Coffee House

Bu ismi duy birde üzerine fragmanı izleyince dedim, ahanda yeni bir Coffee Prince geliyor. Böyle sevindirik bir halde bu dizinin başlamasını bekledim. Tamam konu değişik ona lafım yok ama fragman cidden CP’yi andırır cinstendi. Peki sonunda ne buldum dersiniz: Bu dizinin CP ile uzaktan yakından alakası yokmuş. Ühüü hüü diyorum başka da birşey demiyorum. (yabiki yalan daha söylicek 85757686 tane şeyim var:P ) Reyting politikası falan olmalı bu, bakın fincanın içinde poster bile yapmışlar anacım. Gelde kanma şimdi bu diziye.

İşte böylece izlemeye başladık, başlarda kendimi kandırılmış gibi hisettiğim için bir gıcık oldun diziye ama bir yandan meraklandım hikaye nasıl gelişecek diye. (kediyi merak öldürürmüş derler- çok ulvi bir lafmış-) Tamam gıcık olmamaın bir sebebide başroldeki kızlardan birinin aşırı derecede salak, saf, şaşkolaz ve türevleri sıfatlara sahip olmasıydı. Tamam itiraf ediyorum yeri geldi acayip güldüğüm sahnleri oldu, zaten onlarda olmasa 4. bölümde falan arkanıza bakmadan uzaklaşırsınız.

Bir ton laf ettikten sonra gelelim konuya: Hikaye ünü Kore’yi aşmış bir kitap yazarı olan Lee Jin so’nun  herzamanki gibi bir basın toplantısından kaçıp rastgele bir cafeye girmesiyle başlar. Burada kahve yapmakta oldukça acemi olan olan  Kang Seung Yeong’la tanışacaktır ki bu pek hoş bir karşılaşma olmaz. Kızın eski sevgilisiyle kavga etmesiyle başlayan olaylar tuvalette kilitli kalmasıyla devam edecektir.

Bu dizinin diğerlerinden ayrılan tarafı iki bayan başrol oyuncusunun olması ve neredeyse dizinin sonuna kadar hangisinin esas kız olacağının belli olmaması. Daha fazla ayrıntıya geçmeden karakterleri tanıyalım değil mi ama 😀

  Lee Jin So: Bir seri kitap yazarı, özellikle bayan okuyucular kendisine bayılıyor. Kibar, centilmen vs biri olarak tanınsada gelin görünki kendisi çok uyuz bir insan. (takıntılı insanlara benim koyduğum bir isim yoksa uyuzluk bir tarafı yok yani:P) şimdi bu beyfendimizin öyle garip huyları varki insanı çileden çıkarır. Öncelikle araya binmekten hoşlanmıyor, scoter vari bir aletle dolanıyor, sonra telefon kullanmıyor, telefon verseler bile bulduğu ilk çöpe fırlatıyor. Kesinlikle aranmaktan hoşlanmıyor. Acayip derece düzeldi hatta kalemlerinin uçları bile aynı ölçüde olacak yoksa hepsini çöpe yolluyor. Kafvesi saatinde ve isteği kıvamda gelmeli yoksa döküyor. İşte bu yüzden kısaca Uyuz diyicem ben ona bundan sonra 😛

Yazarımız yayın müdürüyle üniversite yıllarında arkadaşlarmış. Daha doğrusu eski karının arkadaşıymış. Karısı boşandıklarından bir süre sonra intihar ediyor zaten bu tür manyakça huylara sahip olmasını ona bağlıyorum, şahsen bir izleyici olarak. Haa birde arada kaybolup dünyanın herhangi bir köşesinden çıkma huyu var. Uyuz az kalmış dizi en iyisi kısaca  manyak diyelim biz ona.

Kang Seung Yeong: Başrol kızlarımızdan biri. Babasının kafesinde çalışıyor. Kısaca elinden hiç bir iş gelmiyen diyebiliriz onada. (tamam pek kısa olmadı ama adından daha kısa sayılır:P ) Oldukça iyi niyetli, birşeyleri başarmak için çok çalışıyor ama işte olmayınca olmuyor. Gerçekten profesyonel olmak için Yazarın yanında çalışmaya başlıyor ki asıl eğlence burda başlıyor. Başlarda kızın salaklarına gıcık olsanızda yavaş yavaş bu kızı sevip bağrınıza basıyorsunuz.

 Seo Eun Young: Görüldüğü üzre çok güzel bir hatun kendisi, yayın evinin müdürü ve yazarımızın eski karısının arkadaşı. Karısı öldükten sonra yazara çok destek olmuş ve bu kadar ünlü olmasını sağlamış. Aldığı her işi mükemmel derece iyi yapmaya çalışan bir kadın. (Ki yapıyorda) Yazar gibi oldukça zor bir adamla uğraşıyor, her devasında onu kovsada sonunda yine işe alıyor. Yazarının düzenlediği  basın toplantılarındann ve imza günlerinden kaçması yüzünden epey zorlansada bir şekilde ayarlıyor. Ayrıca çok güzel giyiniyor. Hem güzel, hem başarılı, hem zeki hem şirin, ee daha ne olsun diyorum. 🙂 Mimikleri çok komik ve gayet başarılı bir oyuncu bence. Bu kadar övünce sanmayın ki onun tarafındayım aslında şu yukardaki kısa saçlı kızın tarafındayım (hep ezilenin tarafında olan bir milletiz napalım:P ) ama şimdi sezarın hakkı sezara demişler, hatun mükemmel gibi bişey yapılacak bişe yok. 🙂

 

Han Ji Won: Eun Young’un eski sevgili, ve yazarında arkadaşı. Eun young’u göz göre aldatmış ve birşey söylemeden ortadan kaybolmuş. sonrada hiçbir şey olmamış gibi gelip hal a sevgililermiş gibi davranan bir manyak işte. 🙂 Kapıdan kovsan bacadan girer cinsten. kimse sevmesede zorla olaya dahil olmayı başarıyor bir şekilde. Zavallı Müdür ne yapsa kurtulamıyor bu adamdan.

Birde profesyonel boksör olduğu için yazarı arada fena halde dövüyor. Ama hiç içinizi acımıyor yani, birde benim yerine vur diyosunuz hatta 😛

Tekrar konuya dönersek, Yazar ve Seung Young’un ortak bir arkadaşları var. Yazarın bu adama borcu olduğu için borcunu ödemek istiyor ama bu adam onun yerine bu parayı Seung young’u sekreter olarak işe alıp ona ödemesini istiyor. (Buraları bana baya saçma geldi, zaten bu adamda ilk bölümden sonra kayıplara karışıyordu) Yazarda kızı sekreter olarak alıyor ama saçma sapan işler yaptırıyor. Tüm gün kalem açtırmak gibi ki kızımız onu bile yapamadığı için kalemleri tekrar kendi açıyor. Sonra kızımız öylesine şe alındığını öğreniyor ve haketmediği için parayı kabul etmiyor. Yazardan gerçekten onu işe almasını ve profesyonelliği öğretmesini istiyor. Yazar da öğretiyor diye düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Ne kadar saçma iş varsa yaptırıyor kıza: yaban kedisi yakalamak, bir bavulun içine sığmaya çalışmak bunlardan birkaçı. Açıkçası kızı kitabında yazdığı sahnelerin gerçekliğini ölçmek için kullanıyor.

Kızımız bu kadar işkenceye rağmen ufaktan yazardan hoşlanmaya başlıyor. Onun içindeki iyi insanı tanıyor ve aslında göründüğünden farklı biri olduğunu anlıyor. Bunun yanında kalem açma ve kahve yapma konusunda birşey öğreniyor. (Bu bile onun için büyük başarı yani:P ) Gelelim Yazar-Müdür ilişkisine: Müdür her ne kadar Yazardan nefret ediyo gibi görünsede, aralarında garip bir ilişki var. Ne seninle ne sensiz türünden bir şey. Kimseyi umursamaz yazarımız, Müdür’e yapışkan eski sevgiliden kurtulma konusunda eper yardımcı oluyor. Tabii bu yardımların sonucunda Müdürümüz yazardan hoşlandığını farkediyor.

İşte karmaşık ilişkiler dönemide böylece başlamış oluyor. Neredeyse 10 bölüme kadar Yazarın hangisinden hoşlandığını bilemiyorsunuz. Hatta bir süre sonra sırf bunu öğrenmek için bile izliysunuz, sonra öğreniyorsunuz, sonra hobaaa onu sevmekten vazgeçiyor öbürünene derken tekrar vazgeçiyor… diye devam eden bir dizi. Kore dizileri arasında bu şekilde ilk ilerleyen pek dizi yok sanırım hatta bu ilklerden bile olabilir. Sayın ve sevgili yönetmen ve yapımcılar siz bu diziyi örnek alıp bu şekilde devam etmeyin lütfen. Biz izleyiciler olarak böle esas kız ve oğlanın belli olmasını isteriz. Haa illa bir kadın daha olacaksa, 2. kadın, kötü kadın gibi sıfatlar alabilirler yani onda problem yok sonunda kimle olacağınızı tahmin ettiğimiz sürece:P Desemde böle belli olmaması yüzünden izliyorum hala, yksa kesin 4, 5 bölümde falan bırakmıştım ben diziyi.

Bu arada söylemeden edemicem dizinin sonlarına doğru bu Yazarı maymuna çevirmişler ne bu saçlar böyle ahahha. Çakma pop yıldızlarına benzemiş.

İşte böyle bir dizi dostlar, herkesin hoşlanacağı tarzda değil o yüzden mutlaka izleyin diyemiyorum. Ama bir şans verin belki seversiniz, en azında kahkahalar attığınız birçok sahne var diyebilirim.

Reklamlar

The Last Airbender “Buda son hava bükücünün son filmi olsun lütfen”

Bir zamanlar Şu yazımda Avatar’ı ne kadar sevdiğimi ve filmini dört gözle beklediğimi anlatmıştım. Ve film vizyona girer girmez eleştiriler, peşpeşe geldi ki haksız değillermiş bizzat izleyip gördüm. Hatta IMDB’den aldığı 4.3 bile fazla bu filme. Sevgili  Shyamalan çok düşman edindin bu filmle emin ol. Ayrıca korku filmi yönetmenini  ne diye eğlenceli bir yapıma el atarki. Güzelim komediyi korku-dram karışımı birşeye çevirmiş.

Maden güzel olmadığını biliyodunda neden gittin diye soracak olursanız. Aylar öncesinden reklamları Nick’te döndüğü için kardeşime söz vermiş bulundum. Götürmeseydim aylarca başımın etini yerdi, aylarca işkence çekmektense iki saat çekeyim dedim. Allah sinema halk gününe denk geldikki bu çakma 3D filme fazla para baymadım. 🙂

Gelelim filmin olmamışlarına zira olmuş bişe yok ortada:

Öncelikle konu o kadar üstün körü geçilmişki çizgi dizisini izlemeyen kesinlikle hiçbir şey anlamadan film bitmiş olur, perdeye manasız gözlerle baktığıyla kalır. Birde bazı olaylar yanlış verilmiş. Örneğin Anng’in o buzdan çıktıktan hemen sonra pat diye ateş ulusu falan gelmiyor, önce köydekilerle kaynaşıyo onlara avatar olduğu kanıtlamaya çalışıyor falan. Burda ne oluyo pat diye Zukko geliyor seni rehin aldım diyor oda tamam diyor elle ele tutuşup gidiyolar:P (el ele kısmı hariç gerisi aynen böyle)

Anng: Yavrum sana ne yapmışlar böyle sen eğlenceli, oyun seven, her dakika munzurluk yapan bir çocuktun, filmde olmuşsun acıların çocuğu küçük emrah. O kaşlar film boyumu eğik olur, bir kere güldürmemiş bu yönetmen amcan seni. Zaten o dövmelerini hiç söylemiyorum. Birde Dublaj izledimki felaketti bizim “Enng” telafuzu olmuş “Ang”.  Çocuk filmin başından sonuna kadar bir pişmanlık bir suçluluk duygusu içinde kıvranıp durdu. Hayır bu duyguyu ilk 5 dakka içinde atmış olması lazımdı madem her şeyi hızlı geçtiniz yönetmen bey burası neden uzun sürdü, hadi bakalım.

Katara ve Sokka: Katara karakter olarak tuttuğunu koparan erkek gibi bir kızdı, yeri geldiğin abisini o korurdu. burdaki pek bir silik olmuş söz etmeye bile gerek yok. Sokka’ya gelicek olursak ikinci hayal kırıklığı, Sokka bildiğin karizma abi gibi dolaşıyo ortalıklarda. Bizim sakar olduğu kadar şebek, şebek olduğu kadar da cesur Sokkadan eser yok.

Zukko: Ateş Presi yerine Hintli prens versek olmazmı demişler ama olmaz malelesef. En olmayanları Anng’den sonra ikincilik ödülünü Zukko’ya veriyorum. Bizim karizmatik, asil duruşlu olduğu kadarda mağrur, öfkeli, pişman prensimiz gitmiş onun yerine ağzı açık ayran budalası gibi gezinen biri gelmiş. Bu çocuğun yüzünde böyle bir doğallık bir saflık varmış bende Slumdog Millionaire’de iyi rol yapıyor sanmıştım, meğer çocuğun normal hali böylemiş sürekli kendini oynuyomuş. Bak bu suratla çok iyi bir Sokka olacağı varken, yazık etmişler Zukko yapmışlar.

İroh amca: Yaşlı tonton bir amca beklerken,  Gandalf gibi ortalarda endam edinen bir tip görünce şok oldum daha fazla anlatamıcam. 😀

Appa: Ahanda iki resim arasında 745886 farkı bulun. Hadi oyuncuların aynısı bulamıyosun bu normal, karekterlerinide tutturamadın bunada eyvallah. Peki animasyonla yapılan bir şeyi nasıl tutturamazsın bee adam çizgi filmindeki gibi çiz işte. Tontoş sevimli appa cılız bacaklı korku filmi yaratıklarına benzemiş. (Bu adam korku filmi yapmaya devam etsin lütfen bir daha animasyonlara el atmasın diyorum başkada bişey demiyorum) Momo’yu tutturmuştu bak ona lafım yok, iyiye iyi derim. 🙂

Birde bu ay Prensesi kızcağaz benzemişti filmde, bir Momo bir bu, 7659 kareterden ikisini tutturdun bravo sana evladım. 😀

Şu dört elementin dört ayrı ırk olduğunu nerenden uydurdun acaba sevgili ve saygıdeğer yönetmenim. Peki madem böyle yaptında aradaki istisnalar ne oluyor. Ateş ulusunu Hintli yapıp İroh amcayı neden ayırdın bide beyaz saç yapaydın tam Gandalf olurdu. Ayrıca toprak bükücüler neden çinli, bu mantıkla toprak bükücülerin iri yarı bir ulus olması gerekmezmiydi. Hava bükücüler Çinli olaydı mantığına saygı duyup bağrımıza basaydık.

Ayrıca sondaki olaylar kitaptan farklı olmayı bırak saçma sapan olmuş, olaylar olup biterken Avatar ateş ulusu askerleriyle oyalanıyor, herşey olup bittikten sonra ışıl ışıl parlasan ne yazar çocuğum. yok yok yönetmen bu seriyi gece uykulu falan izlemiş olmalı, yada dur en mantıklısı bu çizgi filmini atlaya atlaya izledi, uykulu ve 40 derece ateşi varken, ayrıca çok üzücü bir olay yaşamışken izledi. Evet kesin böyle olmalı. 🙂

Nereye dokunsan bir falso veren filmin hataları saymakla bitmez. Benim gözüme takılanlar bunlar. Söylemezsem içimde kalırdı blogcuğumla dertleşeyim dedim. Bunlar benim görüşlerimdir (beğenmeme konusu), filmi izleyip beğenenler elbette çıkacaktır. O yüzden izleme kararı size kalmış dostlar. Ama kesinlikle çizgi dizisini izlemenizi öneririm.  Bu kadar şeyden sonra 2. filme yönetmen değişir diye umuyorum daha doğrusu yalvarıyorum değişsin. 😀