel bir pişirme yöntemi var, yok önce sosta bekletiyolar onun tadını değiştiriyor falan gibi şeyler duyarsanız: YALAN. Bildiğin o balığı sudan çıkarıp kesip getiriyolar. Ayy insanoğlu neler yiyon sen bilmiyom yaa, hayır sen yiyon da ben neden yiyom onu bilmiyom.

Japonya’dayken buralara kadar geldik bi sushi yiyelim dedim ama doğrudan nigiri ve sashimi ile başladık. Balıklama atlamasaydık iyiydi, sushi de bi yosun neyin iyi oluyodu:P

Şimdi yukarıda gördüklerinizi  sağ baştan sayarsam: ton balığı, (hatırlamıyorum), yılan balığı, ahtapot, somon. Tatlarına gelirsek, (ayy ne tadı olacak çiğ işte:P) Ton balığı ve somon yenebilecek türde yani bir daha yiyecek olsam sadece somon isterim heralde, böle tatlımsı bi tadı var. Ama o ahtapot yok mu resmen onu yutarken ömrümden 3 yıl eksildi:P Yılan balığı da böle bi tırtıklı ağza batıyor, ayy daha fazla konuşamıcam aklıma geliyor tadı, siz siz olun somonu seçin.

DSC05563

Bu da somon ama bizim için biraz üstünü kızartmışlar ki daha lezzetli olmuştu. Üzerindekiler balık yumurtası(çok lezetli değil) , içinde de yengeç eti vardı bu da çok iyi değildi çoğunu çıkarıp yedim.

Bu arada yediğimiz yemeklerle ilgili daha detaylı bilgi almak için kimbapsushi’nin buradaki yazısına bakmanızı tavsiye ediyorumm. Ben bir kaç tanesinden bahsedeceğim.

DSC05038

Bu da Osaka’nın meşhur yemeği okonomiyaki o animelerden dizilerde gördüğümüz karışık omlet türü bişi biraz da ahtapot kattınız mı tamamdır:P Güzeldi bu da severek yerim burada olsa.

DSC05153

Bu da okonomiyokinin kardeşi takoyaki bunun içinde ahtapot var neyseki pişmiş. (şükürler olsun)

DSC05346

Bu da tek ocakta iki ayrı yemeğin piştiği bir sistem. Kendin pişir kendin ye tarzı yemesi hazırlaması da eğlenceli. Bulduğumuz  tüm yeşillikleri:P soya fasulyesini, tofuyu ve incecik kesilmiş sığır etini özel bir sosta bir müddet pişiriyoruz.

DSC05351

Piştikten sonra sol tarafdaki gibi bir şey oluyor. Sağ taraftaki ise “shabu shabu” isimli yemek var. Normalde eti direk sıcak suya batırıp, daha sonra çiğ yumurtaya bulayıp yiyorlar ama biz baya pişirdik bunları, balık falan neyse de çiğ et de yemeyelim artık dedik:P Ayrıca hatır için de çiğ tavuk yemem onu da söyliyeyimde:P

DSC05822

Şimdi efenim bu güzellikleri ön atıştırmalık olarak getirdiler ki ben bunu ana yemek hatta hayat boyu yenilecek tek yemek olarak yerim. Mini ebi’ler (karides) ve abileri büyük kızarmış ebiler ki tempura deniyor, çok ama çok lezzetlilerdi. Diğeri de zaten patates kaynat sos bizim halis mulis patates salatası olur. Fotoğrafa girmek zorunda kaldı onu takmayın şuan:P

DSC05823

Burada da bildiğiniz çiçekleri kızartmışlar getirmişler bize kandırıldık:P Açık renkli olanlar lotus çiçeği, koyu renklilerde godom bitkisinin köklerini kızartmışlar. Yalnız bunlar nası böle çıtır çerez gibi lezzetli olur acil Türkiye’ye ithal edilip cips olarak satılsın, teşekkürler:P

DSC05826

Hep çiğ balık, ahtapot olacak değil yaa böyle şeyler de varmış. (şükürler olsun) Tavuklu olanların kanat gibi göründüğüne bakmayın tavuk kıyması ile o şekil verilmiş. Tavukluların adı sukine, etlilerin adı yakitori oluyor. Yine somon sushiyi görmekteyiz. Ah sushi ah dertli başım:P

DSC05908

Japonya’da sırf ramen üzerine ayrı restorantlar varmış. Şuan içindeki sebzelerden ramenler görünmüyor ama altta bolca var, baya büyük kaselerde geliyor ve hazırından 10 kat falan daha leziz.

DSC06095

Hazırı demişken hep dışarda yemedik tabi öle olsaydı 5. gün tüm paramızı tüketip geri kalan tüm geziyi otelde yediğimiz kahvaltı ile geçirirdik:P Arada böyle gece atıştırmalığı ya da bir öğünü odada geçiştirdik bu da o günlerden biri. Hazır ramenlerde burada satılanlardan 5 kat falan lezzetli, buna göre bir el yapımı ramen oradaki hazırdan 10 kat lezzetliyse, 10+5=15 kat lezzetli olur asadasadasasa ne diyorum ben yazıyı bitirme zamanı gelmişte geçiyor:)

Haydin kendinize iyi bakın, yemek seçmeyin:P

Reklamlar

Takayama Butik Otel: Yoksa Bir Mangada Mıyız?

DSC05727

Blogu yazı yazdığımdan  beri uzun zaman geçmiş olsa gerek nasıl başlayacağımı bilemedim dostlar^^ Japonya gezimizin Tokyo’ya gelmeden önceki son durağı olan Takayama’da kaldığımız bir otelden bahsedeceğim. Gezideki en Japon(?) olan yer burasıydı sanırım:P Mangalarda, animelerde karakterler böyle kaplıcalı tatillere giderler yaa, işte tam oradaydık dostlar. Şimdi sizle “Oradaydım” temalı fotoğrafları göz yaşları içinde paylaşacağım;) Bir post yazmaya açıyorum fotoğrafları hepsine bakıp bakıp iç geçiriyom dostlar, valla gidip görmeyince özlem bu kadar olmuyormuş onu anladım:/

Dur bak ağlamadan fotoğraflara geçicem^^

DSC05728

Böle böle yollardan caddelerden geçerek böyle yükseklerden bir yerde olan otelimize doğru yola çıktık.

DSC05729

Otelimiz buydu, eskiden çok zengin bir ailenin evi olarak kullanılıyormuş sonradan otele çevrilmiş.

DSC05781

Burasıda lobi:P Ne kadar da Türk tarzına benziyor değil mi? Soba, kurutulmuş kışlıklar falan^^

DSC05732

Yemek salonumuz. Bizim için önceden hazırlamışlar. Bu arada otele bakan yaşlı bir çift vardı sadece, onlarda orada yaşıyorlar ve her şeyle tek başına ilgileniyorlar.

DSC05733

Ev de bir çok antika eşya vardı. Sanırım eskiden evde kullandıkları eşyaları saklamışlar. Çok eski telefonlar, müzik aletleri evin çeşitli yerlerine  yerleştirilmişti.

DSC05739

Vee işte o an bu odayı görünce bir çarpıldık bir vurulduk, kağıttan perdeleri okşadık asdsadafdafs futon da yatıcaz oğlummm diye triplere girdik:D Hee rahatmıydı diye soracak olursanız yatak gayet rahat ama yastıkların içini küçük boncuk tarzı bir şeyle doldurmuşlar. Tam kafanın geldiği yeri, muhtemelen sağlıklı bir şeydir ama rahat olmadığı kesin.

DSC05742

Tamam gülmeyin o kaa gitmişiz bi yukata giymezsem olmazdı:P

DSC05753

Kaplıcadan bahsetmişken, otelde 3 tane bu boyutlarda kaplıca havuzu vardı. Bu şehir manzaralı olan iç tarafta, biri bahçede ve baya otantik bir şeydi ama orası baya doluydu boş anını yakalayamadım:D

DSC05755

Kaplıcadan sonra yemeğimiz hazır bizi bekliyordu^^

DSC05765

Yediğimiz en lezzetli yemeklerden biriydi, çok çeşit olduğu için arada çok hoşlanmadıklarımız çıksa da  tadına bakma amaçlı hepicini yedik kıh kıh kıh^^

*Bu sofrada pişen et yemeğinin adı Hideku (Hide’nin eti), normalde ocağının altına bir adet mum benzeri bi ateş kaynağı koyup pişirerek yiyorlar ama bu bizim için yarı çiğ sayılıyor o yüzden bir o küçük mumlardan 3 tane kullanıp öyle pişirdik:)

*Küçük tatlı patatesler: Cagiama, çok ama çok lezzetliydi^^

*Çiğ balık dediğimiz Sashimi, soya sosuna batırıp yiyoruz^^

*Sol üst köşede ki tabakta,  bal kabağı, bambu, yumurta, bezelye ve bir çeşit patates var.

*Domates, salatalık ve yumurtaya sarılmış yengeç eti de de turşu gibi yeniyormuş, adı sunomono.

*Ramene benzeyen ve ondan daha ince olan Somen, sadece yazın yenen soğuk makarna gibi bir şey ve tatlı olarak kavun;)

Japonya’da yediğimiz diğer yemekleri merak ediyorsanız, dostum kimbahsushi yemeklerle ilgili şukella bir yazı yazdı. Sizi oraya davet ediyorum.

DSC05778

Yemekten sonra herkes odasına çekildi biz de gençler olarak üst katta oturup çay içtik.

DSC05779

Bu da üst katta bahçeye bakan bir balkon^^

DSC05772

Şu arka bahçenin huzurlu görüntüsüne  bakar mısınız?

DSC05774

Ertesi gün de  has Japon kahvaltısı ile güne başladık. Neler yediğimize bakarsak; manolya yaprağı üzerinde pişirilmiş, saya filizi, pırasa, soğan, mantar gibi sebzeler. Misa çorbası (fotoğrafta yok sonradan geldi), salatalıkların yanında ki Takayama’ya özel bir turşusuymuş. Küçük tabaktaki bir çeşit tofu^^ Paketin içinde yosun var, önce soya sosuna batırıyoruz sonra pirinç lapasını sarıp yiyoruz:)

Bu arada bunların adını nasıl aklında tuttun diye merak ederseniz. Tabiki tutmadım:P Günlük tarzı küçük bir defter tutup yediğimi içtiğimi yazıyordum:) Böle elinde defter sofrada harıl harıl yazan birini hayal edin;)

DSC05783

Ve göz yaşları içinde oteli terk etmeden önce çektiğim son fotoğraflardan^^ Hem bu otelden ayrılacağımıza üzülüyorduk hem de sonunda Tokyo’ya gideceğimize seviniyorduk, öle bi karışık ruh hali içindeydik dostlar. Aslında burada bir gün daha kalsaymışız ne güzel olurmuş, o kadar gezdikten sonra kaplıca iyi gelmişti^^

Bir Japonya gezisi temalı postun daha sonuna geldik, ben diğer fotoğraflara bakıp ağlarken umarım sizi bu otelde gezmiş kadar olmuşsunuzdur fotoğraflarla;)

Japonya: Tapınak Gezmeye Devam (2)

DSC05410

İvet Japonya yazılarına  kısa bi ara vermiştik şimdi devam ediyoruz. Tapınakların çokluğundan ilk yazıda bahsetmiştik anca 2 yazıda bitirebileceğiz. (Umuyorum yani şimdi yeni başladım da belli de olmaz, 3 yazı da olabilitesi var dostlar:P) Hatta bir de ektra gezilerde de tapınak vardı da biz artık almayalım dedik, Budist olup dönücektik asdsasd

Nerede kalmıştık?

En son Kyoto şehrinde Kiyomizu Tapınağı’nı görmüşüz.

Fushimi İnari Sinto Tapınağı

Bu tapınak  Şintoizm Dini’ ne göre Pirinç Tanrısı’ na (İnari) adanmış. Önemli özelliklerinden biri içinde binlerce tapınak kapısının olması. Tapınak kapılarına “torii” deniyor ve önemli bir yere sahipler. Bu tapınağa genellikle büyük şirket sahipleri gelirler ve işlerinin yolunda gitmesi için dilek dilermiş. Eğer dilekleri kabul olursa tapınağa üzerinde adının yazılı olduğu bir tapınak kapısı bağışlarlarmış. Bir çok iş adamının dileği kabul olmuş ki irili ufaklı bir sürü kapı vardı.

DSC05418

DSC05411

DSC05421

DSC05422

Dileklerinizi küçük Torii’lere yazarak dilek bölümüne asıyoruz. (yani biz değil onlar işte adsdsds gerçi İngilizce yazılı dileklerde görmediğim değil:D)

DSC05430

DSC05429

Bağışlanan kapılar tapınağın zirvesine kadar bir tünel oluşturmuş.

DSC05431

DSC05436

Yeşillik olmazsa olmaz, bir tapınağın en önemli şartı:P

DSC05438

Tapınağın simgesi tilki, akıllı, kurnaz, işini bilen birini sembolize ediyor. Tapınakta ki tilki heykellerinin ağzında farklı şeyler vardı. Birinde anahtar (başarının anahtarı olabilir:P), birinde kalem gibi bir şey, aşağıda kinde de süpürge gibi bir şey var. Ne anlama geliyor sormak aklıma gelmedi:/

DSC05445

Buradan sonra otobüsle Arashiyama’ya geldik burada bambu ağaçlarıyla çevrili bir yoldan geçerek bir tapınağa ulaştık ama adını bilmiyorum napcaz adsdsfdsd çok da büyük bir şey değildi aslında burada ki amacımız bambu ormanını görmekti:D

Otobüsten indiğimizde yağmur başladı ama böyle tatlı tatlı azar azar yağdığı için şemsiyeye gerek duymadık. (yoh şemsiyemiz olmadığından değil yani adassafd) Sonrasında otobüs şöförümüz nerden bulduysa gidip herkese şemsiye almış:D

Şimdi benim Japonya’yı gezdiğim terliklerimle “Beni Japon yağmurlarında yıkasınlarr yıkasınlarr” temalı fotoğrafımı göreceğiz.

DSC05460

Şu soldaki arabacı amcanın geldiği yoldan devam ederek bambu yolculuğuna çıkıyoruz.

DSC05461

DSC05465

DSC05466

Bu tapınağın özelliği ise çocuğu olmayan kadınların çocukları olsun diye dua etmeye gelmesi ya da çocuklu kadınların çocuklarına sağlık dilemek için gelmesiymiş.

DSC05469

DSC05471

DSC05479

Asakusa Tapınağı

Vee gezimizin son durağı olan Tokyo şehrine varmış durumdayız. Burada ki tapınaklar diğerlerine göre daha ünlü ama bana sorarsanız diğerleri daha güzeldi^^

DSC05860

Asakusa’ya gitmek için biraz yürüdük burada bi okul gösterine denk geldik, şu çocuklardan biri kaçıracaktım yaa ahh ki ahh adsdsads

DSC05861

DSC05862

DSC05864

Asakusa’nın bir de meşhur hediyelik çarşısı var.

DSC05866

Japonların içine tatlı siyah fasulye ezmesi koydukları bir keki var. Bunu çarşıda taze taze el işçiliği ile yapıp satıyorlardı. Bizimkilere aldım pek sevdiler 2 günde bitti adsdsafds

DSC05867

DSC05868

Meiji Şinto Tapınağı

Gezimizin son ama Japonya’nın en ünlü tapınağı olan Meiji’ye  geldik. Japonya’ya gitmeden önce burayı TV de görüp “acaba bende görebilecek miyim?” diye düşünmüştüm orayı gezerken bunlar aklıma geldi duygulu anlar yaşadım afdsfdsafds Deprem olduğunda Tokyo’da yaşayan insanlar Meiji’ye gelip dua edermiş. Ve ilginç bir tesadüfe göre Japonya’da tapınaklar genelde fay hattı olmayan yerlere kurulmuşlar.

DSC05878

Bunları televizyonda gördüğümde büyük ve köklü şirketlerin isminin yazdığını söylemişlerdi.

DSC05879

DSC05880

DSC05881

Meiji’den Harajuku’ya çıkan bir yol var. Bu bilgiyi de vermesen edemedim. Harajuku’ya mutlaka gidin;)

Tapınak postlarını böylece bitirmiş olduk. Şahsen hepsine hayran kaldım ve iyi ki görme fırsatı elde ettim diye düşündüm. Yeni yıla girmek üzereyken, umarım hepimiz hayallerimize kavuşur isteklerimizi gerçekleştirebiliriz diyorum.

Nice mutlu yıllara, kendinize çok iyi bakın bir sonra ki postta görüşmek üzere;)

Japonya postlarımı şu linkten takip edebilirsiniz.

Sadece Metro Haritasıyla Tokyo’yu Geziyoruz^^

Japonya’ya gitmeden “Bilmediğim bir ülkede kaybolmak istiyorum.” diye  enteresan hayallerle kimbapsushi‘nin kafasını şişiriyordum ki bu hayalim de  gerçekleşti dostlar:P

 Tokyo’da 5 gün kaldık, gezi programında boş günler vardı. Biz de bu boş günlerde şehri sokak sokak gezmeyi gitmeden kafaya koymuştuk. Hatta Tokyo’ya vardığımız ilk gün aldık otelde aldık metro haritasını ve gitmek istediğimiz yerleri daire içine alarak kendimize bir gezi programı çıkardık. O gün bir de rehberimizin laptopunu ödünç alıp dostumuz suspusningi’yle mesajlaştık ve ondan da öneriler aldık;)

Yukarıda ki fotoğrafta metro haritası ve benim Japonya’dan topladığım afişler, fişler, broşürler yani bizim burada çöp olarak attığımız her şeyi sakladığımı görebilirsiniz. Geldiğimden beri açıp bakmamışım bunlara biraz önce haritayı bulmak için deşeledim iç çeke çeke:)

Tokyo metrosu haritadan gördüğünüz gibi biraz arap saçı, Japon rehberimizin söylediğine göre Japonlar’da yolculuklarında bu haritayı kullanarak gidecekleri yere en iyi aktarmayla nasıl gideriz diye bakıyorlarmış. 13 tane renkli olan ana hatlar var. Bunun yanında JR dedikleri eski tren yollarını kullanan metro ve özel hatlarda var. İki kafadar:P kahvaltıdan sonra Kayabacho’da ki otelimizden  yola çıkarak geziye başladık. Bir gün boyunca tüm hatlarda kullanacağımız biletlerden aldık. Bu biletler yaklaşık 30 TL falan tutuyor. Sadece ana hatlarda kullanabilenler daha ucuz ama JR hattını da kullanmamız gerekeceği için biz en kapsamlısından aldık.   Daha önceden Hana Yori Dango’nun şu meşhur sahnesinin çekildiği mekan olan Ebisu Garden Place’ye  gitmeyi kararlaştırmıştık. Daha doğrusu benim hiç aklıma gelmemişti kimbapsushi gitmek istediğini söyleyince bende sevindirik oldum:)

Birkaç aktarma yaparak ve metronun içinde kaybolarak sonunda Ebisu durağında indik:) Metroda en zor olan hangi kapıdan dışarı çıkacağını ya da aktarma yapacağını saptamak. Bazı büyük duraklarda 20 kapı olabiliyor gel de bul çıkacağın yeri:) Gerçi adamlar her yere kocaman işaretler asmışlar şimdi haklarını yemeyeyim. Ebisu’da çıkınca biraz yürümemiz gerekiyordu. Biz önce azıcık kaybolalım diye kimseye sormadan kendimi bulmaya çalıştık baktık olmuyor. Kimbapsushi nokta atışı yaparak İngilizce bilen bir ablaya sordu ve sayesinde bulduk:) Ebisu’nun daha modern Japonca ile Söylenişi Yebisu’ymuş.

Yebisu Garden Place

Burada 4566756756 tane fotoğraf  çekildikten sonra biraz binaların içinde dolaşıp yine metro istasyonuna gittik. Sıradaki durağımız programımıza göre Shibuya’ydı. Burada rastgele bir kapıdan çıktık ama tesadüfen tam ana meydana çıkmışız:) Rehberimiz bize daha önceden bir kaç alışveriş merkezi önermişti. Bunlardan birinin önüne çıktık ama içeri girip kapalı mekanda vakit kaybetmek yerine sokakları gezmeyi tercih ettik. Bu arada bana ilginç gelen şeylerden biri metroların büyük alışveriş merkezleri ile bağlantılı olmasıydı. Metro’nun çıkışları direk bu binaların en alt katına bağlanıyordu. Zaten çoğu metro istasyonunda da alışveriş yapabileceğiniz küçük dükkanlar oluyor.

Shibuya

Bu arada böyle rahat rahat şuraya gittik buraya gittik diyorum ama ayaklarımız pert olmaya başlamıştı zaten bir haftadır tabana kuvvet yürüdüğümüz için ayaklar mahvolmuştu bir de tüm gün gezince 7566 kere mola vererek Japonya’nın en güzel yanlarından olan içecek  makinalarında soluğu alıyorduk. İçeceklere verdiğim parayla neler alırdım neler kimbilir.

Sonra ki durağımız Shinjuku, burası Tokyo’nun büyük merkezlerinden biriymiş ve yirmiden fazla çıkışı varmış. Şahsen bizde metronun içinde dolana dolana bir hal olduk ve en sonunda rastgele bir kapıdan çıkıp biraz yürüyüp bulduğumuz bir yere  çöktük resmen asdadsd Buraya daha sonra rehberimizle geldik ama onda da alışveriş merkezinde takıldık. O yüzden buradan fazla fotoğrafım yok.

Shinjuku

Ve sonunda en çok eğlendiğimiz yerlerden biri olan Harajuku’ya gitmek için metroya bindik. Burası Tokyo’nun en görilesi yerlerinden biri olduğu için çok sayıda turist gördük. Tokyo’ya geldiğimiz ilk gün gezi programı içinde burası vardı ama çok az bir süre vermişlerdi buraya o yüzden tekrar gelip kafamıza göre gezelim dedik.

Harajuku

Harajuku aslında tek bir cadde, ilginç magazaların ve genelde gençlerin bulundu bir sokak da diyebiliriz. Burası sokağın girişi, metro istasyonundan çekmiştim.

Bu da pasaj gibi bir yerde ki j-pop ve k-pop dükkanı^^

Burada yine bir kek ve içecek molası verip kaldırıma oturarak gelen geçeni seyrettik. Burada 5 saat otursanız ben sıkıldım demezsiniz. Biz yorgunluktan çökmüş bir halde otururken yanımıza Koreli bir aile geldi. Anne ve baba oturdu çocuklarda karşıdan dondurma almaya gittiler. Çocuklar dediğime bakmayın gençler biri bildiğimiz oppaydı, bir de on beş yaşlarında kız kardeşi vardı. Onlarla sohbet başlatmak için 8787678 geyik yaptık kendi aramızda ama yine de sessizce oturduk tanıma planlarını eyleme geçirmedik. (nedennnn yapmadık nedeğğn diye şimdi kendi kendimi yerim böle)

Saatlerce otursak da ayaklar bir kere perte çıkmıştı arkadaş, yok bir türlü dinlenmek bilmiyordu. Ama ölmek var dönmek yok (!) diyerek yine yola koyulduk. Sıradaki durağımız dostumuz Suspusningi’nin tavsiye ettiği İkebukuro. Metrodan iner inmez karnımızı doyuracak ve dinlenebilecek bir yer aradık ve bir burgercıda (?) oturduk. Tavuk diye aldığımız ama karidesli çıkan hamburgerimizi ve içinde anlam veremediğimiz şeyler olan salatamızı yedik.

İkebukuro

Bu fotoğrafları Suspusningi’ye armağan ediyorum:)

Burada bol bol manga satan yerler, cosplay kıyafetleri satan yerler, ikinci el mangacılar vardı. Hatta biraz daha ilerleyince sokaklarda toplaşıp oturan ilginç gençler gördük.

Günün sonunda yorgun, ayakları şişmiş, kemikleri sızlayan ama mutlu bir halde otele döndük. Gidip dinlendik sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Azıcık uzanıp, dinlenip diğer arkadaşlar gelince akşam tekrar dışarı çıktık kıh kıh kıh

İşte böyle Japonya’yı ölerek gezdik dostlar, Türkiye’de böle gez deseler, “Bi gidin yaa uyucam ben” derim ama orada sabahın köründe kalkmalar, tüm gün gezmeler, ayaklarında ki yara bantlarını her gün değiştirmeler falan nerdee:D

Japonya: TV’lerde, Billboard’larda Tanıdık Yüzler

Yine gezi yazılarının arasına karışmış, arada kaynamayı amaçlayan saçma bir postla karşınızdayım. Ama böyle postları sevdiğinizi itiraf ettiniz, benim suçum yok:P Efenim Japonya’ya ilk ayak bastığımız saatlerde, ki bu gece oluyor bu yüzden hemen otele yerleştik. Hemen yakınlarda bir markete giderek ihtiyaçlar zincirinde birinci dereceden ihtiyaçlara giren yemek ihtiyacımızı karşıladık. (Bir cümle bu kadar uzatılabilir, Nobel’e adayım bence:P) Sonra “Yaa şu TV’yi açalım bakalım ne var.” derken, dakka bir gol bir karşımızda Matsu. (Bundan sonra 7/24 her yerde Matsu’yu göreceğimizi bilmediğimiz için ilk günden bir heyecan yaptık. Bir zamanla PC ekranından izlediğimiz adamlar aç TV’yi karşında falan^^

Matsu’nun pijamaları giyelim rahat rahat takılalım tarzındaki gece programından görüntüler:

Bu günden  sonra Matsu adeta bir dost bir sırdaş bir günlük gibi hayatımızdaydı adssadsda Hangi kanalı açsak onu gördük, hangi reklamı izlesek o çıktı hangi billboard’da baksak o vardı. Japonya demek Matsu demekti adsfsadsad abarttığımı düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Japonya’da bir Matsu bir de One Piece her yerde karşımıza çıktı:D Türkiye’ye döndüğümüzde en çok onun eksikliğini hissettik adsdasd

Matsu kirpiklerine  sahip olmak ister misiniz?

Yeni bir şehir, yeni bir otel ve yeni bir dizi:P Gündüz bedevi gibi yürüdüğümüz için gece de TV karşısında sızıp kalıyorduk. Bu saatler de ya eğlence programları ya da dizilerin tekrarını veriyorlardı. Biz de reklamını gördüğümüz Matsuda Shota’nın yeni dizisine denk geldik. Japon tarihi dizisi ilk defa izledik ve oldukça beğendik. Dönünce bunu netten izleyelim diye listeye aldık. İlgilenenler için dizinin adı Taira no Kiyomori kadro baya sağlam, dizi de güzeldi alt yazısız bir bölüm izledik valla:)

Buda benim 465465 kez Kame’ye benzettiğim Sato Takeru’nun konuk olduğu bir program. Kimbapsushi‘de yılmadan yıkılmadan her seferin de “O Kame değil hani ona çok benzeyen..” diye açıkladı garibim adassdasd

Veee benim tontişim TV’de, bu günleri de mi görecedim tombik yanaklımı TV’ler de mi izleyecektim ahh ahh diye göz yaşlarına boğulurken bir baktık program bitmiş. Sonuna denk gelmişiz, nası bir program anlamadım ama tombik yanağımı 3 dakikalığına gördüm yaa yeter adsasdad

Zaten biz de hala Kame’yi göremediğimizi şaşırmıştık ki çok eğlenceli bir programa denk geldik:)

Şimdi ekrandan biraz uzaklaşıp sokaklara gidelim kimleri göreceğiz:)

Evet evet yanlış görmediniz Kim Hyun Joong:D

Ah böle fotoğraf ağırlıklı postlar yazmayı çok sevdim ben yaa, en sonunda  tumblra döndüreceğim blogu tam olacak^^ Daha az  fotoğraf daha çok yazı yazdığım postlarda görüşmek üzere dostlar^^

Japonya: O Tapınak Benim Bu Tapınak Senin Geziyoruz (1)

Japonya’da gezdiğimiz tapınakları bir postta toplamak istedim ama yine ikiye çıktı bu:)

Tapınaklardan bahsetmeden önce Japonya’da inançlardan bahsedelim. Japonya’da yaygın olarak Şintoizm ve Budizm’e inanılıyor. Şintoizm’de her olayın her nesnenin bir ruhu olduğuna ve ona zarar verdiğiniz de ruhun size zarar vereceğine inanılıyor diye kısaca açıklayabilirim. Örneğin suyu çok kullanırsak Su Tanrısının insanları cezalandıracağını düşünülüyor. Bu tapınakları girişlerinde ki kapılardan (Torii) ve sağına soluna asılan şimşek figürlerinden tanımak mümkün. Şintoizm’de tanrıya Kami deniyor. Dizilerde animelerde  Kami-sama olarak duymuşsunuzdur. Japonca’da “sama” burada en büyük saygı eki oluyor. Şimşek figürü ise tanrının kızdığını ve onun gözyaşlarını simgeliyor.

Budist tapınağı olduğunu da direk Buda heykelinden anlıyoruz.

Bu kadar tapınak gördükten sonra ilk bakışta  Şintoizm mi yoksa Budist tapınağı mı oldu ayırt edebiliyorduk:)

Japonya’da binlerce tapınak var, biz bunlardan en önemli ve değişik özellikli olanlarına gördük.

Todai-ji Tapınağı

Bu tapınak Nara’da bulunuyor ve en önemli özelliği dünyanın en büyük Buda heykeline sahip olması. Tapınağına ulaşmak için Nara Parkı’ndan geçmeniz gerekiyor. Bu parkta geyikler insanların içinde serbestçe dolaşıyor ve onları sevip yiyecek verebiliyorsunuz. İlk başta insanların arasında geyiklerin gezmesini şaşkın gözlerle izledik ama dönüş yolunda sağımızda solumuzda dolaşan geyiklere alıştık:)

Budist tapınakların da ki Buda heykellerinin ellerinin duruş şekilleri farklı oluyormuş. Ve her birinin anlamı da farklıymış. Burada ki Buda elleriyle “Ben buradayım ve sizi koruyorum.” diyor.

En üst seviyede ki Buda’ya Nyerai deniyor. Onun yardımcılarına ve yolunda gidenlere Bosatsu deniyor. Aşağıda ki fotoğraf daki Bosatsu oluyor.

Bu da Buda’nın koruyucularından biri, bunlara Myoou deniyor. Tapınakta ortada Buda, iki yanında Bosatsu ve  arkasında da Myoou’lae duruyordu.

Bunlarda neredeyse her tapınakta satılan ve tapınağa özgü keklerden. Bu keklerin içinde siyah tatlı fasülye var ve çok lezzetliler:) Ben de annemlere şu geyikli olanından aldım:)

Golden Pavillion Zen Tapınağı  (Altın Mabet)

Kyoto’da olan bu tapınağın en büyük özelliği adından da anlaşılacağı gibi altın olması. Tapınak tamamen altın kaplama ve içine girmek hatta yaklaşmak yasak. İçinin fotoğrafı bile yıllardır gösterilmiyormuş bu sene broşürlere eklenmiş.

Gölün ortasında ki bu güzelliği gördükten sonra Japon bahçesinde yürüyerek aşağıda dua edebilen bir tapınağa ulaşıyoruz. Altın Mabet’e girmek yasak olduğu için dua etmek üzere ayrı bir tapınak yapılmış olmalı.

Tüm tapınakların girişinde arınacağınız bir çeşme bulunuyor. Arındıktan sonra tapınağın önüne gelip çanı çalıyorsunuz ve oradaki Tanrı’ya geldiğinizi haber veriyorsunuz. Daha sonra 2 kere selam verip 2 kere ellerinizi birbirinize çarpıyorsunuz ve tekrar selam verip dua etmeye başlıyorsunuz. Orada ki kutuya 5 Yen atmanın şans getirdiğine inanılıyor. 25 Yen ise çifte şans:)  Tabi bunları biz değil Şinto veya Budistler yapıyor.

Kiyomizu Tapınağı

Bu tapınağın altından akan suyun kutsal olduğuna inanılıyor  ve hiçbir çivi kullanılmadan inşa edilmiş, UNESCO koruması altında ve dünya mirası sayılıyormuş.

Tahtaların iç içe geçmesiyle yapılmış olan tapınağın ilerisinde uzun bir köprü var ve bu köprünün manzarası aşağıda ki fotoğraflarda gördüğünüz gibi. Yeşilliklerin arasından görünen ise Kyoto şehri^^

Şimdilik bu kadar, diğer postlarda görüşmek üzere;)

Japonya: Shirakawago’ya Aşık Olmamak İmkansız Gibi

Japonya’daki 6.  günümüzdü ve artık buranın doğal güzelliklerine alıştık diyor ki yine gözlerimizi kamaştıran bir manzara ile karşılaştık.  Tüm ömrünü geçirebileceğim yerler arasında ilk sıralara yerleşen Shirakawago Gassho tarzı evleriyle meşhur. (Bir tanesi benim olsun diye neler vermezdim)

Bu evlerin olduğu bölgeye gidebilmek için uzun bir köprüden nehri geçmeniz gerekiyor.

Bu evler ismini üçgen şeklinde ki çatılarından alıyor. Bu Japonların ellerini çenelerinde birleştirerek ölülerine selam vermek için kullandıkları hareketin ismi. Evlerin çatılarının bu şekilde yapılmasının bir çok avantajı var. Bunlardan biri bölge kışın çok kar yağışı aldığı için karın çatıda birikmeden aşağı düşmesini sağlıyor.

Eskiden bu bölgede ipek böcekçiliği ve mermi yapılıyormuş. Şimdilerde daha çok zengin insanların yaşadığı evler olsa da hala ipek böcekçiliği yapanlar bulunmaktaymış. Bu evler 3 kattan oluşuyor. En alt katında insanlar yaşıyorlar ve ortada bir ocak yanıyor. Orta katta mermi yapılıyor ve en üst katta da ipek böceği yetiştiriliyor. Shirakawago dağların arasında gizli bir yer de olduğu için eskiden gizlice mermi yapılır ve savaş için kullanılırmış.

Evlerin bazıları turistik ziyaretler için müze şeklinde kullanılmış ve eski özellikleri konularak ziyarete açılmış. Yukarıda ki fotoğraf bölgede ki en büyük evin çatı katı. Buradaki ahşapların  siyah olmasının nedeni; en alt katta yanan ocağın dumanını yukarıya veriyorlar ve çatının güçlenmesini sağlıyorlar.

İpek böceklerinden kalan kozalar.

Kullanılan eşyalar.

Bahsettiğim en alt kattaki ocak.

Şimdi bilgi verme kısmını bitiriyorum ve sizi muhteşem manzaralarla baş başa bırakıyorum:)

İnsanlardan korkmayan kırmızı balık:)

-Totoro’lu saksı isteyen?  -Ben:)

Bu bölgede 466456 tane fotoğraf çekmişim, aralarından seçmek zor oldu. Şimdi siz bunlara bakarken ben de gidip diğer fotoğraflara bakıp bakıp ağlayacağım. Neden döndük ki biz yaa, kalaydık burada^^