2014 Kore Dizilerinden Vol 1: It’s Okay, That’s Love

It's Okay It's Love.jpg

Uzun ama çok uzun zaman sonra bir Kore dizisi tanıtımı yazacağım. Bu işi unutmuş bile olabilir bakalım nasıl olacak okuyup göreceksiniz:P  Dizimi sanırım 2 ay önce falan tanıtımlarda gördüm ve oyuncu kadrosu başta olmak üzere konusuyla da kesinlikle izleyeceğim diye karar verdim.  Baş rollerde iki çok sevdiğim oyuncu Gong Hyo Jin ve  Jo In Sung oynuyor. Çok ama çok uyumlu olduklarını söyleyebilirim. Zaten Gong Hyo Jin kimle oynasa aşırı derecede yakıştırıyorum sanırım kızın yeteneğiyle alakalı:)

Konu psikiyatri, psikolojik hastalıklar, sorunlu kişiler ve bunların yakın dostları ilişkileri üzerine gelişiyor. Dizinin bize vermek istediği kesin mesaj: psikiyatrik sorunları olan insanlar aramızda onları dışlamayalım ve onlarında herkes gibi bir hayat sürmeye hakkı olduğunu unutmayalım. Hikaye bunun üzerine gelişiyor ve her bölüm bize bunu hatırlatmaktan çekinmiyorlar.

Its-Okay-Thats-Love-Poster3

Erkek karakterimiz Kore’de çok ünlü bir yazar. Önceden aşk romanları yazsa da son zamanlarda cinayet romanlarına yönelmiş aynı zamanda bir radyoda DJ’lik yapıyor. (hobi olarak düşünebiliriz.) Nereden başlayacağımı bilemiyorum o kadar çok sorunu var ki:) Bir de hiç izlemeyenler için spoiller olacak o yüzden şöyle genelleyeyim örnek bir OKB (Obsesif Kompulsif Bozukluk – halk arasında takıntı hastalığı)  olduğunu söyleyebiliriz. Neye takıntısı var dersek: öncelikle odasında ki  renklere  (sarı, mavi, kırmızı, siyah) , uyuduğu yere (dizi hakkında önemli bir bilgi izleyip görelim), insan ilişkilerine, kıyafetlerine vb. bir sürü takıntısı var. Tüm bunların yanında çok zeki  bir insan olduğunu söylemek gerekiyor.

d46588d5b1

Kadın karakterimiz bir psikiyatrist, kendine ait doğruları var ve bu inançlarından vazgeçemiyor. Ailesi ile ilgili sorunları var bu onda cinsel konuda bir fobiye yol açmış. Bu korkusunu yenemiyor. Bu ikisi arasında ki aşk sorunlarını düzeltmeye yetecek mi yoksa birbirlerini böyle mi kabul edecekler izlerken öğreneceğiz.

Bunun dışın da her karakter verdiği mesaj konusunda dizi için çok önemli. Yan karakterlerin bile kendine özgü yönleri var. Hiç bir kişi boş yere diziyi işgal etmiyor. Yan karakterlerden bile dolu dolu bir dizi çıkabilir. Bu da diziden sevdiğim özelliklerden.

Korelilerin sevdiği konulardan olan bir evde birlikte yaşamak (yaşamak zorunda kalmak vb) bu dizide de var ve renk katıyor. İki psikiyatrist, bir tourette sendromlu bir genç ve ünlü bir yazar bir evde kalıyor. Güzel bir fıkra başlangıcı olurdu:)

6R4JB9

Yazının bundan sonraki bölümü dizi hakkında izleme keyfi kaçırabilecek bilgiler içerir, lütfen dikkat;)

Gelelim yorumlarıma ilk bölümlerde çok acayip merakla ve severek izledim ama 8. bölümden  sonra dizi hızla ivme  kaybetti gibi geldi ve artık merakla beklemediğimi fark ettim. Bazı şeyler çok gözüme batmaya başladı. Örneğin Yazarın hayali karakteri olan çocuğu normalde bizim sadece o gördüğü zamn görmemiz lazım değil mi? Ama baya baya çocuğa ayrı hikaye yaratmışlar ve yazar görmediği zamanlarda bile biz çocuğun neler yaptığını izliyoruz. Bu o kadar feci derece de bir hata ki anlatamıyorum resmen hayal kırıklığına uğradım izlerken:) Zaten başta o kadar çok hayali karakter olduğu vurgusu yapıldı ki acaba bizi keklemeye mi çalışıyorlar gerçekte var mı çocuk demeye başladım.

feat44

İkinci konu adam çok zeki bir adam ve hayali karakter olduğunu kendisi fark edebilecek yeteneğe sahip. (Bakınız: Akıl Oyunları) Zaten bu zekası onun şizofreni olduğunu fark etmesi ve bunla başa çıkması üzerine dizinin genel konusunu götürecekti. Belki ilerleyen bölümlerde olur, hakkını yemeyeyim şimdiden.

Üçüncü ve diğer önemli bir konu adam 2 yıldır bu çocukla görüşüyor, telefonlaşıyor, hatta hikaye taslağı alıyor ama etrafında ki kimse fark etmiyor. Bu da diğer bir eksi yönü. Bu ara Exo D.O. nun oyunculuğu da iyiymiş bunu görmüş olduk;)

Çok güzel bir fikir evet hayali bir karakter kattınız diye süper ama bunun hakkını verememişsiniz gibi geldi bana çok ama çok üzgünüm.  Bu da izleme zevkini hayli kaçırıyor. Böyle bir konuyu ele alıp da sırf aşka yönelince de sıkıldım. Bu bakımdan benim için süper başlayıp yavaş yavaş yıldızı sönen bir dizi oldu. 10 bölüm izledim açıkcası 11. bölümü izlemek içimden gelmiyor ama yarım bırakmayı da sevmiyorum ikili hatırına izleyeceğim sanırım. Hem 16. bölüme kadar belki bir şeyler olur ve tekrar bağlanırım diziye.

Ayrıca harika bir OST’si var dizinin. Müzik seçimleri pek hoş, sırf müzikleri için bile izlebilir;)

Uzun zaman sonra sevdiğim bir Kore dizisi buldum ama çabuk kaybettim gibi bir şey oldu:P  yine de bu çifti çok sevdim:) Birlikte başka yapımlarda görmek dileğiyle;)

W2l7zQ

Nice güzel diziler keşfetmeniz dileğiyle, kendinize iyi bakın;)

Reklamlar

Crush and Blush (Misseu Hongdangmu)

Ne diyeceğimi bilemediğim filmlerden biriydi. Aslında beğenip beğenmediğimi bilmiyorum. Sanki çok şey yapılmaya çalışılmış ama hepsi yapılamamış gibiydi. Doğrusunu söylemek gerekirse yapımcılığı Park Chan Wook üstlenince bir de türü komedi-dram olunca  bir I’m a Cyborg, But That’s OK bekledim. Nereden bu kanıya vardın diye sorarsanız, tüme varım yaptım ya da tümden gelim de yapmış olabilirim:P Ne yaptıysam onun yanlış olduğu kesin.

-Merhaba lafı uzatma huyum. Ha bir de hoşçakal-

Filmimiz klasik bir kaybedenlerin hikayesi olarak başlıyor. Bayan Me Sook lisede Rusça öğretmenidir. Bu lise onun için özeldir çünkü öğrenciyken aşık olduğu öğretmeniyle aynı okulda çalışmaktadır. Sorun şu ki; aşık olduğu öğretmen çoktan evlenip çoluk çocuğa karışmıştır ama Me Sook hislerinin karşılıklı olduğunu düşünmektedir. Hatta Bay Seo’nun ona içinde şifreler olan mesajlar gönderdiğini idda etmektedir. (Şizofren değil gençler rahat olun, bu mesajların sırrı sonradan açığa çıkıyor. ) Me Sook kızdığında, sevindiğinde yani her türlü duygu belirtisi gösterdiğinde yüzü kızardığı için öğrenciler ona kırmızı surat diye bir lakap takmıştır ve pek sevilen bir öğretmen olduğu söylenemez. Me Sook bir gün diğer Rusça öğretmenin Bay Seo ile bir ilişkisi olduğu öğrenir. Üstelik bu öğretmen onun yerini almış ve o da ortaokula kendinin bile bilmediği İngilizceyi öğretmek üzere gönderilmiştir. Burada Seo’nun kızı ile tanışır ve birlikte Bay Seo ile Rusça öğretmenini ayırmak için planlar yaparlar ama planları ters tepince işler karışır.

Film başlarda gayet iyi gidiyordu. Me Sook’un cildiyeciye psikolog muamelesi yapıp tüm hayatını anlatması komikti. Adamın onun yüzünden muanehanesini taşıması da ayrı bir komikti. Me Sook ve Seo’nun kızı Jong Hee’nin gece toplanıp bilgisayar başında numaralar çevirmeside filmin güzel yerlerindendi.  Sonradan olaylar bir karıştı ki işin içinden çıkabilene aşk olsun. Gong Hyo Jin’in bu filmle 2008 Uluslararası Busan Film Festivalinde  en iyi kadın oyuncu ödülünü aldığını da not düşeyim.

Aslında bu postu yazmamın nedeni  izleyenlerin fikrini almak. Ben ortada kaldım. O yüzden mutlaka izleyin diye tavsiye etmeyeceğim ama izlediyseniz fikrinizi soracağım^^

~M~ (2007) “Hikayemi birine anlatmıştım,o kimdi?”

“Hayat yolunda birçok şeyi kaybediyoruz. Aşık olduğumuz ve en çok dikkat etmemiz gereken şeyleri… Sonra onları unutmanın üzüntüsünü derinlere gömüp, onları tekrar kaybediyoruz. İşte hayat bu.”

Anlatması zor olan filmlerden biri, belki kimine göre izlenmesi de zor filmlerden. Ama benim gibi durağan ama  aynı zamanda ilginç ve sürükleyici filmleri seviyorsanız, bu filmi sevebilirsiniz. Aynı zamanda hem sürükleyici hem de durağan nasıl olabiliyor diye düşünüyorsunuz değil mi? Bende bu filmi izlemeden olmaz öyle şey derdim, ama bir konu var ki insanı merak ettirip sonuna kadar izlettiriyor. Bir konu var mı dedim? Tamam tamam aslında bir konu yok, yani başlarda yok sizde konuyu anlamak için sonuna kadar izliyosunuz. Sanırım sürükleyiciliği buradan kaynaklanmakta. Tabiki bu sonuna kadar izleme konusunda filmden sıkılmıyorsunuz çünkü görsellik ve işitsellik bir harika. Hele müziklerine bayıldım, tabi bir çok parça sevdiğim  klasik müziklerden olduğu için olabilir ama filme özel parçalarda vardı. Aslında müziklerini çok beğenmemin nedeni kulaklıkla izlemiş olmam ve müziği aniden yüksek sesle verilip aniden kesilmesi ve o ani parça değişimleri…

Bu kadar laf ettim hala filmin konusundan bahsetmedim değil mi? Bahsetmek istemiyorum desem yalan olmaz. Sanki hiç bilinmeden izlense daha çok zevk verir gibi hissediyorum. Ama birazcık bahsedeyim: Min-Woo (Kang Dong Won) kısa sürede üne kavuşmuş bir yazardır. Son kitabı için parayı çoktan almasına karşın hala tek kelime yazamıyordur. Bunda gördüğü kabusların ve sürekli artan takip edilme hissinin etkisi büyüktür. Bu durum sadece işini değil evliliğini de etkilemekte, karısı (Gong Hyo jin) ondaki değişimi farketmesine rağmen elinden gelen bir şey gelmemektedir.  Bir süre sonra öyle bir duruma gelir ki artık rüya ile gerçeği birbirinden ayıramaz ve sağolsun izlerken bizim de ayıramamamızı sağlar. Bir süre sonra hangi sahnenin gerçek, hangisinin rüya olduğu karıştıracaksınız. Mimi (Lee Yeon Hee) ise M harfiyle başlayan bütün şeyleri seven lise öğrencisi genç bir kızdır.  Peki ikisinin yollarını kesiştiren ne? Mimi’nin peşindeki şemsiyeli adam kim? Bunlar da izleyerek öğreneceğimiz şeyler;)

Dediğim gibi durağan film sevmeyenlerin uzak durması gereken filmlerden, yine de izlemek için bir şans verirseniz, roman okur gibi değil de şiir okur gibi izleyin derim. Yani belli bir öykü, olay sırası beklemeden sadece izleme eyleminin kendisinden zevk almak için…Müziklerden, hayal mi gerçek mi diye düşündüğünüz sahnelerden,  ışık oyunlarından ve sürekli etkisini gösteren o gerilim hissiden…