Posttun Başlığı Ninja Assassin Olsun, Peki Ya İçerik?

Daha başlıkta çuvalladık hadi hayırlısı…. 

Günlerden  yine Kimbapsushi ile alışverişe çıkıp onun sadece DVD aldığı bir gündü,  o gün oturup aldığı tüm filmleri izleyecektik. (eğer böyle bir şey yapsaydık sanırım 24 saat film izlememiz gerekirdi.) Tamam abarttım ama o gün Kızıl Uçurum ve Ninja Assassin da gözümüz vardı. O gün iki film üst üste akımını malesef gerçekleştiremedik. Üzerinde aylar geçti (ama Kimbap’ın tüm servetini DVD’lere yatırma alışkanlığı  geçmedi:P) ve biz o ara bir dolu film izledik ama hala Ninja Assassin’i izleyememiştik. (yazar burada göz yaşlarına boğulur)  Bu işte bir lanet var derken bu hafta sonu birlikte film izleyelim dediğimizde ikimizinde aklına bu film geldi. Hazır Rain askere gidiyorken izleyelim filmini dedik. (Böyle saçma bir nedenden dolayı film izleyen başka insanlar var mıdır?)

Lafı daha fazla ne kadar uzatabilirim merak ediyorsunuz değil mi? Altı üstü şu filmi izledim diyeceğim. Ama başlık yeterince ipucu veriyor, benden günah gitti:P

Tamam şimdi ciddi ciddi film tanıtımı yazma moduna giriyorum, hazır mısınız? Film tanıtımı bitince bu moddan çıkıp saçmalama moduna geri döneceğim, postun ilerleyen bölümlerinde görüşmek üzere…

Klasik bir dövüş-aksiyon filminden bekleneni yerine getiren bir film diye başlamak istiyorum. Bildiğiniz gibi bol bol vurgulanan referansları V for Vandetta ve Matrix… Onlar kadar iyi mi derseniz? Bence hayır ama onlara yaklaşmış mı derseniz, görsellik konusunda: Evet^^

Almanya, ABD ortak yapımı olan film Berlin’de geçiyor. APT ajanı olan  Mika uzun zamandır kurcalanmayan cinayet dosyalarını araştırır ve bunların ardında efsane olduğu düşünülen Ozunu Klanı’nın olduğunu söyler. Amiri Ryan onu bu davaya hiç bulaşmamasını söylese de Mika araştırmasına devam eder. Ozunu Klanı gerçekten vardır ve uzun yıllar boyunca öğrenci yetiştirmektedir. Kimsesiz bir çocuk olan Raizo bu klan tarafından alınıp bir katil olarak yetiştirilmiştir. Bu klanın öğrencileri eğitmek için çok gaddar yöntemleri vardır ve hatayı kesinlikle affetmemektedir. Raizo’nun klandaki tek arkadaşı da hatasını canıyla ödeyenlerdendir. Bunu bir türlü unutamayan Raizo klandan kaçar ve izini kaybettirmeye çalışır ama bu hiç kolay olmayacaktır çünkü klandan ayrılmak ölümle aynı anlamdadır. Raizo onlardan kaçarken aynı zamanda klan liderini öldürüp intikamını almayı hedeflemektedir. İşte bu noktada Mika ve Raizo’nun yolları kesişir.

Yukarda da bahsettiğim gibi filmin görselliğini çok beğendim, özellikle iki sahne var ki hayranlıkla izledim. İlki ateşler içinde ki odada ki dövüş sahnesi ikinciside perdenin arkasında ki gölgeler şeklinde oluşturulmuş sahne… (Bu saçma anlatımımdan anlayacağınız gibi anlatılmaz izlenirlerden^^)  Dövüş sahneleri de bekleneni veriyordu ancak konu biraz basit kalmış yani mevzunun fazla derinine inmeden dövüş sahneleriyle götürürüz biz bu filmi demişler izlenimi uyandırıyor. Rain’i bir kez daha tebrik ediyorum adama boşuna on parmağında on marifet demiyorum ben, bu rolün de altından başarıyla kalmış. Kadın başrole bir türlü ısınamasak da şimdi kadının hakkını yemiyelim resmen Rain’in özel süpermeni olup 5678 kere hayatını kurtardı:P Ama Kimbap’ın en sevmediğini hatun bence Raizo’un klandayken tek arkadaşı olandır. Neden mi  dersiniz? Rain’in gençliğini MBLAQ‘ten Lee Joon’un oynadığını söylemiş miydim? 😛

Bir tebrik de ona gitsin. Ustası Rain olunca insan böyle yetenekli oluyor demekki^^

-Ciddi ciddi film tanıtımı yazma modu burada bitmiştir-

Artık ne kadar ciddi olduysa^^ Bugün film hakkında ki yorumları okurken oldukça eğlendim. Bu arada filmden önce kesinlikle yorum okumuyorum çünkü insanlar yorumlarda spoiller verme yarışı varmışcasına yazıyorlar anacım. Yorumlara dönecek olursak Rain’i hiç tanımayanlar şöyle buyurmuş “Başroldeki eleman yakışık mı değil mi anlayamadım…. Bu çocuk dövüş sahnelerinde yaralı bereliyken iyide normalde küçük çoçuklar gibi görünüyor… Başroldeki çocuk iyi olsada uzakdoğulu kontejyanından kaybediyor… vs vs vs”

Bunları okuyunca acaba ben de Rain’i hiç tanımadan bu filmi izleseydim ne düşünürdüm diye merak ettim. (Öyle bir konuşuyorum ki okuyanda Rain’le asker arkaşıyım falan sanıcak. Bak yine yakında askere gideceği aklıma geldi, pufff)  Sonra, hiç tanımasamda oyunculuğunu beğenirdim diye düşündüm. Bu arada hiç işim gücüm yok böyle şeyler düşünüyorum:P “Sadece oyunculuğunu mu beğenirdin?” dediğinizi duyar gibiyim. (munzur bir gülüş atıyorum şuanda) Benim çocukluğumun kahramı Jakie Chan bir kere yaa 😀 Bu arada söylemeyim söylemeyim diyorum ama dayanamayacağım: Bu filmde çocuğun güzelim saçlarını ne yapmışlar öyle? Sonra insanlar tabi dövüşürken daha iyiydi der. Diye filme de çemkirince yazıyı bitirme vaktinin geldiğini anladım.

Uzun lafın kısası filmi tavsiye ediyor musun? diye sorarsanız: Benim gibi dövüş filmlerini ve görselliği ayrı bir seviyorsanız tavsiye ederim. Ha bir de Rain’i seviyorsanız;) Ama baştan uyarımı yapayım bol bol kesik kol, bacak bilimum her türlü parçalanmış organ görmeye hazır olun. Yok ben kan-revan almayayım Rain için bunlara katlanamam diyorsanız bir sürü klibi var canım oturun onu izleyin:P

Sunflower/ Haebaragi

Ne zamandır bu filmi yazmak istiyorum ama bir türlü fırsat bulamadım. Okuldan sonra eve ölü balık kıvamında geldiğim için bir net turu yapıp, bir parça kitap okuduktan sonra sızıp kalıyorum resmen, gerçi bu aralar bir mangaya sardığım için uykusuz kaldığım oluyor. Haftasonlarımıda boş geçirmeyim diye toplum gönüllülerine katıldım, tam olarak bugün. Artık kendime ne garezim varsa bilemiyorum, bu tempoyla sonum iyi değil ama orası kesin. 😉 Yakınmalarım bittiğine göre filmimize geçebiliriz:

Dostum Kimbap’ın benim için hazırladığı DVD’deki filmlerden biri sunflower, her zaman afişiyle dikkatimi çekmiştir, hazır elimdeyken izleyeyim dedim ve tabiki pişman olmadım, hatta iyiki izlemişim geç bile kalmışım dedim. Öncelikte belirteyim filmde çok küçük ayrıntılar var konuyla ilgili ama konuyu anlatırken onlara değinmeyeceğim, süprizli olursa daha güzel bir seyir keyfi olduğu kesin. (Bugün cümleleri gereksiz yere uzattığımı farkettiniz mi, hemen kısaltıyorum:) )

Kasabanın en tehlikeli ismi Oh Taesik 10 yıl sonra hapisten çıkıp kasabasına geri dönmüştür. 10 yıl önce herkesin adını bile duymaktan korktuğu, bir çeteye tek başına direnen ve kasabanın çete lideri olan bu genç kasabasına döndüğünde hem onda hem ksabada bazı değişiklikler olmuştur. Taesik hapiste geçirdiği 10 yıl boyunca iyi bir insan olmaya söz vermiştir. Hatta hapiste geçirdiği yıllar boyunca, çok çalışmış, ordaki matematik öğretmeninden ders bile almıştır. Küçük bir deftere hapisten çıktıktan sonra neler yapacağını yazmış ve her yaptığı şeyin üstünü çizmiştir. Üstelik bu defterdekiler öyle büyük şeyler değildir, örneğin “cevizli kurabiye yiyeceğim”den, “halk hamamına gideceğim”e kadar istekleri vardır. Taesik, hapisten sonra anne dediği bir kadının evine gider ve o evde kalmaya başlar, birde kız kardeşi vardır. Bir kursa yazılıp sınavlara hazırlanmaya karar verir ve yeni ailesine yardım etmek için bir işe girer.

Taesik değiştiği gibi kasabada değişmiştir, yeni çeteler kurulmuş ve eskiden Taesik’in arkasından kuyruk gibi dolanan korkak arkadaşları çete lideri olmuşlardır. Taesik’in dönüşü onları korkutur ama yeni halini görünce yavaş yavaş ondan korkmamaya başlayacaklardır. Birde kasabaya büyük bir alışveriş merkezi yapmayı düşünen belediye başkanları vardır. BBGörünürde belediye başkanı olsada tüm çeteler ona bağlıdır. Bu adam Taesik’in anne dediği kadının lokantasını satın almak istemektedir. Kocaman Ayçiçeği tarlasını satın almış ama ortasında bir tek bu lokanta kalmıştır.  Ama kadın satmaya niyetli olmayınca, kötü yollara başvurur. Bir daha kavga etmemeye söz vermiş olan Taesik’i zor günler beklemektedir. Kız kardeşini ve annesini koruyabilmek için ne kadar dayanacaktır?

 

İyi bir insan olmaya yemin etmiş bir adam ama iyi olmasına izin vermeyen kötü ve haksızlıklarla dolu bir dünya. Mağdur olan iyi insanlara yardım edebilmek için bile olsa acımasız olunması gerektiğini düşüneceğiniz bir film. Her zaman kavga gürültüden hoşlanmayız, ama öyle durumlar ve kişiler vardır ki burda iyilik sökmez dersiniz. İyi ve kötü çatışmasının bol bol olduğu sizi bile  kararsızlığa götüren bir film. Bir parça huzur ve sevgi görmek için bazen büyük bedeller ödenmeli, Taesik’te bu bedeli ödemeye razı olacak mı? Yeni bulduğu ailesini korumaya gücü yetecek mi? Ve asıl önemlisi bir zamanlar arkadaşım dediği insanlar, en büyük kötülük onlardan gelince dayanabilecek mi?

Tüm soruların cevabını ve daha fazlasını filmde bulabilirsiniz, iyi seyirler canım, ciğerim okuyucum.

Prestij “Mutlaka iki kere izlenmesi gereken bir film”

Sınav zamanı arkadaşımla bizim evde buluşup ders çalışacaktık sözde. Sözde diyorum çünkü ders yerine film izledik ( her zaman ki gibi) zaten şu toplu halde ders çalışma olayını bir ben yapamıyorum galiba 😀 Ama bu sefer benim suçum değildi, arkadaşım sende güzel filmler vardır diyerek lafa girince bende ona cd çantamı açıverdim 😀 İlk özce uzak doğu filmlerimi gösterdim ( ki yabancı filmlerden daha çoktur.) Pek iç açıçı bulmadı, ben yine de bir şansımı deneyim demiştim. Neyse efemdim gelelim sadede yabancı filmlerin içinden Prestiji seçtik. Ben daha önce izlemiş olmama rağmen Hugh Jackman hayranı biri olarak memnuniyetle tekrar izlerim dedim. 😀  Ama farkettim ki ikinci kere izlemek daha büyük bir keyifmiş, filmi izleyenler bilir o büyük gizem en sonda açıklanıyor. Ama bilerek izleyince filmin içinde onlarca kere aslında gerçeği söylediğini farkedeceksiniz. İzlemeyenler için konusunu sinemalar.com’dan alıntı yaptım. Ben yazarsam dayanamayıp bütün gizemini kaçırırım filmin 😀

Konu:  Her şey yüzyılın başında, hızla değişen Londra’da başlıyor. Sihirbazların ünlü ve en üst mertebede idol olarak kabul edildikleri bir zamanda, iki genç sihirbaz şöhrete giden yolu çizmeye başlarlar. Gösterişli, sofistike Robert Angier (HUGH JACKMAN) tam bir şovmenken, yontulmamış ve gelenekçi Alfred Borden (CHRISTIAN BALE) sihirli fikirlerini gösterme yeteneğinden yoksun, yaratıcı bir dahidir. Birbirlerini takdir eden arkadaşlar ve ortaklar olarak yola çıkarlar. Ama en büyük numaraları ters gidince, aralarında ömür boyu sürecek bir düşmanlık başlar; ikisi de bir diğerini geçme ve altüst etme niyetindedir. Sürdürdükleri aşırı rekabet, her numarayla, her gösteriyle daha da büyür; ta ki sınır tanımayana, hatta elektriğin yeni ve inanılmaz güçlerini ve Nikola Tesla’nın bilimsel dehasını işin içine dahil edene dek…

Mutlaka izlemeniz gereken değil iki kere izlemeniz gereken bir film diyorum. İlkinde gizemli, akıl yorucu, hayret verici gelecek, ikincisinde ise meğer senarist filmin içinde bize gerçeği söylemişte biz görememişiz diyeceksiniz ve bilerek ayrıntıların tadını çıkararak izleyeceksiniz. Tabii birde Hugh Jackman’ı bir daha izlemenin keyfi var. 😉