Geldim Ben:)

Selamlar, sevgiler…

Bir aylık bir aradan sonra bloga dönüş yaptım, siz beni özlediniz mi bilmiyorum ama ben blogumu özledim yaa:) Neeyy özlemediniz mi, napalım canınız sağolsun:)

Bu bir aylık süre benim için baya yoğun ve değişikliklerin olduğu dönemdi. En baştan başlamak gerekirse,  rüzgarlı bir ekim ayında gece yarısı doğumhanede adsdsdas çok başa gittik durun biraz ileri sarıp bir ay öncesine gelicem…. Sonunda bir yıldır planladığımız şeyi yaptık ve yeni bir eve taşındık. Taşınmaları toplanmaları seviyorum ama o tekrar yerleştirme kısmı yok mu, beni öldürüyor. Ben milyonlarca kutu toplayayım ama yeter ki o kutuları açıp yerleştirmeyeyim. Evi yerleştirirken bir yandan da bavul hazırlama telaşı vardı.  En büyük gelişmelerden biri de  Kimbapsushi ile birlikte Japonya’ya gittik. Daha önce blogda hiç bahsetmedim çünkü kesin değildi. İlk başta gezimiz Kore- Japonya idi ama sonra uçak biletlerinde çıkan aksilik yüzünden sadece Japonya oldu. İlk başta üzülsek de şimdi bakınca böylesi daha iyi oldu diyoruz. Öbür türlü iki ülke kısa sürede tam anlamıyla gezilemeyecekti ve içimizde kalacaktı. Şimdi bile 2 hafta Japonya’ya doyamadık. Sırada Güney Kore var, umarım bizim ve sizin hayalleriniz gerçek olur;)

Japonya ile ilgili gezi yazılarını ilerleyen zamanlarda yazacağım. (tabi okumak isterseniz^^) Dostum Kimbapsushi burada anlatmaya başladı. Hangi şehirleri gördüğümüzü, neler yaptığımızı öğrenmek isterseniz takipte kalın. Ben  mekan mekan yazmayı planlıyorum bakalım becerebilecek miyim:) Bu arada yukarıda ki fotoğraf  Tokyo’dan, daha bir sürü fotoğraf var ve sizlerle paylaşmak için sabırsızlanıyorum:)

Japonya’dan dönüşte uzun uçak yolculuğu ve zaman farkından dolayı 2 gün sersem uyuyarak geçirdim. Akşam olur olmaz yatıp sabahın köründe kalkıyordum ve gün için de 4654 kez kestiriyordum. Neyse ki zamanla uyku düzenim yerine geldi ki gelmek zorundaydı çünkü gitmeden başvurduğum bir işe kabul edildim ve çalışmaya başladım. İşte bu bir aylık sürede bunlar oldu. Eve internet bağlandı ve sonunda buradayım.

Diğer postlarda görüşmek üzere arkadaşlar^^

Evet Başlığı da Silmeden Yazdım

Bir aralar Bunusevdim bana bir mim göndermişti diye aklıma geldi bugün.  Efenim mimizin tek şartı silmeden istediğiniz bir konu hakkında yazmakmış. Aklıma ilk takılan başlığıda mı silmeden yazacağım oldu. (da’yı ayrı yazmam gerekiyordu yaaa , onu düzeltemediğim için içim içimi yiyor şuan) Zaten nerde gereksiz bir ayrıntı ben gider onu düşünürüm. Ayrıca bu mim çok zor yaa, ben ki noktalama işaretlerine bile dikkat ederim. O yüzden bu postu yavaş yavaş yazacağım ki hata yapmayacağım böylece silmemek için kendimi tutmak zorunda kalmayacağım kıh kıh kıh (Bu da son zamanlardaki gülme şeklim nerden parmağıma dolandıysa her yere yazıyorum, Değerli gibi oldum kıh kıh kıh)

Evde boş boş otururken napsam napsam diye düşündüm ve boş boş oturduğumu yazmaya karar verdim. (uvv ne heyecanlı bir post olacak bu yarappi, sabırsızlandığınızı biliyorum) Bildiğiniz gibi (bildiğinizi bir kaç post öncesini okuduğunuzu varsayarak söylüyorum) bu sene mezun oldum. Üniversite hayatım (bak hele bitirmişte hayatlı mayatlı konuşuyor) her zaman çok yoğun geçtiği için hep bir koşuşturmaca vardı ve mezun olunca hemen iş bakmak yerine biraz dinleneyim dedim. İlk günler pek hoştu, çalışacağınız ders yok, bitireceğiniz rapor yok, hazırlayacağınız sunum yok falan dnya pek toz pembe geldi geldi.  Günler geçtikçe “Ulan bu işte bir yanlışlık var ama ne?” diye sorar oldum. (her yerin toz pembe olması garip tabi) Yok anacım bu boş boş oturma işi bana göre değilmiş, ben yine bir koşuşturayım bir bloga girecek vakit bile bulamayım bakın görün nasıl da hayat dolu oluyor. Böyle insanın içi geçiyor yaa hele sıcak da kendimi bir o köşeye bir bu köşeye atıyorum. Arada İzmir’de kalan arkadaşlarımla  görüşüyorum, bir hafta ailemle tatile gittik falan ama olmuyor. Ben o eski tempomu istiyorum. (Salak bu kız demeyin, alışmış kudurmuştan beterdir anacım)

-Ben de yazım denetim açık o yüzden şimdi yanlış yazdığım kelimelerin altı kırmızı ile çizili ve şuan baya kırmızı var yazıda. Ama silmeyeceğim kıh kıh kıh (bak yine Değerli gülüşü geldi) Bu silmeme işini sevdim galiba yaa, bu mimi kaç yazıda kullanabiliyoruz? Ya da beni 4665 kere mimleyin bee nolur assadsdsad-

Ha, ne diyorduk: Şimdi hayli boş olan vaktimi nasıl değerlendirdiğime geldik. Efenim geçenlerde size “dizi izleyememe sendromundan” bahsetmiştim. Yok öle bir şey gençler palavra onlar kim uyduruyor böle şeyleri aaaa milletin ağzı torba değil ki büzesin. (Ne ben mi? demiştim, öhöm neyse) Tamamen vakit yetersizliğinden kaynaklanıyomuş o durum.  Bak şimdi o dizi senin bu dizi benim takılıyorum. Haftada 2 sezon dizi bitiriyorum bee ne diyosunuz adsadad Sonbaharda başladığım Amerikan Dizilerimin yeni sezonları birikmiş ben de onları hüpletiyorum. Bunlar bitince yeni dizilere yelken açıcağım. Bunun dışında kitap okuyorum, bu gidişle resim yapmaya bile başlayabilirim. Ya da dur yıllardır bitirilmeyi bekleyen yapbozum vardı benim. Aha şuan aklıma geldi yeminlen, yapacak yeni bir şey buldum yaşasın adsdsds

İşte böyle şuan ki durumum budur. Pek yakında yine yoğun olacağım için kalan az sayıda boş günümün tadını çıkarayım. İlerde yine bu günleri özlemle anacağıma eminim çünkü. Ah insanoğlu hiç memnun değilsin yoğunken boş, boşken yoğun olmak istiyorsun. Manyak mısın kuzum? (Hımm olabilir)

Size şu sıralar günde 46656 kere dinlediğim şarkıyla veda edeyim. Being Human’ın 2. sezon bölümlerinin birinde duydum ve aşık oldum. Siz de dinleyin ama aşık olmayın, o benim şarkım adadsad

Unutmadan mim kurbanım kimbapsushi‘dir, bu böyle biline:P

Biri huzur mu dedi?

Bugünlerde tek yaptığım şey;

Bir kaç bölüm dizi izlemek…

Bir kaç sayfa kitap okumak…

Bir kaç satır karalamak…

Yani kısaca uzun zamandır özlemini kurduğum günleri yaşıyorum. İnternete sadece dizi-film-altyazı indirmek için giriyorum. Arada bir facebooka bakıp çıkıyorum. Twitter hesabımı orada çok fazla zaman harcıyorum diye silmiştim ki şimdi düşününce çok iyi bir karar vermişim^^ Günlerimin  böyle devam etmesi umuduyla size de huzur dolu günler diliyorum…

*Bu dizinin tüm OST’sini sevdim ama bu melodiye ayrı bir bayıldım. Sizce de çok huzurlu hisettirmiyor mu?

Where is the title?

 

– Astrea blog alemine dönmüş bulunmakta^^

-Ne? Gitmişmiydi ki dönsün?

Bir konuya açıklık getirmek istiyorum: Tatil dediğin dinlendirici, huzurlu, yavaş tempolu olur değil mi? Peki o zaman ben bu tatilde neden bu kadar çok yoruldum? Hayır işin kötüsü şu ki: Bu tempoya çok alıştım. Şimdi yine o normal tatil günlerime döndüm ama bu seferde  o kalabalığı özledim. Tam dayaklığım ha! Otur tatilin tadını çıkar, değil mi?

Ne yaptın da bu kadar yoruldun diye soracak olursanız. Her şey stajla başladı, hava kararmış her an yağmur patlamak üzereydi diye korku filmi atmosferi yaratmayacağım tamam^^ Staj süresinde şehir dışından arkadaşlarım geldi ve onlarla bir İzmir turu yaptık. Sayılı günleri değerlendirmek adına her gün dışarı çıktık. Burada benim turist gibi her şeyin önünde fotograf çektirdiğimi hayal edebilirsiniz.  Sonra da bir haftalık Kıbrıs seyahati. Kıbrıs’tan geldiğimde yine staja devam ettim. Sonra arkadaşlarla görüştüm falan derken şu bir ay arkamdan atlı kovalıyomuş gibi gezdim. Ve nihayetinde bu tempoyu geride bırakarak evime dönmüş bulunmaktayım. Girişte kapının eşiğini falan öptüm desem de siz inanmayın.

Açıklamamı yaptıktan sonra asıl meseleye geleyim. Benim bir adet hikaye blogum vardı. (Ah şükür hatırladın) Bir ay önce geyik olsun diye sezon finali mi yapsam derken, ciddi ciddi sezon finali yapmış olduk. Ama sezon finalinden dönen her dizi gibi son sürat devam edeceğiz dostlar. Tabi bu blogu da unutmuyoruz. Geçikme için af diler, yeni yazılarda görüşmek üzere derim^^

Kıbrıs’tan size ne mi getirdim? Yukarıda ki fotografı getirdim mesela^^