Evet Başlığı da Silmeden Yazdım

Bir aralar Bunusevdim bana bir mim göndermişti diye aklıma geldi bugün.  Efenim mimizin tek şartı silmeden istediğiniz bir konu hakkında yazmakmış. Aklıma ilk takılan başlığıda mı silmeden yazacağım oldu. (da’yı ayrı yazmam gerekiyordu yaaa , onu düzeltemediğim için içim içimi yiyor şuan) Zaten nerde gereksiz bir ayrıntı ben gider onu düşünürüm. Ayrıca bu mim çok zor yaa, ben ki noktalama işaretlerine bile dikkat ederim. O yüzden bu postu yavaş yavaş yazacağım ki hata yapmayacağım böylece silmemek için kendimi tutmak zorunda kalmayacağım kıh kıh kıh (Bu da son zamanlardaki gülme şeklim nerden parmağıma dolandıysa her yere yazıyorum, Değerli gibi oldum kıh kıh kıh)

Evde boş boş otururken napsam napsam diye düşündüm ve boş boş oturduğumu yazmaya karar verdim. (uvv ne heyecanlı bir post olacak bu yarappi, sabırsızlandığınızı biliyorum) Bildiğiniz gibi (bildiğinizi bir kaç post öncesini okuduğunuzu varsayarak söylüyorum) bu sene mezun oldum. Üniversite hayatım (bak hele bitirmişte hayatlı mayatlı konuşuyor) her zaman çok yoğun geçtiği için hep bir koşuşturmaca vardı ve mezun olunca hemen iş bakmak yerine biraz dinleneyim dedim. İlk günler pek hoştu, çalışacağınız ders yok, bitireceğiniz rapor yok, hazırlayacağınız sunum yok falan dnya pek toz pembe geldi geldi.  Günler geçtikçe “Ulan bu işte bir yanlışlık var ama ne?” diye sorar oldum. (her yerin toz pembe olması garip tabi) Yok anacım bu boş boş oturma işi bana göre değilmiş, ben yine bir koşuşturayım bir bloga girecek vakit bile bulamayım bakın görün nasıl da hayat dolu oluyor. Böyle insanın içi geçiyor yaa hele sıcak da kendimi bir o köşeye bir bu köşeye atıyorum. Arada İzmir’de kalan arkadaşlarımla  görüşüyorum, bir hafta ailemle tatile gittik falan ama olmuyor. Ben o eski tempomu istiyorum. (Salak bu kız demeyin, alışmış kudurmuştan beterdir anacım)

-Ben de yazım denetim açık o yüzden şimdi yanlış yazdığım kelimelerin altı kırmızı ile çizili ve şuan baya kırmızı var yazıda. Ama silmeyeceğim kıh kıh kıh (bak yine Değerli gülüşü geldi) Bu silmeme işini sevdim galiba yaa, bu mimi kaç yazıda kullanabiliyoruz? Ya da beni 4665 kere mimleyin bee nolur assadsdsad-

Ha, ne diyorduk: Şimdi hayli boş olan vaktimi nasıl değerlendirdiğime geldik. Efenim geçenlerde size “dizi izleyememe sendromundan” bahsetmiştim. Yok öle bir şey gençler palavra onlar kim uyduruyor böle şeyleri aaaa milletin ağzı torba değil ki büzesin. (Ne ben mi? demiştim, öhöm neyse) Tamamen vakit yetersizliğinden kaynaklanıyomuş o durum.  Bak şimdi o dizi senin bu dizi benim takılıyorum. Haftada 2 sezon dizi bitiriyorum bee ne diyosunuz adsadad Sonbaharda başladığım Amerikan Dizilerimin yeni sezonları birikmiş ben de onları hüpletiyorum. Bunlar bitince yeni dizilere yelken açıcağım. Bunun dışında kitap okuyorum, bu gidişle resim yapmaya bile başlayabilirim. Ya da dur yıllardır bitirilmeyi bekleyen yapbozum vardı benim. Aha şuan aklıma geldi yeminlen, yapacak yeni bir şey buldum yaşasın adsdsds

İşte böyle şuan ki durumum budur. Pek yakında yine yoğun olacağım için kalan az sayıda boş günümün tadını çıkarayım. İlerde yine bu günleri özlemle anacağıma eminim çünkü. Ah insanoğlu hiç memnun değilsin yoğunken boş, boşken yoğun olmak istiyorsun. Manyak mısın kuzum? (Hımm olabilir)

Size şu sıralar günde 46656 kere dinlediğim şarkıyla veda edeyim. Being Human’ın 2. sezon bölümlerinin birinde duydum ve aşık oldum. Siz de dinleyin ama aşık olmayın, o benim şarkım adadsad

Unutmadan mim kurbanım kimbapsushi‘dir, bu böyle biline:P

Çuhaye vs Saranghae

Başlıktaki kelimelerin anlamlarını biz uzakdoğu severler çok iyi bilmemize rağmen bilmeyen ve yolu bir şekilde bu bloga düşenler için açıklamak gerekirse; Korece  Çuhaye  “Senden hoşlanıyorum”  ve Saranghe ise “Seni seviyorum.” demektir. Tabi bu kelimeler böyle abuk bir şekilde yazılmıyor. Bu Korece kulaktan dolma birazda Türkçe seslere göre kendince çevirmeyle oluşmuş bir yazım. (Ne dedim ben?) Demek istediğim odur ki cümlenin orjinali Hangul alfabesiyle: “Senden hoşlanıyorum.” 난 네가 좋아 (nan nega joh-a) ve   “Seni seviyorum.”  난 널 사랑해 (nan neol salanghae) dir. Bunun bir de halk dili, resmi dil ve kibar dil olmak üzere diğer versiyonlarına bakacak olursak…. Tabi ki şaka yapıyorum zira Dersimiz Korece başlıklı bir yazı okumuyoruz. Zaten benden böyle başlıklı yazı da görmemiz şuan için zor. Başlık demişken yazının ilk cümlesinde başlığının yanlış (ya da uyduruk) olduğunu söyleyen ve doğrusunu açıklayan bir yazar yazının sonunda bu söylediklerim toptan yalan diyebilir hazırlıklı olun:P

Bu kadar gereksiz laf kalabalığından sonra (ki bence oldukça gerekli bilgiler verdim) bu postun amacına gelebiliriz. Postun amacı  bu güzel resimleri  yayınlayabilmek——olsada tabi elbet bu gerçek amacımı saklamak için süper bir göstermelik amacım var. O da

 “Kore dizilerinde ki yavaş yavaş gelişen ve bizi gerçek olduğuna inandıran aşk meselesi.” 

Şimdi bu cümleyi çarpanlarına ayıralım “yavaş yavaş gelişen” derken neyden bahsediyoruz : 

 Kore dizilerinde ilk bölümlerde muhtemelen çocuk kızdan nefret eder. Çünkü kız öyle sakar öyle beceriksizdir öyle her şeye burnunu sokan biridir ki muhtemelen çocuğu bir şekilde zarara uğratmıştır. Nadir olarak kızın çocuktan nefret ettiği diziler de yok değil ama şuan ortalamadan bahsediyoruz. İşte çocuk kızımıza derki “Bir daha gözüme görünme.” direk böyle yüzüne vurmasa da  böyle hissettiği aşikar. Ha zaten kızın yüzüne vursada kız aldırış etmez. Çünkü kendisi sapşal, sakar,  beceriksiz, her şeye burnunu sokan olduğu kadar yüzsüzdür de, sürekli çocuğun karşısına çıkar. Burada en önemli etken Seul’ün bizim mahalle kadar bir yer olması olduğunu sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Bu bir kader—– hadi canım bildiğin dizi saçmalığı işte izleyip duruyoz saf saf—–

 İlk aşamayı geçtik mi? Geçtik. (ilk aşamada takılanlar için tekrar dersleri yapılacaktır:P) İkinci aşama da çocuk artık kızı o kadar sık görmeye başlar ki kötü özelliklerinin yanında muhtemelen iyi özelliklerini de görür ve ilk kıvılcımlar çakmaya başlar. Bu sapşal, sakar, beceriksiz, her şeye burnunu sokan, yüzsüz kızın aynı zamanda çok iyi kalpli, yardımsever, haksızlıklara dayanamayan, tuttuğunu koparan bir kız olduğunu görür. Bu arada bizim kız çocuğa çoktan abayı yakmıştır. Abayı yakmak derken bu ne biçim bir söz yahu, aba ne bir kere? Elalemin Korecesin seni seviyorumunu biliyorumda bunu bilmiyorum tüü bana. -Kendime not: Abayı yakmak ne demekmiş, nereden geliyormuş araştır.

 İkinci aşamayı sağ sağlim atlattıktan son üçüncü aşamaya geçiyoruz. Bu aşamada kızımızın artık canına tak eder ve bir şekilde “çuhaye” demenin yollarını bulur. Çocuk hala karasız olsada kızın bu itirafından sonra köşesine çekilir ve düşünür. Tabi bir de ikinci kadın vardır. Yoksa bile kesin kararsız kalmak için abuk bir nedeni bulunur yani sorun değil. Bu durumunda kızımıza gönlünü kaptırmaya başlayan bir ikinci erkek de yok değildir. O da bu dizinin garibanı seçilmeye adaylığı koymuş olur. Nitekim sonunda dizinin garibanı listesine bir numarada bitirir.

 Dördüncü aşamada çocuk artık bir karara varır ve  “bende çuhaye” diye kızın yanında soluğu alır. (bende çuhaye ne demek diye hiç sormayın hiç) Ha çocuk “Çuhaye” diyince her şeyin hallolduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Dizi daha yeni başlıyor yahu bir durun. Bu aşama dizinin beşinci veya altıncı bölümüne denk gelir ve genelde Kore dizileri tam bu noktada heyecanlı olmaya başlar. (siz olun ilk dört bölüm sıktıysa beşinciye de bir şans vermeden bırakmayın) Çocuk hoşlandığını kabul etti ama hala aklı karışıktır. Bunun nedeni ikinci kadın, aksi anne, ailesel sorunlar, işsel sorunlar vs olabilir. Bir iki bölüm bizi böyle oyaladıktan sonra ikinci adam atak yapmaya başlar. Kızın gönlünü kazanır, bizim çocuk baktı kız elden gidiyor “Yeter bu kadar kararsızlık, düşün düşün nereye kadar seveyim gitsin.” der. Tamam böyle bir cümle söylemez ama nihai sonuç bu değil midir azizim?

 Geldik en güzel, atraksiyonlu, gerilim ve adrenalin dozu yüksek aşamaya. Beşinci aşama da çocuk ve kız yukarda bahsettiğim çocuğun kararsızlık nedenleri üzerine bir kavga yaşarlar. Kız “Yetti artık senin bu kararsızlığından çektiğim. Gidip ikinci adama varıcam ve bir Kore dramasının kalıplarını yıkıp ünlü olacağım.” der. (İçinden böyle dediğine eminim.) Çocukta “Hayır olamaz bu bir Kore dramasıysa seni ikinci erkeğe yar etmem.” der ve kızı kolundan tutup çekmek suretiyle kendine çevirerek “Saranghae” der. Bu sözü duyduğu anda eriyen kız su buharı olmadan önce çocuk kızı öper. Burada ki öpme sözcüğü tamamen mecaz anlamda kullanılmıştır zira ortada öpücük sayılabilecek bir eylem yotur. Kız ve çocuk dudaklarını birbirine değdirerek 35 saniye kalır desek daha iyi olur ama işte o zaman romantiklikten 90 derece sapmış postum 180 dereceye doğru gider diye demiyorum. Gerçi bu sezon yayınlanan diziler bu öpücük olayını biraz aşmışa benziyor. Ama o diziler de zaten bu bahsettiğim kalıpların hepsi yıkılmış durumda. Koreliler bu aralar kendi kalıplarını yıkıyorlar ya haydi hayırlısı diyelim.

Beşinci aşamadan sonra her şey güllük gülüstanlık değil tabi ayrılmalar barışmalar tekrar ayrılmalar  tekrar barışmalar da olmuyor değil ama bizim postumuzun konusu buraya kadar. Geri kalan kısmı “Kore’de Kavuşmalardan Sonra Ayrılıp Barışmalar” adlı postta okuyabilirsiniz:P Öyle bir post şuan yok ama bu olmayacağı anlamına gelmez. Adı da güzel oldu zaten, başlık sıkıntısı çektiğim günlerde hazırlık olsun:P

 En baştaki cümlemize dönecek olursak şimdi  “bizi gerçek olduğuna inandıran” kısmını incelemeye geldi:

Bildiğiniz gibi bizim nacizhane Türk dizi ve filmlerimiz de oğlan kıza bir anda yıldırım aşkıyla (o yıldırım nikahı değil miydi yaa?) vurulduğu için “Yav bu çocuk bu kızın nesini sevdi, ne gördü onda, hayır onun görüp bizim görmediğimiz bir şeyi mi var?” diye aklımıza takılan sorular oluyor. Üstelik çocuk kıza aşık olmakla kalmıyor bilimum her türlü tehlikeyi göze alarak (en moda olanı senin için ölürüm tarzı şeyler) kıza koşuyor. “Oğlum dur bir sakin ol iki dakika soluklan daha bir hafta önce tanıdın kızı nere ölüyon sen nere? Anan baban için ölmezsin elalemin kızı için ölüyon cık cık cık yeni nesil hep böyle anacım.” diyoruz. Şimdi doğruya doğru demeseniz bile  aklınızdan geçiriyorsunuz ben biliyorum;)  Nitekim bu katagoriye çoğu Hollywood filmini de koyabiliriz.

Oysa kore dizilerin de o kadar güzel işliyor ki aşık olma kısmı önce hoşlanmayla başlıyor. Ağızdan önce “Senden hoşlanıyorum.” çıkıyor. Ve “Seni seviyorum.” öyle rast gele söylenen bir cümle değil bu cümle söylenmişse her şey daha farklı ve ciddi oluyor. Ve genelde bu cümlenin söylendiği sahneler hep beynimize kazınıyor. (adamlar işi biliyor azizim) Benim bu sahneler içinde en sevdiğim “Pasta” dizisindedir. İzleyenler mutlaka o “Ama..” ile başlayan o repliği hatırlayacaktır. İzlemeyen varsa — Hii  hala izlemediniz mi? Bu postu okuduktan sonra tez başlana:P

Ve bir de  önemli olan “Biz” mevzusu vardır. biz sözcüğü öğle hemen kullanılacak bir şey değildir. Başta ki hoşlanma aşamasında kız çocuğa “Biz” şeklinde hitap ederse karşıdan “Biz mi?” cevabını alabilir. Bu aşamada paniğe lüzum yok zira çocuk henüz beşinci aşamaya geçmemiş demektir.

Postumun sonuna gelmişken başlık gibi tüm postun uydurma olduğunu itiraf etmeyeceğim tabiki. Hadi itiraf edin bir an için bile olsa bunu yapacağımı düşündünüz değil mi? Yazılanların yüzde yüz doğru olduğunu da iddia etmiyorum tabi ki, bu klasik Kore dizileri ama bu yıl için de ezber bozan diziler de izledik, pek de mutlu olduk. Ha klasiklerden şikayetçimiz tabi ki değiliz, yalnız şu öpücük mevzusunu düzeltebilirsek çok iyi olacak der ve bu başlıktan romantik gibi görünen ama tam tersi geyiğe sarmış postumu burada bitiririm.

Anyoung seo!