Aynı Yıldızın Altına Filmine Gittik

Ayni-Yildizin-Altinda-620x250

Artık bloga döndüm demiştim değil mi? Evet evet yazmaya okumaya izlemeye kaldığımız yerden devammm:))

Geçtiğimiz gün Kitap Oburlarından Codex, Elenda ve Yorum Durağım’ın yazarı Damyworld ile Aynı Yıldızın Altında’ya gittik. Ne zamandır görüşmek istiyorduk filme kısmetmiş:)  Kitabını neredeyse 6 aydır falan alıp okuyacağım diye dolanıyordum ama son zamanlarda ki yoğunluktan okumaya fırsat olmadı ben de filmi çıkmışken izlemek istedim. Bir de kızlar çağırınca onlarla film keyfini kaçıramazdım:) Filmden önce bir yemek faslı olmazsa olmaz bir de film sonrası sohbetleri tabiki;) Bir de film afişinin önünde fotoğraf çekme macerası yoo yoo bundan bahsetmeyeceğim vazgeçtim:P

315xiZV

Gelelim esas konumuza filme; sürekli kitaptaki gibi mi diye kızlara sorduğum için ve sonrasında yorumları okuduğum için filmin iyi bir uyarlama olduğunu söyleyebilirim sanırım. Filmin konusundan bahsetmeyeceğim bence artık bilmeyen yoktur. Bahsetmek istediğim klişe bir konu olan ölüm ve aşk konusunun nasıl işlendiği. Bir çok acıklı aşk filmi izleyip gözlerimiz kızarana kadar ağlayan insanlar olarak özellikle Kore romantik filmleri geçmişi olan bizler aşk filmleri konusunda çıtayı baya yükseldik. Artık her ağlatan filme “çok güzeldiii” diye bayılmıyoruz malesef. Malesef diyorum çünkü insan bazen şöyle bir ağlamaklı film olsa da izleyip rahatlasak  diyoruz ve bir film açıyoruz. Daha ilk dakikadan acıtasyonu dayıyolar burnumuza o yüzden çok da içten gelmiyor. Yani en azından benim için öyle. Bu tarz filmlerde genellikle doğallığı ve içtenliği arıyorum. Bu filmde de o içtenliği buldum:)

filme1512_f2

Filmin başında kızımızın söylediği gibi bir hikayenin nasıl anlatıldığı çok önemlidir. Üzücü bir konuyu esprili bir dille anlatabilirsin ya da komik bir  durumu oldukça ciddi ya da hepsinden biraz tıpkı gerçek hayatta olduğu gibi…  Filmimiz de hem eğlenceli sahneler hem üzücü sahneler vardı. Ölüm hakkında birbirinden farklı düşünen ama iki düşüncenin de size oldukça mantıklı geldiği bir olgunlukta… Aslında daha çok Hazel’in fikirlerine daha yakınım ama Gus’sın ki gibi hayal hepimizin içinde vardır. O yüzden kendimizi iki karaktere de yakın hissediyoruz.

safe_image

Sözün özü gidin efenim bu filme mümkünse bir arkadaşınızla, sevgilinizle, eşinizle gidin, hatta gitmeden önce kitabını okuyun  ama birbirine çok iyi uyum sağlamış, rollerini çok iyi yapan bu çifti bir de beyaz perde de izleyin:) Şimdi sizi bu güzel fotoğrafla baş başa bırakıyorum:

B2JSCIR

*Bütün fotoğraflar alıntıdır.

Reklamlar

Soğuk bir Gerilim: Prisoners (2013)

exclusive-prisoners-uk-quad-poster-143946-a-1378291853-470-75Bu filmi neredeyse 5 aydır sinemada izleyeyim diye bekliyorum. Amerika’da geçen sene vizyona girdi Türkiye’de de vizyon tarihi Ekim ayından beri her ay ertelenerek en sonunda rafa kaldırmaya karar verdiler herhalde. Hayır madem vizyona girmeyecek neden gelecek vizyon tarihinde yayınlıyorsunuz bir tarih veriyorsunuz. Sırf Hugh Jackman’dan ötürü evde değil de sinemada izlemek istemiştim ama maalesef olmadı.

Filmin konusu ilk başta klasik görünse de içinde ki detaylar, karakterler, oyunculuk filmi almış götürmüş. Keller Dover’ın (Hugh Jackman) 6 yaşında ki kızı Anna ve aynı yaşındaki arkadaşı Joy bir Şükran günü yemeğinde kaybolur. İki aile ne yapacaklarını bilemez üstelik nereye gitmiş olabileceklerine dair tek düşünceleri sokağa parkeden ve olaydan önce çocukların ilgisini çeken eski bir karavandır. Polise haber veren aile karavanın tarifini verir ve Dedektif Loki (Jake Gyllenhaal) olayı araştırmaya başlar. Karavan şoförü gözaltına alınır ancak zeka geriliği olduğu anlaşılınca ve hakkında yeterli kanıt bulunamayınca serbest bırakılır.

Prisoners-0003-20130903-119

Ancak Keller adamın suçlu olduğuna emindir ve adaleti kendi elleriyle sağlayacağına inanarak tehlikeli bir planı gerçekleştirir. Bu saatten sonra  geriye dönmek ve polise güvenmek yoktur ve kızları kendi elleriyle bulabileceğini düşünmektedir. Buraya kadar her şey sıradan bir kaçırma filmi gibi gelmekte ama bundan sonra olan olaylar, verilen ipuçları, filmdeki karakter anlatımları iyi kurgulanmış. Film 153 dakika normal filmlerden daha uzun ve daha ağır bir tempoda ilerliyor. Ancak o sessiz olaysız sahnelerde bile sizi germeyi ve merak ettirmeyi başarıyor. Filmin genel havası gerilim filmlerinde olduğu gibi kasvetli, soluk renkler, ıssız banliyöler şeklinde ama dediğim gibi türü sevmeyenler içinde merak edici unsuz sebebiyle zevkle izlenebilir.

Prisoners 10Filmin bize yönelttiği sorular: kızları kim kaçırdı, kızlar yaşıyor mu, siz babanın yerinde olsaydınız ne yapardınız, ailenin için ne kadar ileri giderdiniz, iyi bir insan ne zaman kötü tarafa geçer? gibi soruların yanı sıra film biraz alttan da olsa inanç ve inancın sorgulanması, inancı kaybetmek konularına da değinmiş.

Prisoners-Hugh-JackmanFilmin başından itibaren küçük küçük ipuçlarıyla olayları birbirine bağlıyorsunuz ve neler olduğunu az çok anlıyorsunuz. Ama yine de kendi adıma konuşuyorum, çocukları kaçıranın kim olduğunu gördüğüm de şaşırdım. Bunun bir nedeni de daha iyi bir nedenden ötürü olamasını beklememdi. Neden bana mantıksız geldi. Zaten film de konudan çok oyunculuklara, filmde ki karakterlerin ayrıntılı tasvirlerine yoğunlaşmış. Konu da bazı boşluklar olması önemli değil siz benim yarattığım karakterlere odaklanın denmiş gibi:) Oyunculuklar ise tartışmasız çok iyi bence, Hugh Jackman’ın babayı, Jake Gyllenhaal’ın dedektif karakterini üst seviyelerde oynamışlar. Diğer oyuncularda oldukça başarılı bu kadar başarılı oyunculuklar ve derin karakterleri ele alınmasıyla biraz da senaryo daha iyi işlenmiş olsaydı on numara bir şey olacaktı:) IMDb’den 8.2 almış ve vizyona girdiğinde Amerika’da ilk hafta rekorunu kırmış.

Şiddetle tavsiye ettiğim filmlerden, izleyin gelin konuşalım:)