Kasımda Kitap Okumak Başkadır:P

sokakkedisibobVikitapta bir yılda kaç kitap okuyacağımıza dair bir hedef koyuyoruz. Ben de 2013’ün ortalarına doğru kaydolduğum için yarım yıllık bir hedef koydum, 2013 bitmeden elimde ki kitabı da bitirirsem hedefime ulaşmış olacağım. Çok mataf bir şey değil ama insan hedefine ulaşınca mutlu hissediyor:D Bakalım geçtiğimiz ay neler okumuşum.

Sokak Kedisi Bob

Ben de kedisevengillerden olduğum için kedili kitap görünce dayanamadım. Bir de o aralar nette o kadar çok gördüm ki demek bu kitapta bir şey varmış millet bu kadar okuyorsa dedim.

Arka kapaktan konusu:
“Sokaklarda yaşayan James Bowen yaralı bir sarman bulduğunda hayatının ne denli değişeceğini bilmiyordu.
Kıt kanaat geçiniyordu ve son ihtiyacı olan şey bir kediydi.
Oysa tanıştıktan sonra ayrılmaz bir ikili oldular ve birbirlerinin yaralarını sardılar.
Sokak Kedisi Bob herkesin yüreğine işleyecek, umut dolu ve sıcacık, gerçek bir hikâye… “
Tabi böyle okuyunca insan büyük bir şeyler bekliyor ama açıkçası pek beklediğimi bulamadım. Bana biraz sıradan geldi. Hayatını değiştirmesi hikayesi çok abartılmıştı. Bir kedi bir çok insanın hayatında değişiklik yapar. Ev de beslediğiniz her hayvan yapar. Çünkü sorumluluk almaya başlarsınız. Bu çocukcağızın da hayatı değişmemiş bildiğin hayatında ilk defa sorumluluk almış:D Bir de yazar kendini biraz saklamış gibi. Mesela uyuşturucuya hala devam ettiğini kitabın yarısında açıklamış. Bırakma işini kitabın sonlarında yapıyor falan. Onun dışında kedi çok kraldı ahaha onun neler yaptığını okumak zevkliydi ama öyle hayati dersler alabileceğiniz vaat edileni vermeyen bir kitap. Bob gerçekten kitapta anlatıldığı gibi acayip sakinmiş bir çok videosu var. Bir tanesini buradan izleyebilirsiniz.

birpsikiyatristin gizli defteri

Bir Psikiyatristin Gizli Defteri

Yine çok satanlardan ama ben daha çok mesleki olarak ilgimi çektiği için almıştım. Arka kapak tanıtımı: “Gerçek hikâyeler kurgudan çok daha tuhaftır, Dr. Gary Small da bunu gayet iyi biliyor. Psikiyatriyle ve insan beyni üstüne çığır açıcı araştırmalarla geçen otuz yıl içinde Dr. Small pek çok şey görmüş. Şimdi ofisinin kapılarını açmaya ve kariyerinin en gizemli, ilginç ve tuhaf hastalarını anlatmaya hazır.
Bu kitap bir psikiyatristin zihnine ve onun giderek gelişim gösteren mesleki yaşamına yapılan aydınlatıcı bir yolculuk. Aynı zamanda bu branşın ve daha önce görülmemiş, tanısı koyulmamış çeşitli akıl hastalıklarının perde arkasına da bir bakış… Kitabı okurken kendinizi, bizi insan yapan şaşırtıcı tuhaflıklar üstüne düşünürken bulacaksınız.”

Doktorun zamanla gelişimini ve yükselişini okumak güzeldi ancak vaka örnekleri bahsedildiği gibi daha önce görülmemiş türden değildi hatta sıradandı. Eğer “daha önce görülmemiş” bir şeyler okumak isterseniz:D Oliver Saks’tan Karısını Şapka Sanan Adam’ı okumalısınız tabi alanları farklı ama olsun, Gary Small bu kadar iddialı tanıtım yapmamalıydı. Yine de okuması eğlenceli kolay okunan bir kitaptı tavsiye ederim.

548316_10151975673876450_2020968095_n

Haşlanmış Harikalar Diyarı ve Dünyanın Sonu

“Çektiğin acıyı ben de anlıyorum. Fakat bu herkesin başından geçiyor. O yüzden senin de katlanman gerek. Sonrasında kurtuluş geliyor. O zaman artık sen, hiçbir şeyi dert etmeyecek, üzülmeyeceksin. Hepsi kaybolup gider. Geçici heveslerin hiçbir değeri yok. Burası dünyanın sonu. Dünya burada sona erer, ötesi yoktur. O yüzden sen de artık hiçbir yere gidemezsin.
Gölgesini kaybeden, kafataslarından eski rüyaları okuyan bir adam ve dünyanın sonu gelmeden önce yaşayacak sadece birkaç saati kalmış bir kahraman. Haşlanmış Harikalar Diyarı ve Dünyanın Sonu XXI.
yüzyıl edebiyatına damgasını vuran, kült yazar Haruki Murakamiden bilim kurguyu masalsı bir dünyanın içinde var eden, Kafkaesk bir psikolojik gerilime göz kırpan bir roman.”

Bunu kasımda okumadım ama blogda yazılmamış bir Haruki Murakami kitabı olarak boynu bükük bir köşede kaldı yazık o yüzden bunu araya sıkıştırdım:D Klasik Murakami kitaplarından daha önce yazım tarzını ne kadar çok sevdiğimi anlattığım için daha fazla bahsetmeyeceğim yoksa benden bıkacaksınız. Bu hikayede öle enteresan şeyler vardı ki beyin değiştirme işlemleri anıları silme, gölgesi kesilme ayy hangi birini anlatsam ahahah Aynı sıralar Shingeki no Kyojin animesini izlediğim için bu surlarla kaplı şehri çok benzettim. Yine merak edeceğimiz ve tahmin edemeyeceğimiz bir olay yumağı var çözülmeyi bekleyen ve ağır ağır çözülen ya da tam çözülemeyen mi diyeyim. Yine bir sürü metafor bir sürü ard anlam var. Yine bayıla bayıla okudum:)

Notlar:

 1. Fotoğraflar kendi instagram hesabımdan bu yüzden başka yerlerde kesinlikle kullanmayınız.

2. Fotoğraftaki gözlük bilgisayar kullanırken ve kitap okurken taktığım numarasız filtreli, zararlı ışın kırıcı bir gözlüktür. Bilgisayar kullanırken gözlerim çok ağrıyordu göz doktoruna gidince böle bir şey yazdı. Gerçekten faydası oluyor bu yüzden çok bilgisayar kullananlara tavsiye ederim.

3. En sonrada ki Himeji Kalesi maketini kendim yaptım, D&R’da satılıyor almak isteyenler için yapması biraz uğraştırıcı ama oldukça eğlenceliydi:)

Reklamlar

Ölü Ruhlar Ormanı

astreanınatlasıfoto

Ne zamandır kitap postu yapmıyordum. En son bitirdiğimden kitaptan başlıyayım dedim^^ Bundan bi 5 sene önce falan Grange’nin acayip fanıydım:) Çıkmış bütün kitaplarını okumuştum. Sonra bir ara verdim o arada 4 kitap çıkarmış, bir yerden yetişmek lazım dedim ve Ölü Ruhlar Ormanı’dan başladım.

Arka Kapak Tanıtımı:

Jeanne Korowa tek bir hata yaptı.

Katili ormanda arıyordu.

Oysa orman katilin içindeydi.

İnsanın içindeki vahşi çocuk gibi.

Genç ve yalnız bir kadın olan Yargıç Jeanne Korowa, tesadüfen şahit olduğu bir psikiyatri seansı sayesinde Paris’te işlenen tüyler ürpertici seri cinayetlerin failini keşfetmiştir. Ama elinde hiçbir kanıt yoktur ve katilin peşine tek başına düşmek zorundadır. Böylece Guatemala, Nikaragua ve Arjantin’de soluk soluğa ve kanlı bir takip başlar.

Bu kitap için Kötülüğün Üçlemesinin (Siyah Kan- Şeytan Yemini ve bu) son kitabı denildiği için bir Siyah Kan güzelliği bekleyerek başladım ne yalan söyliyeyim. Bu güzelliği buldum mu malesef hayır. Acaba ben mi Grange’nin tarzını unuttum okumaya okuma diye düşünerek bitirdim ama bittikten sonra yorumları okuyunca yalnız olmadığımı anladım. Sanki çok fazla zorlama olmuş gibi geldi. Yaa çok güzel bir konu buldum hadi bunu psikiyatri ve paleontoloji ile birleştireyim de daha güzel olsun diye yazılmış. Ya da ben bu konularla ilgili bir şeyler yazmak istiyorum ama nasıl bir cinayet olsa diye düşünülmüş. Özellikle Freud’un Baba kavramını sürekli kullanması aslında konuyla çok küçücük bir örtüşmesi olması ve yazarın her şeyi buna bağlaması ve sürekli yineleyerek okuyucuya kabul ettirmeye çalışması sinirimi bozdu. Aynı şey otizm için de geçerli. Hee anladık hee yeter zaten çok örtüştüremedim bir de iki satırda bir söylüyorsun diye geçirdim içimden üzgünüm Grange^^

Son sayfalarda “ayy çok şaşırdım” diyen varsa zaten yaa hiç Grange okumamıştır ya da çok az kitap okuyup film izliyordur üzgünüm ama klasik bir sürprizdi yani sürpriz bile değildi.

Okumadığım kitaplarını çıkış sırasına göre okumayı düşünüyordum sanırım direk Kaiken’i okuyacağım Grange’den. Bakalım onda istediğimi bulursam diğer kitaplara dönerim. Zaten geriye Sisle Gelen Yolcu ve Koloni kalıyor.

9257_10151975681891450_1448481938_n

Bu kadar okuduk beğendiğimiz tarafı elbet oldu:) Öncelikle baş karakterin kadın olması güzel. Her ne kadar başlarda depresif ve sorunlu gibi görünse de sonrasında toparladı aferin:P Güney Amerika ile ilgili bilgiler edinmemiz de güzeldi. Benim daha önce merak edip açıp bakmışlığım yoktur. Bura baya tarihsel özetini öğrenmiş olduk. Bu bakımdan bilgilendirici kitapları her daim sevmişimdir. Bir de kapak fotoğrafı çok güzel uymuş. Bunu bitirince daha iyi anlıyorsunuz. Hatta bitirip kapağı kapatın şimşekler çakıyor bir aklınızda:P

Tavsiye eder miyim? Ederim, heralde çok iyisini beklediğimden istediğimi bulamadım ama Grange’nin tüm kitaplarını okuyup okuyacak kitabı kalmadığın sen de gel diye okunur:D Ya da ilk Grange kitabınız bu olursa seversiniz diğerleri okuyunca daha çok seversiniz Grange’yi falan böyle sürer gider:)

Güzel günlerde güzel kitaplar okumanız dileğiyle^^ Bugün de çok güzel bir gün Cumhuriyetimizin 90. yılı kutlu olsun:D

Şizofren “John Katzenbach”

20130808_191906

Bayram tatilinde memleket ziyaretleri yaptımızda çantaya atmıştım yolda okurum diye yolda uyuduğum için pek mümkün olmadı ama oraya gidince okumak için bol bol vaktim oldu. Hem de böyle yeşillikli, çiçekli bahçe manzarasında^^

Daha önce Koridor yayıncılıktan hiç kitap okumamıştım ama D&R’ın neredeyse tüm kitaplarında güzel bir indirim yapınca denemenin zararı olmaz dedim. Öncelikle arka kapaktan başlıyalım çünkü kitap hakkında hiç bir fikrim yoktu direk arka kapağı okuyup aldım:

“Yirmi yıl önce Francis Petrel kendi iradesi yok sayılarak ailesi tarafından bir akıl hastanesine gönderilir ve uzunca bir müddet orada tutulur. Ta ki seri cinayetler işlenip hastanenin kapıları mühürleninceye dek. Yıllar sonra, üstü örtülü ve unutulmaya yüz tutmuş olaylar silsilesi kararlı bir dedektifin soruşturma talebiyle yeniden irdelenir. Francis yaşadığı gerçekliğe dönmüş olmasına rağmen hâlâ sesler duymakta ve ancak ilaçlarla bu sesleri susturabilmektedir. O günlere dair anıları içine bir korku salar ve o da yaşadığı her anı zihninin tozlu raflarından indirip gün ışığına çıkarmaya, yazmaya niyetlenir; elinde kısalıp duran kaleme bir palamar gibi asılarak. Kağıt yerine evinin duvarlarına yazmaktadır hikayesini. Karanlığın içinde ona göz kırpıp duran, delilerin kendisine “Melek” dediği ölüm saçan gizemli bir psikopatla baş etmek hiç kolay olmayacaktır. Gerçekte böyle biri var mı yok mu, o bile bilinmezken.”

Yazarın en ünlü kitabı Psiko analist’miş çünkü diğer tüm kitaplarında bu kitabın yazarı olarak reklamı yapılıyor. Kitap oldukça akıcı yazılmış, çok rahat okunuyor son 100 sayfada heyecanı yüksek tutuyor ve hemen bitiriveriyorsunuz. Klasik bir cinayet kurgusunun akıl hastanesinde geçen versiyonu diyebiliriz.

Eksik yanları size katilin kim olabileceği ile ilgili hiç tahmin şansı vermemesi. Şahsen ben birazcıkta olsa tahmin etmek, tahminimde yanılmak veya haklı çıkmak yani en ufak bir düşüncemin olmasını isterdim. Ama siz kesinlikle katili tahmin etmeyeyim tarzında romanları seviyorsanız tam size göre^^

20130806_180241

Bir misafirimiz var^^

Anlatımda biraz karışıklık vardı, hikayeyi Francis’in ağzından dinliyoruz ama görmediği olayları da okuyoruz falan bunun gibi ufak detaylar vardı ama okurken çok rahatsızlık vermiyordu zaten yazar da bunun farkına varıp bu kısımlarda “bana sonradan söylediğine göre” gibi imalarda bulunmuştu.

“Melek” adını taktıkları katilin kısımları etkileyici anlatılmıştır birazcık geriliyorsunuz okurken. Gerilim ve psikolojik türü sevenlere tavsiye edilir. Aman aman olmasa da hoş, rahat okunup, tavsiye edilebilecek bir kitap^^ Geçen gün Koridor Yayıncılıktan Klon isimli kitabı yine aynı yöntemle aldım (arka kapak okuma) Bakalım benim gibi klon meraklısı biri için okumak nasıl olacak. Ama öncesinde Bir Murakami kitabı okuyacağım^^

Tarih 1Q84 Yer Kediler Şehri

6903594226_105f545c8d_z

Ve aylar sonra bu postu yazmanın gururunu yaşarken….

Diye başlamak yerinde olur sanırım çünkü bir kitabı bitirmem ilk defa bu kadar uzun sürdü. Murakami’nin tarzını çok beğeniyorum ama bu sefer sanki farklıydı ya da bana öyle gelmiştir. Yazım detayları yine güzeldi ama bu sefer ek olarak başkalarının kitaplarından uzun uzun alıntılar yapması beni rahatsız etti açıkcası. Malum kitabın kalınlığı çok konuşuldu bu alıntılar çıkarsa sanırım bi 300 sayfa azalıcaktır:P

1Q84 adından mı şeklinden mi nedendir anlamadığım bir şekilde popüler kültür kitabı haline geldi millet çıkar çıkmaz aldı falan. Benim fikrimce Murakami’ye bu kitapla başlayanlar hata yaparlar. Hatta ben de keşke sıra ile gitseydim en son bunu okusaydım dedim. Arada okumadıklarım vardı onları okusam belki bu kitapta yakalayacağım farklı ayrıntılar olurdu ki okuduğum kadarıyla bazı göndermeler gördüm.  Belki de bu tüm kitaplarına göndermeler üzerine kurulmuştur kim bilir^^

IMG_20130815_182232

Fotoğrafta ki Şirinler figürlerini de kitapta little people ve  komin yaşamdan bahsedilince çağdaştırdığı için koydum gülmeyin:P

Kitabın bitirememe nedenlerimden biri de 7567657 kilo ağırlığında olmasıydı. yollarda kitap okumayı seven biri olarak, evde hatta mümkünse bir masanın üstüne koyarak okuyunca doğal olarak uzun süre okuyamıyorsunuz. Ben de arada ince kitapları yolculuklara çıkardım bundan önceki posttan da hatırlayacağınız gibi:) Bir diğer neden de Uşikawa bölümleri, o bölümlere geldik mi ben kitabı okumaya ara veriyorum ve yine o bölümden başlayacağım için bir süre elime alamıyorum.  Adam hem kendini hem bizi yedi bitirdi biz onun yerine ayy sen neden geldin ki bu dünyaya dedik yazık adama bu kadar yapılmaz:P

Kitabın konusunu anlatmaya çalışsam sanırım beceremem öle hikayeleştirebilecek şekilde ilerlemiyor, farklı insanlar farklı hayatlar gibi başlayıp birbirlerine göndermeler yapıp sonlarda kesişen hikayeler denebilir. Tabi her zaman ki gibi gerçek dışılık düzleminde:)

Kitap da ilgimi çeken şeylerden biri de güçlü kadın karakter oldu. Murakami’nin kadın karakterleri genelde güçsüz, hastalıklı, intihara meyilli tipler olurdu. Erkek karakter her zaman ki o entelektüel kendi aleminde aşkı bulamamış genç adam onda bi değişiklik yok:P

20130410_020309

Sorarım size:P

Kitap neredeyse her ülke de çok hoş kapaklarla yayınlanmış buna bizimki de dahil. Hatta en az güzeli orjinaliymiş:P İlk fotoğrafta ki kapak fikir olarak çok güzel ama benim okurken hayal ettiğim ikinci ay bundan daha bozuk daha taş parçası gibi bir şeydi nedense ama bu kapakta bildiğin ayın küçüğünü yeşertmişler. Yine de kapak fikri güzelmiş.

En çok sevdiğim kısımlardan biri de “Kediler Şehri”ydi. O hikayeye bayıldım sanırım başka ülkelerde ayrı bi hikaye şeklinde de yayınlanmış kıskandım. Hatta kitabı 3 cilt halinde yayınlayanlar da varmış ki bence tek kitap olması daha mantıklı ağırlığına rağmen:)

Öyle ya da böyle bir şekilde bitirdim. O aşama zordu ama bitince yine güzellikler bıraktı geride^^ Okuyacağınız ilk Haruki Murakami kitabı olmamasına dikkat ederek öneriyorum. Şimdi gönül rahatlığıyla kitaplığımdaki yerine dönebilir:)

20130626_135630

Not: Vikitap’a üye olanlar için ve takip etmek isteyenler için vikitap hesabım buradadır.

Biraz Tatil Biraz Kitap: Kürk Mantolu Madonna

wpid-IMG_20130713_133914.jpg

Bu sıralar nedense popüler kültür kitabı olarak görülmekte, belki isminden midir bilmiyorum ama size de çok havalı gelmiyor mu:P  Benim okuma sebebim ise biraz herkes bahsediyor nasılmış daha çok da Sabahattin Ali okumak oldu. Sanırım üniversite 1. sınıftaydı İçimizdeki Şeytan kitabına başlayıp bitirememiştim ki kesinlikle kitapla ilgili değil o zaman ders kitaplarından romana sıra gelmiyordu. İşte sonunda bir Sabahattin Ali kitabını bitirdim.

Şuan Murakami’nin 1Q84’ünü okuyorum aslında bitmesine çok az kaldı ama kendisini ağırlığından ötürü sürekli yanımda taşıyamadığım için  tatil bavuluna bu kitabı attım, çok iyi oldu. Tür ve yazım şekli olarak o kadar farklılar ki insan bu farkı paralel okuyunca daha iyi anlıyor ve keyifli oluyor. İşin ilginci eş zamanlı kitap okumayı sevmem ama apayrı kitaplar olunca güzel oluyormuş.

Bu kadar sözden sonra hala kitaptan bahsetmemiş olmak da yetenek istiyor. Sanırım kitabın bu kadar sevilmesinin sağlayan şey çok doğal yazılmış olması, insanın en doğal en yalın haliyle hiç bir ağdalı söz kullanmadan en derinde ki duygularını bile çok iyi yansıtmış olması, okurken evet gerçekten de böyle hissediyor insan diye kendi kendinize söylenmenizi sağlaması… diye düşünüyorum. Şahsen ben de öyle bir etki bıraktı.

Bu yaz iki küçük tatil yapma fırsatım oldu, kitaba Çeşme’de başladım ama büyük çoğunluğunu Belek’te okudum. Bu yüzden çektiğim fotoğraflarla okuduğum satırları harmanlayacağım şimdi sizin için:P

“Her gün, daima öğleden sonra oraya gidiyor, koridorlardaki resimlere bakıyormuş gibi ağır ağır, fakat büyük bir sabırsızlıkla asıl hedefine varmak isteyen adımlarımı zorla zapt ederek geziniyor, rastgele gözüme çarpmış gibi önünde durduğum “Kürk Mantolu Madonna’yı seyre dalıyor, ta kapılar kapanıncaya kadar orada bekliyordum.” 

wpid-IMG_20130713_103600.jpg

“İçimizde mevcut olan sevgi, alaka, sarih olarak bilinmeyen bazı vesilelerle, zamanı tayin edilemeyecek olan bir anda, birdenbire birikir, tekasüf eder; (yoğunlaşır) nasıl tatı tatlı ısıtan güneş ışığı bir adresten geçtikten sonra bir noktada toplanıyor ve yakmaya başlıyorsa, kuvvetini fevkalade arttıran bu sevgi de sizi sarar ve tutuşturur. Onu dışarıdan birden bire gelen bir şey zannetmek doğru değildir. O, içimizde zaten mevcut olan hislerin bizi şaşırtacak kadar şiddetlenivermesinden ibarettir.”

wpid-IMG_20130717_112931.jpg

Şansımıza o hava biraz kötüydü ama güzel fotoğraflar çıktı^^

wpid-IMG_20130711_111426.jpg

Bu iki çocukla bol bol oynadım, üstüm tüy içinde kaldığı için içeri alınmamakla tehdit edildim:P

Bundan sonraki fotoğraflar Çeşme’den:

wpid-20130629_202309.jpg

“Hayatta yalnız kalmanın esas olduğunu hala kabul edemiyor musunuz? bütün yakınlaşmalar, bütün birleşmeler yalancıdır. insanlar ancak muayyen bir hadde kadar birbirlerine sokulabilirler, üst tarafını uydururlar; ve günün birinde hatalarını anlayınca, yeislerinden her şeyi bırakıp kaçarlar. halbuki mümkün olanla kanaat etseler, hayallerin dekini hakikat zannetmekten vazgeçseler bu böyle olmaz.” 

wpid-20130630_184642.jpg

“İnsanlar birbirlerini tanımanın ne kadar güç olduğunu bildikleri için bu zahmetli işe teşebbüs etmektense, körler gibi rastgele dolaşmayı ve ancak çarpıştıkça birbirlerinin mevcudiyetinden haberdar olmayı tercih ediyorlar.” 

wpid-IMG_20130702_132133.jpg

” Evden çıktıktan sonra bir şey unuttuğunu fark ederek duraklayan, fakat unuttuğunun ne olduğunu bir türlü bulamayarak hafızasını ve ceplerini araştıran, nihayet, ümidini kesince, aklı geride, ileri gitmek istemeyen adımlarla yoluna devam eden bir insan gibi üzüntülüydüm. “

wpid-IMG_20130629_125809.jpg

Instagrama yeni üye oldum da ondan bu fotoğraf çalışmalarımı hoş karşılayın lütfen bi hevesimi alıyorum işte böle:P

İzmir Kitap Fuarı ve Gözü Yaşlı Ben Vol 2

20130425_174622

Nerden huy edindiysem bilmiyorum iki senedir kitap fuarı maceralarımı (?) yazıyorum böle kendiliğinden bir seri oldu bu da, yazık madem seri oldu ben de numara vereyim dedim başlıkta:P Bu arada ezik serinin ilk yazısı da burada sayın okuyucu, yeterince acıdıysanız bu seriye onu okuyun bence ona da yazık:P

Ama bu sene çok çemkirmelik bir yazı yazıcam. Ne bu efenim kitap fuarı ucuz olurdu, hani o günler hani ellerinde nerde kitap fuarı, noldu sana büyük salona taşınmışın bu yıl ama bi burnun büyümüş kitap fuarı bi noldum delisi olmuşun:P Benim alacağım kitapların yayınevleri az indirim yapmış diye bu çemkirmem yoksa yine üçü beşi 10 tl gibi kampanyalar vardı. Önleri de kalabalık oluyor ama ben sevmiyorum o tarz kitapları. O tarz derken hani böle milletin çerezlik vakit geçirmelik diye okumalık falan dediği türden kitaplar.

Geçen sene ünlü  yayınevleri %40-50’ler de indirimler yapmıştı, bu sene bir %20’ler de takılmalar falan üzüldüm yani o kaa indirimi internet siteleri de yapıyor sevgili yayınevleri bilmiyom yani şimdi siz düşünün:P

Neyse zaten param da yoktu iyi oldu çok alamadığım. Almak istediği tüm kitaplarda da Doğan Yayıncılık’taymış meğer standına gidince fark ettim. Tabi bir tane alabildim. Grange’ye dönüş yapma zamanın gelmişti uzun bir ara verdim bu arada yeni kitapları çıkmış yetişmem lazım. Kürk Mantolu Madonna’yı da resmen yıllardır okuyacağım artık gerçeğe dönüştüreyim şu isteği diye aldım. Diğeride Avatar serisi çocuk kitap standından aldım (gülmek serbest), napayım seviyorum bu seriyi, böle hatıralık elimde bulunsun.

Benim gittiğim gün hep de şairinlerin imza günü varmış. ayy bilmiyom insanlar sıraya girmiş imza alıyorlardı ama ben önünde sıra olmasa adamı stand görevlisi sanıp “Bu kaç para amca?” dicem. Cahilliğimden ölüp gidicem şiir konusunda ama yapcak bir şey yok sevmeyince sevmiyor insan. Ama bak Atalay Demirciyi tanıdım, ayyy çoluk çocuk sıraya girmişti. Evet inanıyoz şiir sevdinize tamam hadi inandık bak bir şey demiyoz.

20130425_174739

Ayy asıl günün şahaneleri şuncağazlar oldu. Geçen sene de manga standına çökmüştüm mangalar indirimli oluyor baya kabul, her sene oradan alıcam bahın buraya yazıyorum. Bir sene bunlarla idare edicem devamı seneye artık. Normal de bir cildi 12.5 TL olan buncağazlar 8 TL’ydi ama  görevli bana bi güzellik yapıp 7 tl den saydı da 4 cilt alabildim. Bir de minik poster verdi hediye olarak. Tüm seriyi alırsan dev poster hediye ederim dedi ama ben “Param yoh valla abi olsa tüm seriyi bende isterem ben de” dedim. Ayy eve gelince fark ettim kitap ayracı koymuşlar poşetin içine nası güzeller nası kullanmaya kıyamam.

İşte böyle de bir postun daha sonuna geldik. Seneye görüşürüz kendiliğinden oluşmuş ezik post serisi^^ (Ayy acıdım yazıma yaa neden böyle kendi yazılarımı aşağılıyom ki bilemedim:P) Neyse gidip mangalarıma sarılıp ağlıcam daha bu kadar yeter. Bir daha ki -umut ediyorum ki daha ciddi yazılmış- postumda görüşmek üzere dostlar^^

Gizli Anların Yolcusu ve Bora’nın Kitabı

DSC06202

Arkadaş tavsiyesi üzerine başladığım bir kitaptı Gizli Anların Yolcusu daha sonra merakıma yenik düşüp daha bu kitabı bitirmeden devamı niteliğinde olan Bora’nın Kitabı’nı aldım. Zira bitirseymişim ikinciyi almazmışım zaten. Bu arada arkadaş tavsiyesi falan diyorum ama baya baya zorlaması olacak o:P  Telefonda oku oku dediği yetmiyormuş gibi bir gün beraber kitapçıya gittiğimizde elimde bu kitapla çıktım hiç bişi anlamadım dostlar bir baktım alıvermişim^^

Öncelikle  bu kitap bir ara çok modaymış duymuşsunuzdur belki baş harflerini birleştirdiğinizde “gay” kelimesi çıkıyor ki kitap içeriği ile ilgili bilgi veriyor. Gerçi anlatım gereği baya sürpriz yapacağım diye zorlanmış ama isimden fire verilmiş garip??

Bir yayınevi patronu olan İlhami Bey’in hayatı üzerine odaklanmış kitabımız. İlhami Bey çocuğu bir trafik kazasında kaybetmiş bir adam. Aile bu travmayı pek atlatamamış. Kitaplar hakkında pek bilgi vermeyi sevmiyorum daha çok anlatım tarzı ve işlenişten bahsetmek istiyorum.

Kitabın arkasında “pek çoğumuzun anlamakta zorlandığı, yargılamakta ısrar ettiği bir aşkın romanı. Ayşe Kulin her zamanki ustalığıyla, yaklaşmakta korkulan bir konunun üstüne giderek tabuları yıkmayı deniyor.” şeklinde bir söylem var. Üzgünüm ama bu sefer pek ustaca olduğunu düşünmüyorum. Ayşe Kulin’in iyi bir yazar olduğu tartışılmaz ama bu sefer olmamış.  Öncelikle okurken çok yapay ve aceleye gelmiş gibi hissettim. İlişki bir anda başlıyor, inandırıcılığı düşük bir şekilde başlıyor. Kitabın akıcılığı ve olayların heyecanlı bir şekilde ilerlemesine lafım yok, kitap kendini güzel okutturuyor. Ama hep içiniz de bir şüphe kalıyor.

Kitap kendini güzel okutturuyor da sonunda da pat diye düşürüyor. Sanki aceleyle kitabı bitirmesi gerekmiş izlenimi veriyor. Belki ikinci kitabın gelmesi planı yapıldığı içindir, kim bilir. Bora’nın Kitabı’nı aldığımda henüz ilk kitabı bitirmemiştim ve bunu kitapta bahsedilen Bora’nın yayınlanacak olan meşhur kitabı sandım ama onda da bir hayal kırıklığı yaşadım.

DSC06204

İkinci kitaba ne devam kitabı diyebilir ne de bağımsız bir kitap. Olayları bir de diğer taraftan görebileceğimiz bir  kitap diyebiliriz belki ama sorun şu ki olaylar farklı anlatılıyor. Arka arkaya okuyunca “Bu böyle olmamıştı ki…” diye soru işaretleri içinde kalıyorsunuz.

Uzun sözün kısası çok beklenti ile başladığım ama hayal kırıklığı ile biten bir kitap macerasıydı benim için. Uç bir konuya değinilmek için yapılmış ama derinine inilmemiş, bir yandan anlatılmaya çalışılmış bir yandan anlatılmaktan kaçınılmış, arada kalmış bir kitap. Okuyucu da böle arada bırakıyor. Ne okuyun diye tavsiye verebilirim ne de okumayın derim. Siz karar verin;)