Toki o kakeru shôjo “Zamanda Sıçrayan Kız”

“Zaman Kimseyi Beklemez”

Dün gece o kadar saçma bir rüya gördüm  ki,  sabah uyanınca, uzun bir süre bilimkurgu izlemeyeceğim diye kendime söz vermiştim, üzerinden 8 saat geçmişken kendimi yine bir bilimkurgu izlerken buldum, hemde anime. Bu gidişle rüyalarım dahada saçma olmaya başlıyacak:P Rüyamda garip hayvanlar gördüm, devasa bir tavşan, fok balığına benzeyen minicik bir aslan ve daha bi ton saçma hayvan, bir adam geliyor ve altta katta gizli bir labaratuar olduğunu hayvanların genleriyle oynadıklarını falan söylüyor. Bende soruyorum “Bu aslan neden bu kadar küçük?” (merak ede ede bunu etmişim) adamda çünkü onların akçiğerleri yok diyor. Rüyayı buraya kadar hatırlıyorum, sabah kalktığımda ise tek düşündüğüm, “akçiğerleri olmayınca küçük mü oluyolar, çok saçma” yani birton saçmalık içinde  bunu dert ettiğim için kendime bravo diyorum. 🙂 Bunu Freud amcaya sorsak binbir anlam çıkarırdı yaa neyse biz hayırdır inşallah diyelimve  filmimize geçelim.

Makato, oldukça enerjik, birazda sakar bir genç kızdır. Bir sabah okula geç kalır ve yolda en iyi arkadaşlarından biri olan Chiaki ile karşılaşır. O gün başına gelmeyen kalmaz. Habersiz sınav yapılır, yemek dersinde onun yüzünden küçük çaplı bir yangın çıkar,sınav kağıtlarını öğretmenin odasına götürürken esrarengiz bir labratuar görür ve burda düşüp yaralanır. Eve dönüşte yokuştan inerken bisikleti bozulur ve yolun sonundaki henzemin geçitte duramaz ve bisikletin geçite takılmasıyla trenin önüne doğru zıplar. Bu sırada Mokoto bugünün hiç olmasını ve geçmişe dönebilmeyi diler. Gözlerini açtığında fren bozulmadan öceki ana geri döner. Bunun nasıl olduğuna anlam veremez ama bir şekilde zaman yolculuğu yapmıştır.

Bunu keşfeden Makoto gerekli gereksiz her durumda zamanda yolculuk yapmaya başlar. Süreli geriye dönüp neden olduğu sakarlıkları düzeltmeye çalışır. Hatta bazen sırf bişeyler yemek için, yada karaokede bir saat daha geçirmek için bile geri döndüğü olur. Ama farkına varmadığı şey geçmişteki küçük bir değişikliğin daha korkunç sonuçlara yol açtığıdır. Bunu keşfettiğinde çok geç olacaktır çünkü zaman içinde yolculuk hakkı sınırlıdır ve sadece bir hakkı kalmıştır. Üstelik bu sefer yaptığı değişiklik sevdiği insanların ölümüne neden olabilecek bir durumdur.

 Öncelikle hiç sıkılmadan izlediğimi söylemek istiyorum. Aslında çok kısıtlı bir zaman diliminde geçiyor. Filmin başındaki günden pek uzaklaşılmıyor, Makoto bazen birkaç kere aynı zamana geri dönüyor ama her seferinde çok ayrı sonuçlara neden olduğu için asla sıkılmıyorsunuz. Zıplayarak zaman değiştirdiği için doğal olarak geldiği zamanda küt diye düşerek olaya girişi varki her gördüğümde  acayip eğlendim. Sonlara doğru ise olaylar hiç beklemediğiniz bir şekilde ilerliyor, sahsen ben baya şaşırmıştım. ayrıca eklemek isterim baya ödüllü bir anime, yılın animasyonundan tutun en orjinal hikayeye kadar ödülü var. Birde bu sene vizyona giren live-action’u varmış ama ben animesini tercih ederim dostlar. 🙂

Kısacası sevdim ben bu animeyi, izleyelim izlettirelim diyorum. Bu gecede rüyamda zaman yolculuğu yapmazsam iyidir:P

Reklamlar

~ Special A ~

Ouran Hight School ve Lovely Complex’ten sonra en sevdiğim shoujolar içinde 3. sıraya yerleşti kendileri. Deli gibi shoujo anime aradığımı  şu yazımda dile getirmiştim. Arayışım bittimi dersiniz, tabiki hayır 😀 her türlü tavsiyeye açığım, bir hafta daha boşum sonra çok sıkı bir tempoya gireceğim için anime falan gözüm görmeyecek.

Gelelim konumuza Hikari Hanazona 6 yaşından beri Kei Takishima’yı yenmek için uğraşmaktadır ama ne yaparsa yapsın ikincilikten kurtulamamktadır. Onunla rakip olabilmek için ülkenin en başarılı ve en zengin çocuklarının okuduğu bir akademiye girerek Special A sınıfına kabul edilmiştir. Hikari, Kei’yi her ne kadar rakip olarak görsede Kei Hikari’ye aşıktır ve bunu Hikari’den başka herkes anlamıştır. Kimmiş bakalım bu Special A öğrencileri:

Hikari Hanazona

Amerikan Dövüşüyle ilgilenen bir marangozun kızıdır. Babası onu dövüş sanatları konusunda küçüklüğünden beri eğitmiştir. Şu ana kadar bütün rakiplerini yenmiştir. Tabiki Kei hariç. Kei onun için yenemediği bir tabu olmuştur ve ilkokuldan beri onunla yarışmaktadır. Yarışma adını duyar duymaz sazan gibi atlayıp direk kabul etmektedir. Onun dışında çok iyi kalplı, inatçı ve hırslı bir kızdır bir şeye karar verdimi mutlaka yapar. Ama yemek konusunda berbattır. Arkadaşlarının duyguları konusunda çok hassatır ama iş aşka geldimi tam bir kalın kafalı olur çıkar. (Kei de bunu sık sık dile getiriryor.) 

Kei Takishima

Okulda bir numaradır ve Hikari’yi iki numara olarak çağırmaktan zevk alır. (bu sırada Hikari yaygarayı koparır.) Büyük bir şirketler grubunun varisidir ve okul dışında yöneticilik yapmaktadır. Okul ve işler arasına sıkışmış sıkıcı hayatına renk katan, onun değişiyle kalbini yumuşatan tek kişi Hikari’dir. İnsanlar onu görünce soğuk ve kibirli olduğunu düşünürler. Hatta kızlar önce ayıla bayıla gelir sonra buz gibi olduğunu görünce tabanları yağlayıp kaçarlar. 🙂 Hikari’ye olan duyguları ne kadar belli etmeye çalışsada bizim kız anlamaz. (bu konuda kalın kafalı olduğunu söylemiştim dimi:) )

Akira ve Tadashi Çifti

Her ne kadar başlarda didişselerde, sonunda birbirlerini sevdikleri anlarlar. Akira yemek ve özellikle çay konusunda çok becerikli bir kızdır ve Hikari’ye oldukça düşkündür hatta onu Kei’den bile kıskanır. Tadashi okul müdürürnün oğludur tam bir pis boğazdır ne bulursa yer, özgürlüğü seven fırsat buldukça okuldan kaçan bir tipdir. Bu çiftin bir araya gelmesini çok sevmiştim. Meğer Tadashi taa çocukken Akira’yı sevdiğini söylemiş ama Akira bunu duymamıştır, kısmet yıllar sonrasınaymış. 😀 Akira’nın Tadashi’yi sürekli pataklaması, ve garip bir şekilde Tadashi’nin bundan hoşlanması çok eğlenceliydi.

Ryuu ve İkizler ( Jun- Megumi)

Ryuu ikizlere, çok küçük yaştan beri göz kulak olmaktadır. Aileleri birbirlerine söz vermiştir. Ryuu okul sıralamasında 7. dir. ama bir bölümde görüyoruz ki istese Kei’yi bile geçebilecek bir zekaya sahip olmasına rağmen ikizlerle çok meşgul olduğu için konsantre olamamaktadır. Ayrıca Ryuu hayvanları çok sever hatta evinde bir tropik ormanı bile vardır. Her bölümde bir hayvanı kuçağında, kafasında veya omzunda görebilirsiniz. İkizlerden Jun (erkek olan) çegingen bir çocuktur. Çift kişiliği vardır bir kız onu öptüğünde tam bir çapkına dönüşür. Megumi ise şarkı söylemeyi çok sevmektedir ama sesini yormamak için sürekli bir defter taşır ve konuşmak yerine ona yazar. Şarkı söylediğinde ise çok fazla stress yaptığı için çok tiz bir ses çıkarır ve geçiçi sağırlığa neden olur. 😀

İşte bu 7 karakterin maceralarının anlatıldığı 24 bölümlük bir anime izleyeceksiniz. Yeri gelecek gülmekten ağzınız yorulacak yeri gelecek Hikari’ye kızıp, Kei’ye üzüleceksiniz. Üstelik bu karakterle sınırlı kalmıyor her bölümde yeni bir olay yeni bir karakter devreye giriyor. Hikari ve Kei’nin kavuşması ise malesef son bölümlerde gerçekleşiyor. Kızımız farkediyorki meğer oda Kei’yi seviyormuş ama bu duyguya bir ad koyamıyormuş. 😀 Bu bölüme gelene kadar sıkılıyormuyuz, tabiki hayır.Her bölümde bir çifti baş göz ediyoruz.

Görüldüğü üzre çok sevmişim ben bu animeyi ve izlemeyenlere kesinlikte tavsiye edermişim. 😀

Acil Shoujo Animeler aranıyor! Help Help!!

Bu aralar shoujo animelere takmış durumdayım önce kimi no todoke, sonra lovely complex şimdi ise itazura na kiss’i izlemekteyim üstelik bu üçünü arka arkaya izledim. İzleyip izleyip onlarla gülüp onlarla üzülüyorum, depresyondamıyım acep:P Oysaki ben daha çok shonen izlerdim hani şu erkekler için yapılan kavgalı dövüşlü savaşlı olanlardan. Keskin bir dönüş yaparak shoujoya geçmiş bulunmaktayım, şikayetçimiyim tabiki hayır hatta daha fazlasını izlemek için tavsiye aramaktayım. Dostlar acil shoujo anime tavsiyesine ihtiyaç vardır, zira İtazura’yı iki günde bitiririm ben sonra derin bir boşluğa düşmeden yenisine başlamak lazım:D Mangada olur ama hala okuduğum var ve pc den okurken gözlerim ağrıdığı için animeleri daha çok seviyorum. Kitapçılarda manga arıyorum, bir sürü çizgi roman var ama manga yok haksızlık bu. Bulan varsa nerde bulduğunu söylerse çok mesudd olacağım:) (maga derdimide dile getirdim çaktırmadan) Şimdiden çok çok teşekkür ederim:))

Arka arkaya izlediklerimden en çok hangisini sevdin derseniz (eminim demezsiniz ama ben yinede söyleyim içimde kalmasın hihi) Lovely Complex derim. O nasıl tatlı karakterlerdir öle, üztelik yan karakterlerin hikayesinede önem verilmişti onlarıda çok sevdim, hatta önce kötü karakterleri bile sevdim gerçi onlarda sonunda iyi oldular ama olsun ben baştan beri sevdim onları. Kısacası ben bu animeyi çok sevdim. Koizumi ve Otoni bir numaralı anime çiftlerimden olacak gibi tabi yeni izleyeceklerimden çıkmazsa:))

Paprika “Rüyalarınızla yüzleşmeye hazır mısınız?”

Sanırım anlatması en zor anime filmlerden. Çünkü izlediğinizde bir süre sizde etkisinden kurtulamıyorsunuz, kafanız karışıyor. Tıpkı afişi gibi 😀 Önceden uyarayım bir süre durup filmi sindirmek gerekebilir. 😀

Bir araştırma merkezindeki bilim adamları ( ki bunlar psikoterapist) çok önemli bir alet icat ediyorlar. DC-MINI’yi adını verdikleri bu cihaz sayesinde insanların en gizli en kıyıda köşede kalmış rüyalarına girerek onların kişilikleri hakkında bilgi almalarını sağlıyor. ( Freud’un kuramını benimsemişler anlaşılan 😀 )  Yanlız bu cihazın kötü yanlarından biri Kulllanıldığı kişiyi kontrol altına alınması kişilik değişimine uğraması bile sağlanabiliyor. Yani kötü ellere geçtiğinde çok tehlikeli bir silah olacak cinsten bir şey.

4 tane üretilen bu cihazın biri kayboluyor. Aynı zamanda Dr. Tokito’nun ekibinden bir üye olan Himuro bir gün ortadan kayboluyor. O günden itibaren etrafta özelikle klinikte insanlar garip davranışlr göstermeye başlıyor. Demekki MINI kötü ellere geçmiş bile… Acaba MINI kim çalmıştır ve ne amacı vardır? Ayrıca hikayemizin Paprika’yala ne tür bağlantısı vardır?

Gelelim Paprika’ya, aslında bir efsane olduğu sayılan bu kadın insanların rüyalarına girip onları kontrol edebilmektedir. (Mitolojideki Morpheus gibi, tabi bu ismi Matrix filmindende hatırlıyoruz.) Halk arasında efsane olarak dilden dile dolaşsada aslında gerçektenden Paprika vardır. Sürekli aynı rüyayı gören ve hep aynı yerde biten bir komiser rüyasının anlamını öğrenmek için ve devamını görebilmek için Paprika’ya başvuracaktır.

Filmin ilerleyen sahnelerinde Paprika’nın iki kimliği olduğunu anlıyoruz. (Gerçek kimliğini söylemem süpriz olsun. 😀 ) Ve birden olayların nasıl bir noktada kesiştiğini görüyoruz. Hem görsellik açısından hemde konu itibariyle izleyiciye çok şey vadeden bir anime.

En iyi uzun metraj anime ve en iyi müzik seçilmiş. Ve Oscara aday olmuş. Yapımında o zamanın en gelişmiş teknikleri kullanılmış. Zaten izlerkende kendinizi rengarenk bir dünyanın içinden buluyorsunuz ve paprikayla birlikte rüyalara gezintiye çıkıyorsunuz. aşağıdaki resimde MINI’yle kontrol edilen bir rüyayı görüyoruz, filmin bir çok sahnesinde göreceğimiz o dev panayırdan bir görüntü.

Film Fragmanı:

Psikolojik ve gerilim türünde film sevenler için kaçırılmaz bir fırsat derim ve iyi seyirler dilerim.

Grave of the Fireflies_ Ateşböceklerinin mezarı

Bir animede ne kadar ağlayabilirsiniz?

Bu anime savaşı, çocukları, çaresizliği anlatıyorsa ve benim gibi sulu gözlüyseniz film boyunca ağlıyabilirsiniz. 2. dünya savaşında ki Japonya’yı anlatıyor ve birçok savaş filminden daha  başarılı bulunmuştur. Yarı biyoğrafik bir kitaptan uyarlanmıştır.

Gelelim hikayemize Seita(14) ve kız kardeşi Setsuko(4)’nun babaları donanmada savaştığı için hasta anneleri ile birlikte yaşamaktadırlar. Taki o kara güne kadar. (japonya’ya atom bombasının atılması) Bombardımanda anneleri kaybeden çocuklar teyzelerinin yanına gönderilmiştir. Seita küçük kız kardeşine bir türlü gerçeği söyleyemez ve annesinin birgün iyileşeceğini söyler. Teyzelerin yanına gelen çocuklar burada da istenmezler. Teyzeleri çocuklara sürekli fazlalık olduklarını hatırlatır. Hatta Seita kaldıkları odaya bir ocak ve prinç alarak yemeklerini burada yiyeceklerini söyler. Bu sahneler çok duygusaldı özellikle teyzenin sofrada herkeze yemeğin tanelerinden bol bol koyup çocuklara sadece suyunu koyması insanın içini sızlatıyor. Öz teyzeleri bile çocuklara savaş zamanı sahip çıkmazken kim cıkacak. Burada savaşın ne kadar acımasız olduğunu ve herkesin sadece kendini düşündüğünü görüyoruz.

Bu muameleye dayanamayan Seita kız kardeşini alarak evden ayrılır. Göl kenarında bir mağarada kendilerine ev yaparlar. Seita etraftan topladığı eşyaları buraya getirir. Yemek için de etraftaki tarlalardan yiyecek çalarlar. Birgün yakalanır ve tarlanın sahibinden dayak yer. Çok zor durumda olsalarda teyzelerinin baskıları olmadığı için mutlulardır ve kendilerine eğlence yaratırlar. Geceleri ışık kaynakları ateşböcekleridir.

Bu sahnelerde küçük Setsuko’nun açlığa dayanamadığını ve atom bombasının etkisi yüzünden vücudunda kırmızı lekeler ve kaşıntılar başladığını görüyoruz ve kaçınılmaz sonu tahmin ediyoruz. Çaresiz abi ne yapacağını bilemez ve yemek bulmaya çalışır ama kimsenin bir çocuğa verecek yiyeceği yoktur ,  o çocuk açlıktan ölse bile.

Seita’nın yapacağı hiçbir şey kalmaz, ölümü beklemek dışında…

İşte böyle insanın yüreğini sızlatan bir anime, filmide çekilmiş ama altyazıları çıkmamış belki de animesi kadar iyi olmadığı içindir. İki küçük kardeşin gözünden savaşın acımasızlığını anlatan birçok uzunmetraj savaş filmden başarılı gösterilen bir anime. Mutlaka izleyin derim.