I Give My First Love to You

Tam bloga kavuştum derken, aksilikler peşimi bırakırmı tabiki bırakmaz bu seferde yine yeni ve yeniden modem bozuldu. Tabi bu durama en çok annem sevindi. Daha önce bozulduğunda eyvah bizimkiler beni süründürerekten bir hafta falan almazlar yenisini diye düşünürken babam ertesi gün direk alarak beni şaşırtmıştı. (tabi bunda onunda nette oyun oynamasının büyük etkisi var) Bu seferki küçük bir kablo problemi olsada çözmesi iki sürdü:P İşte dün nettin olmaması sebebiyle bir iki film izleyeyim dedim. Kara bahtım kem talihim (bu laf bölemiydi yaa) diyerek dram izleyeyimde azcık ağlayayım dedim. (buda mazoşistlik olsa gerek:P )

Ve ne zamandır gözüme kestirdiğim, film dosyamda beni ne zaman  izleyecek diye bekleyen: I Give My First Love To You’da karar kıldım. Hana Yori Dango’nun Makino’su ve Hana Kimi’nin Sekime’sı başrollerde.

Nam-ı Diğer:

Boku no Hatsukoi wo Kimi ni Sasagu

“Dört Yapraklı bir yonca bulursan, dileklerin kabul olurmuş.”

İşte filmimiz bu cümle üzerine kurulu, Takuma Kakinouchi’ye 8 yaşında kalp yetmezliği teşhisi konmuştur. Sürekli hastanede kalan Takuma, doktorunun kızı olan Mayu ile arkadaş olmuştur. Bu şirin ikili (mayu’nun küçüklüğünü oynayan kız fena halde tatlı 🙂 ) bütün hastanece tanınır olmuşlar. Doktor Takuma’nın ailesine 20 yaşına kadar yaşayamacağını söylerken bu konuşmaya Takuma ve Mayu’da kulak misafiri olur. Bunları duyan Mayu dört yapraklı bir yonca arayarak dilek tutmak ister ve yoncayı bulduğunda Takuma’nın iyileşmesini diler, Takuma ise büyüyünce Astranot olmayı ve Mayu ile evlenmeyi diler. Hatta bunun için Mayu’ya söz verir.

Takuma ve Mayu orta okulu beraber okurlar, lise sınavları yaklaşırken Takuma hastalığıyla Mayu’yu üzdüğünün farkına varır ve ondan ayrı olursa Mayu’nun onu kolay unutacağını düşünür. Takuma derslerinde başarılıdır, Mayu ise bunun tam tersidir. Bu yüzden Takuma Mayu’nun gelemeyeceği kadar yüksek puanda olan bir okula gitmek istediğini söyler.

Mayu, ise liseye gitmeyeceğini söyleyerek geçiştirir. ama aslında Takuma’nın ne yapmak istediğinin farkındadır ve sınavlara çok çalışarak aynı liseyi kazanmayı başaşrır. Takuma bunu okulun ilk günü öğrenecektir hemde bütün okulla beraber. Mayu açılış konuşması sırasında kürsüye çıkar ve Takuma’ya seslenir. Böylece bütün okul ilk günden çifdimizi öğrenmiş olur.

Suzuya’da bu konuşmalar sırasında Mayu’yu görür ve aşık olur. Suzuya’nın babasıda kalp yetmezliğinden ölmüştür ve geride kalanlar acısını çok iyi bilmektedir. Takuma’nın hastalığını öğrenince Mayu’yu ondan almak için kendi kendine söz vermiştir. Takuma ölünce Mayu’nun üzülmesini istemediği için yaşarken onları ayırmak ister. Ama bu o kadar kolay olmayacaktır. Kader bu üçünü öyle bir noktaya getirecekki, birinin yaşaması için diğerinin ölmesi gerekicektir.

 Klasik uzakdoğu dramı düşüncesiyle başladığım ama izlerken hiçte öyle olmadığı anladığım bir filmdi. Öncelikle sonlarına kadar gayet eğleniyorsunuz arada üzülseniz bile bu şirin çift sizi güldürcek bir yer mutlaka buluyor. Öleceğini bilen birinin hayatı dolu dolu yaşama çabası içerisinde kendimize minik dersler de çıkarıyoruz. Hiçbir şeyden kolay kolay vazgeçmemek gerektiğini öğreniyoruz. Diğer bir fark ise sonuna kadar umudu olan bir film, yani diğer filmlerde olduğu gibi çaresiz bir hastalık değilde kalp nakli bekleyen bir hastanın hikayesi. Bu kalp bulunuyo mu? , bulunursa kimin kalbi? bunun izleyip görmek lazım. (gerçi baya bi ipicu verdim yine ama seyir keyfini kaçıracak şeyler değil;) ) Herzamanki gibi tavsiye edip, iyi seyirler diyip kaçarım. 😉

Reklamlar

Kanojo Tadashii Asobikata

 

Diğer İsimleri:  Prenses ve Hizmetkarı,  Bir Kızla Oynamanın Doğru Şekli

Kendime izlenecek film keşfine çıkmışken bu filme rastladım, baktım 45 dakkacıkmış play tuşuna basıverdim. 🙂 Ama izlerken bir gıcık oldum bir gıcık oldum anlatamam. Filme mi, tabiki değil şu sinir, manyak, şımarık, pis, kendini beğenmiş, iki yüzlü kıza. Oh söyledim içim rahatladım 🙂 Şimdilik kıza söyleymeyi burada kesip filmin konusana geçeyim birazda orda söylenirim:)

 Bu yanda gördüğünüz ikili ilkokuldan beri aynı sınıfa gidiyorlarmış, birde komşular. Hanım kızımızın bir gün canı sıkılır (cadı olacağı çocukluktan belliymiş) Çocuğa derki: “hadi bi oyun oynayalım. Sen hizmetkar ol ben prenses ve biri bunu farkedene kadar devam etsin” Kızım testere mi çekiyoz burda, böle psikopat oyunlar çıkarıyosun. Çocuğumda zavallı kabul eder böle cadı bir kızdan korkmuş olsa gerek. Liseye kadar bu oyun devam eder. Sadece yanlızken prenses ve hizmetkar olurlar, okulda birbirleriyle hiç konuşmazlar. Kız, manyak diyorum ben ona kısaca çocuğa ayak işlerini yaptırır, işte yok gel beni al yok gel beni bırak. Bide psikopat başka başka biriyle buluşacağı zaman gel beni uzaktan izle diyor. Valla iki tane çakasım var. Ve dahada önemlisi tüm bunları Mizushima Hiro’ya yaptırıyor. (tutmayın beni kızı dövmeye gidiyorum:P ) Sonra birgün sınıftan bir çocuk bunları birlikte görüyor ve oyunun bitmesi gerek. Çocuk bunu kıza söylediğinde kız ne diyor dersiniz: “kuralı değiştiriyorum 3 kişi görünce” diyor. (Oldu başka derdin. ) Burdan anlıyoruz ki bu manyak psikopat aslında çocuğu seviyor ve bırakmak istemiyor. Ama çocuk bu oyunu bitirmek istiyor. Gerisini anlatmayayım zaten 30 dakkayı anlatmış bulunmaktayım geriye kaldı 15 dajkka 😀

Bu film Asahi TV en iyi senoryo dalında yeni yazarlar ödülünü almış ve filmi çekilmiş. Başlamanızla filmi bitirmeniz bir oluyor. Ama iyiki uzatmamışlar 45 dakkada bu kadar sinir olduysam daha uzun olsaydı napardım bilmiyorum:P

Dünyanın Orta Yerinde Aşk İçin Ağlıyorum

İtiraf ediyorum sırf adı için izledim. Filmin adını görünce insan bir vuruluyor özellikle benim gibi dram severler. İngilizce adı: Dünyanın Merkezinde Aşkı Haykırıyorum olsada Türkçeye böyle çevirmişler ama daha güzel olmuş. Merak ediyorumda acaba Japonca adı ne. Her ceviride daha bir duygusallaşıyo isim 😀 Belkide Japonca’sı normal bişeydir. Sadece dünyanın merkezinde aşktır yada sadece dünyada aşk 😀 neyse isim hakkında bu kadar yorum yeter yoksa cıvıtıyorum 😀

Hikaye iki farklı zaman diliminde geçiyor biri 2004 yılı diğeride bundan 17 yıl önce. Kahramanımız Sakutaro, Ritsuko ile evlenmek üzeredir. Ama fırtınalı bir günde Ritsuko onu terk eder. Saku tesadüf eseri onu televizyonda bir tayfun haberinde görür ve büyüdüğü kasabaya gittiğğini anlar. Nişanlısın peşinden giden Saku, geçmişini asla unutamamaktadır ve 17 yıl öncesine döneriz. Saku okulun en popüler kızların Aki’ye aşıktır.

İlk başlarda gençlerimizin birbirlerini tanıma süreçleri izlemek biraz sıkıcı olsada filmin ilerleyen dakikaları sizi filme bağlayacaktır. Onlar birbirlerini tanımak için değişik bir yol bulmuşlardır. Birbirlerine kaset doldurarak kendilerini anlatıyorlardır. Tıpkı sesli mektuplar gibi…

Bu güzel günler Aki’nin Lösemi olmasıyla sona sona erer şimdi asıl soru “insan ölürse sevgide onunla birlikte ölür mü?” olacaktır. 17 yaşında bir gençin sevgilisi için dünyanın orta yerine gitmeyi göze almasını ve onun için mücadelesini izleyeceğiz.

Tam hikaye bitti derken asıl ilginç olanı başlıyor Saku’nun şimdiki nişanlısı Ritsoku, 17 yıl önceki hikayeye öyle bir yerde dahil oluyorki eminim sizde saşıracaksınız.  Kahramanımız doldurduğu her kasedi dinlediğinde yeni bir şeyler öğreniyoruz. Peki Saku geçmişine hapis mi olacaktır yoksa yeni hayatı için savaşacak mıdır? Aki’nin son doldurduğu kaset nerdedir? İşte bunu izledikten sonra öğreneceğiz. 😀

Heavenly Forest ( sizinde bir gizli bahçeniz var mı? )

İlk defa izler izlemez bir film anlatacağım. O kadar çok beğendim ki hemen yazmalıyım dedim. Filmi kapattım, yüzümü yıkadım ( ah çok ağladım çok)  geldim ve yazmaya başlıyorum.

İşte bu afişiyle insana ” beni izle ” diyen filmi afişi sayesinde farkettim. Konususnuda okuyunca izlemeye karar verdim. ( ama böyle biteceğini asla tahmin etmezdim. )

Hikayemiz  Makoto’nun (Hiroshi Tamaki) 2 yıldır görüşmediği arkadaşı Shizuru’dan (Aoi Miyazaki) mektup almasıyla başlar. Shizuru New York’ta bir fotoğraf sergisi açmıştır ve arkadaşını davet ediyordur. Makoto mektubu alır almaz soluğu New York’ta alır. Bundan sonra hikaye geriye döner ve ilk nasıl karşılaştıkları anlatılır.

Üniversitenin ilk gününde Makato Shizuru’yu kullanılmayan bir yaya geçidinden karşıya geçmek istediğini görerek oradan geçemeyeceğini söyler. Shizuru ise bunu başaracağını söyler. Shizuru ufak tefek çocuk görünümlü bir kızdır. Genlerinden gelen bir hastalık yüzünden büyüyemiyordur. Onun bu çocuksu ve tuhaf hallerini (bence çok şirin) Görenler ondan uzak duruyordur. Makoto’nun ise bir deri hastalığı vardır. Sürekli kaşınıyordur ve sürekli bir krem kullanmak zorundadır. Bu kremi sürünce kötü koktuğu için insanlardan uzak duruyordur. Bu ikili her yönüyle birbirlerine benzemektedirler.

Makoto fotoğrafçılıkla ilgileniyordur. Ve Shizuru’nun karşıya geçmeye çalışırken farketmeden resmini çeker. Farkedilmediğini sansada shizuru yemekhanede yanına gelerek resmini çektiğini gördüğünü söyler. Makoto ise o yoldan geçip geçemediğini sorar. Ama kızımız geçmeye kararlıdır. Bunu gören Makoto sabah çok erken gelirse geçebileceklerini söyler. Hava henüz aydınlanmamışken gelirler. Makoto, Shizuru’yu bırakıp gizli bahçesine gider tabi kızımızda peşinden böylece Makoto’nun gizli yerini öğrenmiş olur. Makoto Shizuru’ya burada fotoğraf çekmeyi öğretir. Her şey çok güzel gidiyordur ta ki Makoto’nun sınıflarındaki güzeller güzeli Muyuki’ye aşık oluncaya kadar. Makoto Miyuki’nin grubuna katılır artık onunda bir arkadaş grubu vardır. Arkadaşları Shizuru’nun bir ucube oldukları onunla arkadaş olup olmadığını sorduklarında bunu reddeder ve Shizuru’yu korumaz. Bunu arkadan dinliyen Shizuru çok üzülür.

Shizuru Makoto’ya ilk görüşte aşık olmuştur. Ama onun Miyuki’yi sevdiğinin farkındadır. Bazı zamanlar kıskançlık krizlerine girsede onların birlikte olmasına yardım eder. Bir gün evini terk eden Shizuru Makoto’yla kalmaya başlar. Shizuru kardeşi öldüğü için evini terk ettiğini söyler. Annesi ve kardeşi aynı genetik hastalık yüzünden ölmüşlerdir. Shizuru der ki ” bu hastalıkta aşık olduğunda ölürsün.” tabi Makoto bunu ciddiye almaz tıpkı Shizuru’nun sürekli “bir gün büyüyp çok güzel bir kadın olacağım, ozaman benimle çıkmadığına pişman olacaksın.” sözünü ciddiye almadığı gibi.

Shizuru bu sözü son zamanlarda çok sık söylemeye başlamıştır. Hala çocuk bedenine sahip olduğunu ve bir gün çok güzel ve seksi bir kadın olacağını söyler. Makoto ise her zaman “tabi, tabi” diyerek geçiştirir. Shizuru bir gün Miyuki ile bir defileye gidecektir. Ama kokmaması için kreminden sürmez ve yanınada alamz. Defile sırasında yarası kaşınınca lavobaya koşar ve farkeder ki Shizuru onun için kremi cebine koymuştur. Bu olaydan sonra Makoto duygularını sorgulamaya başlar acaba gerçekte kimi seviyorudur. Aynı gece Shizuru dişini kaybeder. Shizuru’nun hala bebeklik dişlerinin bazılarını dökmemiştir. Shizuru büyemeye başlıyordur. Makoto ona bir hediye vermek istemiştir ve ne istediğini sorar. Shiruzu ise fotoğraf yarışmasına katılmak için öpüşürken resim çekilmek istediğini söyler. Makoto bunu kabul eder ve gizli bahçelerine giderler. Shizuru gözlüklerini çıkarınca Makoto onun ne kadar güzel olduğunu farkeder. Düzeneği kurarlar ve öpüşürken resim çekilirler. “Bu resimden sonra Shizuru bu öpücüğün içinde birazcık aşk varmıydı?” diye sorar. Ama Makoto bunu duymaz yada duymamazlıktan gelir. Aynı günün akşamı Makoto duygularının farkına varır ve aceleyle eve gelir. Fakat Shizuru evi terk etmiştir. O günden iki yıl sonraya kadar ondan haber alamaz. Ve tekrar iki yıl sonra New york’a döneriz. Makoto büyük bir heyacan içinde Shizuru’yla buluşamayı beklemektedir.

Bundan sonra sonunu yazacağım, ama sonu tahmin ettiğiniz gibi olmadığı ve süpriz olarak kalsın istiyorsanız bence bundan sonrasını okumayın. Benden uyarması. 😀

Makoto ve ben karşımında güzelleşmiş bir şekilde Shizuru’yu beklerken Miyuki çıkar gelir. Shizuru’nun bir iş için şehir dışına çıktığını söyler. ( bu işin içinde bir iş var diye düşünürüz.) Makoto sergi açılışına kadar kalmak ister. Miyuki Shizuru’nun evine yerleşmiştir. Miyuki işe gittiğinde Makoto evde yalnız kalır. Ve o telefon mesajını alır. Arayan Shizurun babasıdır. Kızının Ölümün 49. günü olduğunu ve ruhunun artık huzura kavuştuğunu ve Miyuki’ye cenaze töreni yaptığı için teşekkür eder. Gerçeği öğrenen Matoko buna inanmaz ve Miyuki’den gerçekleri anlatmasını ister. Meğer Shizuru’nun hastalığı büyüyememesi değilmiş. Bu hastalık beden olgunluğa erişince öldürüyormuş. Yani büyüdüğünde ölüyorsun. Shizuru bu yüzden sürekli büyümesini engellemiş. (hatta yemek bile yemeyip krakerle besleniyordu.) Ama Makoto’ya aşık olunca büyüyüp güzel bir kadın olup onu etkilemek istemiştir. Tıpkı söylediği gibi aşk onu öldürmüştür. Ölmeden önce Makoto için mektuplar yazıp bırakmıştır ve Miyuki’den onları aralıklarla göndermesini istemiştir. Makoto ölesiye pişmandır ve gözyaşları su gibi akar. (ah ah o ağladı ben ağladım.) Ertesi gün sergiye gider ve Shizuru’nun duvardaki kocaman resmini görür. Tıpkı söylediği gibi büyüyüp çok güzel bir kadın olmuştur ve tıpkı söylediği gibi Makoto çok pişmandır. Sonra tam resmin baktığı duvarda kendi resimlerini görür. Shizuru gizlice Makoto’nun resimleri çekmişitir. Ve son olarak öpüştükleri resim ve yanındaki yazı “bildiğim tek aşk sahip olduğum tek öpücük”. Shizuru Japonya’ya geri döner ve Miyuki’den mektupları Shizuru’nun söylediği gibi ona postalamasını ister. Çünkü Shizuru yalan söylemeyi çok severdi, Makoto yalanına inanmaya devam etmek istemiştir….

Şimdi baktımda ne kadar çok yazmışım, demekki filmi yeni izleyince böyle oluyor. 😀 Gerçekten izlemeye başladığımda çok az şey beklediğim ve sonunda çok daha fazlasını bulduğum bir film, şiddetle tavsiye ederim . İzlemek isteyenlere iyi seyirler dilerim…

Paprika “Rüyalarınızla yüzleşmeye hazır mısınız?”

Sanırım anlatması en zor anime filmlerden. Çünkü izlediğinizde bir süre sizde etkisinden kurtulamıyorsunuz, kafanız karışıyor. Tıpkı afişi gibi 😀 Önceden uyarayım bir süre durup filmi sindirmek gerekebilir. 😀

Bir araştırma merkezindeki bilim adamları ( ki bunlar psikoterapist) çok önemli bir alet icat ediyorlar. DC-MINI’yi adını verdikleri bu cihaz sayesinde insanların en gizli en kıyıda köşede kalmış rüyalarına girerek onların kişilikleri hakkında bilgi almalarını sağlıyor. ( Freud’un kuramını benimsemişler anlaşılan 😀 )  Yanlız bu cihazın kötü yanlarından biri Kulllanıldığı kişiyi kontrol altına alınması kişilik değişimine uğraması bile sağlanabiliyor. Yani kötü ellere geçtiğinde çok tehlikeli bir silah olacak cinsten bir şey.

4 tane üretilen bu cihazın biri kayboluyor. Aynı zamanda Dr. Tokito’nun ekibinden bir üye olan Himuro bir gün ortadan kayboluyor. O günden itibaren etrafta özelikle klinikte insanlar garip davranışlr göstermeye başlıyor. Demekki MINI kötü ellere geçmiş bile… Acaba MINI kim çalmıştır ve ne amacı vardır? Ayrıca hikayemizin Paprika’yala ne tür bağlantısı vardır?

Gelelim Paprika’ya, aslında bir efsane olduğu sayılan bu kadın insanların rüyalarına girip onları kontrol edebilmektedir. (Mitolojideki Morpheus gibi, tabi bu ismi Matrix filmindende hatırlıyoruz.) Halk arasında efsane olarak dilden dile dolaşsada aslında gerçektenden Paprika vardır. Sürekli aynı rüyayı gören ve hep aynı yerde biten bir komiser rüyasının anlamını öğrenmek için ve devamını görebilmek için Paprika’ya başvuracaktır.

Filmin ilerleyen sahnelerinde Paprika’nın iki kimliği olduğunu anlıyoruz. (Gerçek kimliğini söylemem süpriz olsun. 😀 ) Ve birden olayların nasıl bir noktada kesiştiğini görüyoruz. Hem görsellik açısından hemde konu itibariyle izleyiciye çok şey vadeden bir anime.

En iyi uzun metraj anime ve en iyi müzik seçilmiş. Ve Oscara aday olmuş. Yapımında o zamanın en gelişmiş teknikleri kullanılmış. Zaten izlerkende kendinizi rengarenk bir dünyanın içinden buluyorsunuz ve paprikayla birlikte rüyalara gezintiye çıkıyorsunuz. aşağıdaki resimde MINI’yle kontrol edilen bir rüyayı görüyoruz, filmin bir çok sahnesinde göreceğimiz o dev panayırdan bir görüntü.

Film Fragmanı:

Psikolojik ve gerilim türünde film sevenler için kaçırılmaz bir fırsat derim ve iyi seyirler dilerim.

The Last Princess (Bir Matsumoto filmi…)

Sana ne yaptılar böle Matsu 😀

Filmimiz çok eski zamanlara dayanmakta, tarihi açıdan bu uluslar gerçekten varmıydı bilemiyorum ama her efsanenin içinde birazcık gerçeklik vardır derler, bu filminde vardır mutlaka.

Konumuza gelince çok eski zamanlar barış içinde yaşayan üç büyük devlet varmış, Yamana, Akizuki ve Hayakawa. bu üç devletten Yamana diğerleri ele geçirip hepsine hükmetmek ve hazinelerini ele geçirmek istemiş. Akizuki’ye saldıran Yamana’lardan hazinelerini korumak isteyen Akizuki prensesi hazinelerini farkettirmeden Hayakawa taşımak istemiş. Bunun için Prenses ve sadık koruması köylü kılığına girmişler ve altınları odunlarınların içine saklayıp yayan seyehat başlamışlar.

Gelelim Matsu’yafilmdeki adıyla Takezo Yamana devletinde köle olarak çalıştırılan bir işçidir. Altın madenin kazısında çalışırken patlayıcı gaz kokusunu alıp madenden kaçar. Bir hayli geveze olan bir arkadaşıda ona katılır. Bu komik ikili tesadüfen odunlara saklanmış altını bulurlar ve peşine düşerler. Kötü bir tanışma olsada Prensesle tanışırlar. ( Prenses onları okla kovalıyor ve esir düşüyorlar.) Ama Prensesin yardımcısı prensesi erkek kardeşi olarak tanıştırır. O kılıkla durumu farketmeyen bizim kafadarlar da buna inanır.

Takezu altından pay isteyerek onları kolay yoldan götürebileceğini söyler. Planı düşmanı yanıltarak tam ortalarından geçmektir. Ama Yamana şehri girişinde bir sorun çıkar ve Prensesin kadın olduğu anlaşılır. Yalan söyledikleri için onlara güvenini kaybeden Takezu kaçmayı bile düşünmüştür.

Filmde ayrıca köylülere ve kadınlara kötü davranılması, sosyal sınıf farklarıda işlenmiştir. Her ne kadar dram yazsada bence komedi unsurları olan bir filmdi zaten Matsu’yu o kılıkta görünce gülmemek biraz zor. Birde şu geveze arkadaş var tabii ki…

Sonda ise halkının prensese olan bağlılığını görüyoruz.Bir de sorumluluklar her şeyden üstün gelir. (aşktan bile…) Şimdi düşündümde ne kadar sosyal mesaj veren bir filmmiş aslında. 😀

Film Fragmanı:

Filmi izlemek isteyenler için altyazılarını buradan ve buradan bulabilirsiniz. Online izleme taraftarı olmadığım için link vermiyorum ama google filmin adını yazıp online izle yazarsanız bir sürü sonuç alacağınızdan eminim.

Dip not:Aslında online ve indirme arasında boyut olarak çok az fark olsada görüntü kalitesi olarak çok fark var.Örneğin online izlediğiniz bir dizi yaklaşık 250-300 Mb arasındadır. Ama indirme secenekleri arasında 300 Mb’lık Mp4 seçenekleri mevcuttur. Genelde 700 ile 900 Mp lık Divx  secenekleri olsada altyazıları gömülü 300 Mb lık görüntü kalitesi online görüntüden çok daha iyi seçeneklerde mevcuttur.

Kimi no yubisaki (Kısacık bir film…)

Başlıktada yazdığı gibi 20 dakkalık bir kısa filmdi. Maki Horikita hayranı olarak bir boş vaktimi değerlendirmiştim.

Filmimizin konusuna gelince aslında pek konu yok da diyebilirim. İyi arkadaş olan iki genç kız okuldan sonra eve gitmezler ve biraz daha kalıp sohbet ederler. Biri başka şehire taşınacağı için bu beraber geçireceği son günleridir.

Maki’nin oyunculuğunu çok başarılı buluyorum. Geçenlerde biryerde sürekli aynı şekilde oynadığını kendini tekrar ettiğini okumuştum. Bence bu tamamen oynadığı karakterlerle ilgili çünkü genelde romantik komedi yada dramlarda oynamış bir üstüne doğallığı eklenince bazılarına aynı gelebilir ama aslında tüm karaakterli birbirinden farklı. Uzun lafı kısası pek birşey vadetmeyen bir film olsada Maki hayranları sevecektir.

Altyazılar ve indirme linkleri için: buraya ve buraya bakabilirsiniz.