Kore’de Kavuşmalardan Sonra Ayrılıp Barışmalar

by camellia-blossom

Yıllardan 2011’di tarih 23 Haziranı gösteriyordu, o zaman size hain bir söz vermiştim. Tam olarak Çuhaye vs Saranghae yazısındaydı. O zamanlar fakir ama gururlu ve de çalışkan bir genç yazar vardı. Şimdi hala fakir ama gururlu tembel bir yazar var idare ediverin artık canım aaaa. (Sandalyeden dönerken düşer) Gururlu yönünü kaybetmediğim de yıllar geçse de sözümü tutarım dedim ve tam olarak aynı başlıkla karşınızdayım. (Nereden bulmuşsam bu tipitip başlığı ama söz sözdür mecbur)  Eskiden ne güzel yazıyormuşum yaa valla tekrar okurken güldüm haa (Ek 1: eskiden fakir ama alçak gönüllü bir yazar vardı.)

Sanıyor musunuz yıllar geçti ama Kore dizi piyasası değişti yoo yoo hiç mi değişmedi bir de üzerine fantastiği soktular, sormayın çok bozdu ama konumuz şimdi o değil daha sonra “Kore Dizi Piyasası Neden Bu Kadar Bozdu ve Önünü Alamadık.” adlı yazıyla onu da açıklarız. (Bu bir söz değildir yooooo… yine yaptım yine söz verdim:S) Ben daha fazla söz vermeden konumuza geçelim. Şimdi ilişkilerde ki yavaş ilerleyişi  maddeler halinde tartıştık, bu konuda hemfikirsek devam edebiliriz. (aynı fikirde olmayanlar lütfen sınıfı terk etsin yok yazmıcam tamam hadi çıkabilirsiniz.)

Öncelikle beşinci aşamada nolmuştu bir hatırlayalım:  “Geldik en güzel, atraksiyonlu, gerilim ve adrenalin dozu yüksek aşamaya. Beşinci aşama da çocuk ve kız yukarda bahsettiğim çocuğun kararsızlık nedenleri üzerine bir kavga yaşarlar. Kız “Yetti artık senin bu kararsızlığından çektiğim. Gidip ikinci adama varıcam ve bir Kore dramasının kalıplarını yıkıp ünlü olacağım.” der. (İçinden böyle dediğine eminim.) Çocukta “Hayır olamaz bu bir Kore dramasıysa seni ikinci erkeğe yar etmem.” der ve kızı kolundan tutup çekmek suretiyle kendine çevirerek “Saranghae” der. Bu sözü duyduğu anda eriyen kız su buharı olmadan önce çocuk kızı öper. Burada ki öpme sözcüğü tamamen mecaz anlamda kullanılmıştır zira ortada öpücük sayılabilecek bir eylem yotur. Kız ve çocuk dudaklarını birbirine değdirerek 35 saniye kalır desek daha iyi olur ama işte o zaman romantiklikten 90 derece sapmış postum 180 dereceye doğru gider diye demiyorum. “

İşte bundan sonra “ayy bah sonunda lovely dovely yerler görüceğiz muradımıza ereceğiz iki rahat yüzü göreceğiz” derseniz çok büyük hata edersiniz hayır o kadar sene Kore dizisi izliyorsunuz hala bunu diyorsanız bırakın bu işleri gidin masal neyin okuyun çocuğum. Gökten 3 elma düşerse de birini soyup bana verin, canım çekiyordu hep küçükken… Çocukluk travmama da değindik hoş oldu:P

tumblr_msq110bqo21s5hk8lo1_500

Evet, bu kavuşma sonrası ayrılma nedenlerine geçtik nihayet şükürler olsun sadede geldim.

Madde 1: Kız fakirse “Ben sana layık değilim.” düşünceleri başına üşüşmeye başlar. Hayır sen 10 bölümdür çocuğun peşinden koş o zaman durup bir düşünme ama ne zaman çocuk aşık hooop ben sana layık değilim. Aklın nerdeydi kızım aklın nerdeydi 10 bölüm boşuna mı izledik biz seni destekledik o kadar ver bize 600 dakikamızı geri:P

Madde 2: Çocuğun ailesi kızı bir şeyle tehdit ediyorsa ya da bak kızım sen bizim çocuğa yaramıyosun senin yüzünden hep kötü şeyler geldi başına yazıktır günahtır seviyosan şu garibi acı…. Kız da zaten meyillidir bu yüzden bırakma yaa,  aha teyzecim doğru dedim ben yaramıyom bu adama bu kadar da peşinden koştum neyse artık kısmet değilmiş der ve arkasını dönüp gider. Çocuk bir şeyden habersiz tabi allah onunda belasını versin bu kadar dizi izleyip hala bir fakir ama gururlu kızın neden sebepsiz yere ayrıldığı öğrenememiş.

Madde 3: Kızımız neden ayrıldığını kendi de bilmemektedir. Bir neden uydurur ama buna kendi de inanmaz o yüzden daha mantıklı olan 1 ya da 2 numaradan birini seçer. (Örnek: Master’s Sun, kızın neden ayrıldığını anlayan bi anlatabilir mi yorum olarak allaşkına)

Madde 4: Aniden çok trajik bir olay olur. Annesi kaza geçirir, babası çatıdan düşer, küçük kardeşine süt arabası çarpar vs) Bu nedenlerden birisi olursa artık duruma göre “Ben oynaş peşindeyim ailem kaza geçirdi” pişmanlığı, “Ailenin reisi ben oldum artık çalışmam gerek” sorumluluğu gibi nedenler olması mümkündür.

Madde 5: Ortada hiç bir neden yoktur ama dizinin 2 bölüm uzaması gerekiyor. Napalım edelim de biz bunları ayıralım, allah kahretsin bi bayram tatili olsa da 2 bölüm çekmesek düşünceleriyle oluşturulmuş, dizi de pat diye ortaya çıkan 2. kadın veya 2. adamın girmesi sonucu bir ani ayrılmalar olabilir.

Madde 6: Kızın birden geleceğini kariyerini eğitimini falan düşüneceği tutar. İdealist bir Çalıkuşu olur aniden yok efendim ben okuyacam hem de yurt dışında ne sandınız aşağısı beni kurtarmaz, der ve çocuğa yaa bana müsade edersin ya da ayrılırız der. Tabi çocuk şaşkın ne diyeceğini bilemez kalakalır. Bu kalakalmadan istifade kız pat ayrılıverir. İşte sonucunda zavallıcık çocuk mecbur kabul etmek zorunda kalır falan.

Madde 7: Yaş engeli vardır. Sen 10 bölümdür küçük müçük deme çocuğu götür, yeni aklına gelsin teyze hanım oldu o zaman:P Bunun sonucunda da çocuk kızı sevdiğini ve yaş farkının önemli olmadığına ikna eder ve o anda izleyici tüh allah kahretmesin bak ne güzel ayrılacaklardı tepkisini verir.

İşte böylece 2 bölüm daha izleyici keklenmiş yapımcıların ekmeğine yağ sürülmüştür. Bundan bir kaç türlü barışma yolları olabilir. Zaten bazılarını maddelerde yazarken bahsetmiştik. Bunlar dışında araya 2. adam desteği ya da arkadaş desteği girmesi ve bizimkileri zorla barıştırmaları, aradan yıllar geçmesi sonucu tekrar karşılaşma,ayrı kalınan süre boyunca onsuz yaşayamayacağını anlaması vs vs bunlar böyle devam eder. Böylece bir sözümü de yerine getirmenin gönül rahatlığıyla gidiyorum. Kendinize iyi bakın bu oyunlara gelmeyin sayın izleyici:P

tumblr_md95syvh8P1rxp7yso6_250

Mim: İzlemekte Olduğum Diziler

Alternatif Başlıklar: Bir türlü bitiremediğim diziler, Uzun süredir izlediğim diziler, İzlememe alışkanlığıma kurban gitmiş zavallı diziler, Ah bu dizilerin hali ne olacak, İzleyemiyorum be abi:P

Kuzularımdan Enda (aka. suspusningi), şuracıktaki  postunda beni mimlemiş ve benden şuan da izlediğim dizileri yazmamı istemiş. Ah ah şu sıralar ne izliyorsun diye sorsanız teoride çok şey izliyorum ama pratikte bir şey izlediğim yok.  Çünkü çağımızın vebası (:P) “izleyememe sendromuna” ben de yakalanmış durumdayım dostlar. Artık bunun da bir çaresini bulsun tıp dünyası, ne olacak bizim halimiz, yazık değil mi bunca insana, türümüz yok olma tehlikesi altında… (öhöm öhöm fazla abarttım sanırım)

İzleyememe sendromunun belirtileri: Önceden bir kaç bölüm arka arakaya izlediğiniz dizileri artık bir bölümünün sonunu bile zor getirme, hatta benim gibi 20’şer dakikalar halinde bir bölümü 3 günde izleme, en sevdiğiniz oyuncular oynasa da hikaye şukella olsa da bitse de kapatsam modunda ekrana boş gözlerle bakma, 5-6 bölüm sabredip “yok anam ben izleyemiyorum.” diyip bırakma, sonraki ay “yaa bir daha deneyeyim belki izlerim.” diyip ite kaka 2 bölüm daha izleme vesaire vesaire…

Bu belirtilerden sonra hastalık iyice nüksediyor ve artık pes edip diziyi tarihin tozlu sayfalarında gönderiyorsunuz. Ben de  başladığı işi bitirme huyu olduğu için bu aşama bu türlü gerçekleşmiyor ve ben o diziyi bitirmek için 40 takla atıyorum:P Yalan,  hala bitirmeyi başardığım dizi yok ama çabalıyorum en azından:P Örneğin Padam Padam’da 18. bölümü izlemeyi başardım en son, bitmesine çok az kaldı inanıyorum, başaracağım. (Biraz gaza ihtiyacım var lütfen postun altına yorum olarak “başarabilirsin, sana inanıyoruz” gibi şeyler yazar mısınız?)

Oppss, Siwon Padam Padam için yazmanızı istemiyor sanırım, tamam o zaman Poseidon ve Skip Beat için yazın. kıh kıh kıh^^

Hazır ortaya bir “izleyememe sendromu” atmışken, bunu kanıtlara dayandırmadan vallahi bırakmam:P Ahanda şuradaki yazıda  dediğine göre yapılan bir araştırma (ki bu araştırmayı KOFICE yapmış) yabancılardaki Kore hayranlığının bir süre sonra biteceğini öngörüyor. Çin, Amerika, Fransa, Japonya gibi ülkelerde yapılan anketlerde çıkan sonuçlar, yabancı hayranların bir süre sonra Hallyu (Kore Dalgası) etkisinden çıkacağı yönünde, hatta bu süre ortalama 4 yıl olarak bulunmuş. Bunun nedeni ise şimdilerde çok farklı gelen Kore müziği, dizileri, filmleri zamanla sıradanlaşacak ve insanları sıkacakmış. Tabi bunda dizilerde konuların birbirini tekrar etmesi, yeni çıkan müzik gruplarının birbirine çok benzemesi gibi etkenlerde varmış.

Ben demiyorum valla uzmanlar diyor bana sadece katıldığımı söylemek düşüyor. Şimdi bir hesap yaparsam Kore dizilerini izlemeye başlayalı 4 yıldan fazla oluyor. İlk başlardaki değişik bir şeyler keşfetmenin heyecanıyla sular seller gibi dizi izleme dönemi bitti. Eskiden her yeni çıkan diziyi izlesem de zamanla aralarından iyileri seçip izledim daha sonra da çok iyi olsalar bile artık farketmediği bir dönem başladı ve hiç birini izleyemedim. Tabi böyle izleyemiyorum diyip kestirip atmak da yanlış. Belki bizi tekrar ekrana kitleyen bir dizi çıkar ve eski alışkanlıklarımıza tekrar döneriz. Ki bana bu Amerikan dizilerinden sıkılıp Kore dizilerine keşfettiğim dönemi hatırlatıyor. Aradan belli bir zaman geçince tekrar Amerikan dizilerini özlediğim gibi Kore dizilerini de özleyebilirim. Hiç belli olmaz bu işler diyip bu postun asıl amacı olan mime döneyim. Buradan Sevgili Dostum Enda’dan da özür dilerim başta kısacık bahsedeyim diye konuyu açıp yine çenemi tutamayıp uzattım:D Ama bu sayede düşüncelerimi yazıya dökmüş oldum:)

Gelelim benim şu sıralar izlemeye çalıştığım dizilere:

İlk dizimiz Padam Padam, çok beğenildiği, çok izlendiği, çok yazıldığı için konusundan bahsetmeyip direk dizi hakkaında ki düşüncelerime değineceğim. Bir çırpıda izleyip bitireni olduğu kadar benim gibi çok çok sevip ama bir türlü izleyemeyen bir çok kişi de gördüm, okudum. Ben de bu dizinin sonunu ve o sona gelene kadar ki gelişmeleri çok merak ettiğim halde neden bir türlü izleyemiyorum diye kafa yordum ve aklıma gelen şeylerden biri: bu dizinin her bölümün çok fazla sosyal mesaj veriyor olması. Mesajlar çok doğru ve çok haklı ama o kadar gerçekçi ki mesajların ağırlığından dizi izleme işi zorlaşıyor. Ama hala çok merak ediyorum, bu yüzden son iki bölümü de mutlaka izleyeceğim.

İkinci dizimiz de The King 2 Hearts , bu da kaplumbağa hızı ile izlediğim dizilerden, Dostum kimbapsushi ile “dizilere birlikte izlemeye başladığımızda çok iyi çıkıyor” diye bir totemimiz var. O yüzden bunun da ilk 3 bölümünü birlikte izledik, pek sevdik. Sonraki bölümleri de izledim ama bir yerden sonra yine takıldım kaldım. Her gün bir bölüm izlemesem de haftada bir bölüm şeklinde bir yayın akışı oluşturdum kendimce ve yuvarlanıp gidiyoruz:D Değil mi Seung  Gi:P

Sıradaki dizimiz Poseidon, dizinin oyuncularının değişmesinden basın konferanslarına kadar takip ettim başlamadan ama bunu da bir yerden sonra bıraktım. Ve hatırlıyorum her şey Yunho gittikten sonra oldu. Yunho 4. bölümde gitti ben de en son 5. bölümü izledim. Siwon ve Yunho iyi ikili olmuştu ama yaa, neden Yunho konuk oyuncuydu neden ha sorarım yapımcılara:P Ha diyeceksiniz Siwon var neyine yetmiyor kızım diye ama ekranda Siwon ve Yunho’yu birlikte izlemenin de tadı da bir başka yalnız izleyen bilir:P Diye oldukça yüzeysel yorumlarımdan sonra buna da mutlaka devam edeceğimi söylememe gerek yok sanırım:D

Ve yine Siwon ve ek olarak Donghae için başladığım, aynı adlı bir manganın Tayvan uyarlaması olan Skip BeatKore dramalarını izleyemiyorum diyen ben utanmadan Tayvan dramasına başlıyorum. Eskiden de Tayvan dramaları izleyemezdim ama aç gözlülük yapıp buna başlarsam olacağı 2. bölümden öteye geçememek olur. Müstahak bana:P Artık öğrendiğiniz gibi son sözüm bu da bir gün izlenecek. (Bitirebileceğimiz konusunda pek emin değilim ama kimbapsushi ile birlikte bu diziyi izleme kararı aldık bakalım hayırlısı:D )

Son olarak bir kaç ay önce başlayıp 3 bölümünü izlediğim ve çok beğendiğim Japon dizisi Don Quixotetan bahsedeceğim. Şu sıralar şiddetle  tekrar başlamak istiyorum. Konusundan biraz bahsetmek gerekirse Çocuk Koruma Hizmetlerinde çalışan bir  memur ile bir Yakuza patronunun ruhlarının değişmesiyle başlayan ve komediyi beraberinde getiren bir hikaye. Birbirlerine tamamen zıt olan bir ikili işlerini ve itibarlarını kaybetmemek için anlaşıp birbirleri yerine yaşarlar. Yakuza patronu bedenin de yaşayan bir memur, bir memur bedeninde yaşayan bir Yakuza patronu.. söylemesi bile eğlenceli değil mi? eğlencenin yanında aynı zamanda sosyal mesajlarda veren her bölümde farklı bir hikaye ile farklı bir çocuğun hayatını kurtaran ikinin maceralarına kaldığım yerden devam etmek istiyorum ve size de şiddetle öneriyorum:D

Ve bir dizi izleme (“sen buna izleme mi diyorsun” dediğinizi duydum ama haklısınız ne diyeyim:D) postunun da sonuna geldik, size izleyemem sendromuna yakalanmayacağınız sağlıklı güzel güzel dizi izleyebildiğiniz günler diliyorum. Bana  da tekrar zevkle dizi izlediğim günler diliyorum. Bir de son olarak şu yukarıda bahsettiğim “Başarabilirsin, bu dizileri bitirebilirsin.”leri hatırlatıyorum ve görüşmek üzere diyorum:D

The King 2 Hearts *Lee Seung Gi = Eğlence

Lee Seung Gi dizi çekerde Astrea izlemez mi?

Dediğinizi duyar gibiyim. Demiyor musunuz? Geç değil şimdi diyebilirsiniz bence:D

Geçenlerde Lee Seung Gi yeni dizi ile dönüyor diye haber yapmıştık işte bu dizi neymiş nasılmış kimler varmış sizin için izledim ve nacizane fikirlerimi söylemeye geldim. Evet sırf sizler için izliyorum yoksa efenim Lee Seung Gi oynuyormuş, yok pek de şirin bir karaktermiş yok çok eğlenceli sahneler varmış falan hiç önemli değil. Ha Ji Won  bile katlandım izledim artık düşünün size nasıl değer veriyorum:)

Dizi Kuzey Kore ve Güney Kore arasındaki bir anlaşma ile başlıyor. Gerçekte ki gibi iki ülke hala birbirine düşman ama kısa bir süreliğine de olsa birlik olup tüm ülkelerin yarıştığı bir yarışmaya (WOC)  Kore olarak katılmaya karar veriyorlar. Çünkü yıllarca  Birleşmiş Milletler iki ülkenin ayrı ayrı yarışmasına izin vermiyor. İki ülkeyi Kuzey ve Güney diye ayrı ayrı değil sadece Kore olarak kabul edeceklerini söylüyorlar. Diziye göre Güney Kore’de Monarşi hala devam ediyor ve anladığımız kadarıyla Kral bazı kararları vermede söz sahibi yani göstermelik bir Kraliyet değil. Kralında önerisiyle iki ülke birleşip bu askeri yarışmaya subay yetiştiriyorlar.

Bu yönden bakınca siyası, askeri bir dizi olarak düşünülse de işin içine Lee Seung Gi gibi bir prens karışınca dizi tadından yenmez bir komediye dönüşüyor.

Öncelikle karakterleri tanıyalım sonra tekrar konuya dönüş yapacağız:

Lee Jae Ha / Lee Seung Gi

İşte eğlence kaynağı diye bahsettiğimiz Prens Lee Jae Ha. Küçüklükten beri Kral olup sorumluluk almaktan korkmuş hatta bu yüzden abisini her türlü tehlikeye karşı kormuş ki o kral olsun. Abisi yani kral ile aralarında çok güzel bir dostluk var.  Şimdiye kadar askere giden tek Prens olma özelliği taşıyor o da abisinin zoruyla hatta abisinin oyunuyla kendisini bir şekilde yarışmaya katılan subayların arasında buluveriyor. Hem de grupta ki tek kadın asker olan Ha Ji Won ile aynı odayı paylaşmak zorunda kalıyor. Bu aynı odayı paylaşma oyunlarına bayılıyor her dizide var yemiyoruz ama izlenip eğleniyoruz:D

Lee Jae Ha’nın tipine baksanız ondan asla ciddiyet beklemezsiniz ki o da beklenen karşılıyor ve her an cıvık olmayı başarıyor ama bazı anlarda ondan beklenmeyecek ciddiyetle büyük işler başarmıyor da değil. böyle karakterleri çok seviyorum garip garip huyları vardır ama günün adamı olup herkesi kurtarabilirler:)

Kim Hang Ah / Ha Ji Won

 Kuzey Kore askerlerinden Kim Hang Ah ayrıca Güney Kore’ye kralı öldürmek için gönderilen casuslardan olduğuna dair dedikodular da var ama henüz gerçek olduğuna dair bir belirti göremedik. Yarışmaya katılma meselesi diğerlerine nazaran daha farklı ve komik ama onu izlerken görüp eğlenin diye anlatmıyorum:) Her Kore dizisinde olduğu gibi hayatı boyunca sevgilisi olmamış masum kızlardan o da tabi dövüş yeteneklerini ve erkeksi tarafını saymazsak diğer dizilerdeki gibi yeri geldiğin bebek diliyle bile konuşan sıradan dizi kızılarından diyebiliriz. (Dizi kızı ne ola ki?)

Ha Ji Won’un oyunculuğunu da hiç beğenmiyorum. Bana her zaman aynı oynuyor gibi geliyor. Bir de hiç yakışmayan çocuk gibi konuşması yok mu o an çıldırıyorum ama Seung Gi hatırına katlanıyorum. Secret Garden’da da Hyun bin hatırına katlanmıştım. Hayır bir de gidip taş gibi adamlarla oynamıyor mu… Daha fazla konuşmayayım yoksa bu yazı “Ha Ji Won’a Nefretim” başlığını alacak:) Ne diyorduk; Kim Hang Ah, en büyük aşklar nefretle başlar klişesine göre hareket ediyor ve sonunda Prense aşık oluyor.

Eun Shi Gyung / Jo Jung Suk

WOC takımından bir üye ama daha sonra Prens kendi özel koruması olarak atıyor. Dizide gözüme çarpan erkeklerden (tabi Seung Gi’den sonra) sessiz, cool bir tavrı var. İlk bölümlerde prense doğrulttuğu silah ile kötü karakter mi diye düşünüyoruz ama daha sonra öyle olmadığını anlıyoruz. Şimdilerle Prenses ile aralarında birşeyler olacak gibi bakalım hayırlısı:P Kızı da sevdim olabilir onay veriyorum ahaha

Lee Jae Shin / Lee Yoon Ji

 Dizinin sevdiğim karakterlerinden Prenses Lee Jae Shin, abisi kadar çatlak olmayı başarıyor. O da kraliyet ailesinden olmayı istemeyenlerden. Hatta kılık değiştirip barda sahne almışlığı ve Prensese yani kendisine küfür etmişliği bile var.  Yaptığı munzurluklarla saray muhafızlarından yukarıda bahsettiğimiz yakışıklığı peşinde koşturmakta hadi bakalım bu işin sonu nasıl olacak göreceğiz. Daha önce nered eoynamış diye baktığımda Goong’da da Prenses rolünde olduğunu gördüm, orada da buna benzer bir prensesti:)

John Mayer / Yoon Jae Moon

Dizinin en tuhaf adamlarından, kraliyet ailesiyle alıp veremediği var. Çocukluğunda bile prense “kral ben olacağım” diyor sonra ortalardan kayboluyor. Yıllar sonra yurt dışında çok güçlü bir örgüt kurmuş olarak buluyoruz kendisini. M Kulüp diyorlar ve diziye göre çok güçlü ve bir çok bağlantısı var. M Kulüp bana Masonları hatırlattı ama net bir şey söylemiyorlar. John Mayer’e de kraliyet ailesinin her türlü işini engelleme kendini adamış garip bir sihirbaz diyebiliriz.

Bunlar dışında ki karakterlerden bahsetmek gerekirse Kral Lee Jae Kang’ı (Lee Sung Min) pek sevdiğimi söyleyebilirim. Bu adamı daha önce hep kötü ve gıcık rollerde izlemiştik oysa iyi bir role ne de çok yakışıyormuş. Böyle devam etmeli:) Bir de WOC takımından, daha sonra yine saray muhafızı olarak çalışmaya başlayacak olan Yeom Dong Ha (Kwon Hyun Sang)  çok şirin geldi gözüme:)

Her ne kadar askeri bir mevzu olarak başlasa da konumuz nasıl oluyor biz anlamadan zorunlu evlilik daha doğrusu nişanlılık olayına geçiveriyor. Kuzey Kore Hükümeti ile Güney Kore Kralı kendi aralarında Prensin Kuzeyli bir kadınla evlenmesini, böylece iki ülkenin arasının düzeleceğini konuşuyorlar. Bu konuşma bir şekilde basını sızıyor ve halk karşı çıkıyor ve Krala yükleniyorlar. Prenste kendini feda ederek bu fikrin kendinsinde çıktığını ve Kuzeyli subay Kim Hang Ah’a aşık olduğunu tüm halkın önünde açıklıyor. Bundan sonra şamata başlıyor. Asıl şamata bundan sonra başlıyor. Sözde kızı önce kendine aşık edip sonra terketmeyi planlarken kurduğu tuzağa kendi düşüyor. Buralarda Seung Gi’ye kızın duygularıyla oynadığı için kızıyoruz (ben hiç kızmadım valla yürü bee koçum dedim:P ) ama sonunda kendi kazdığı kuyuya kendi düşeceğini bildiğimizden ses etmiyoruz:)

Tüm bunların yanında izlerken Kuzey Kore hakkında bir çok bilgi ediniyoruz. Tabi Güney Kore’nin gözünden. Benim en merak ettiğim şeyse Kuzey Kore’nin bu diziyi izleyip izlemediği, gerçi dizide Kuzey Kore’nin Güney’in tüm televizyon programlarını takip eden bir askeri ekibi olduğu gösteriliyor ama gerçek mi değil mi bilemiyoruz. Kuzey Kore, Güney’e göre hayli geri kalmış görünüyor kullandığı cep telefonlarından trenlerine kadar 80’ler imajı çizilmiş. bir de her odanın neredeyse her duvarında liderlerinin fotoğrafı var.  Güney Kore’nin yaşam tarzını hiç onaylamıyorlar ve çok boş buluyorlar. Tabi bunlar bize gösterilenler gerçekte nasıldır gitmeden bilemeyiz.

Dizide çok güldüğüm karakterlerden biri de Kuzey Kore subaylarından Lee Kang Suk, kendisi Güney Kore’ye eğitim için geldiğinde Girls Generation’un afişlerini görür görmez bu gruba vuruluyor. bu hayranlığını saklamaya çalışması gizli gizli programlarını izlemesi ve sıkı bir Tiffany hayranı olması çok eğlenceli:)

Şimdilik söyleyeceklerim bu kadar, izlemenizi ve eğlenmenizi tavsiye ediyorum. Bir de uzun zamandır dizi tanıtımı yapmadığımdan unutmuşum umarım becerebilmişimdir;)

Çuhaye vs Saranghae

Başlıktaki kelimelerin anlamlarını biz uzakdoğu severler çok iyi bilmemize rağmen bilmeyen ve yolu bir şekilde bu bloga düşenler için açıklamak gerekirse; Korece  Çuhaye  “Senden hoşlanıyorum”  ve Saranghe ise “Seni seviyorum.” demektir. Tabi bu kelimeler böyle abuk bir şekilde yazılmıyor. Bu Korece kulaktan dolma birazda Türkçe seslere göre kendince çevirmeyle oluşmuş bir yazım. (Ne dedim ben?) Demek istediğim odur ki cümlenin orjinali Hangul alfabesiyle: “Senden hoşlanıyorum.” 난 네가 좋아 (nan nega joh-a) ve   “Seni seviyorum.”  난 널 사랑해 (nan neol salanghae) dir. Bunun bir de halk dili, resmi dil ve kibar dil olmak üzere diğer versiyonlarına bakacak olursak…. Tabi ki şaka yapıyorum zira Dersimiz Korece başlıklı bir yazı okumuyoruz. Zaten benden böyle başlıklı yazı da görmemiz şuan için zor. Başlık demişken yazının ilk cümlesinde başlığının yanlış (ya da uyduruk) olduğunu söyleyen ve doğrusunu açıklayan bir yazar yazının sonunda bu söylediklerim toptan yalan diyebilir hazırlıklı olun:P

Bu kadar gereksiz laf kalabalığından sonra (ki bence oldukça gerekli bilgiler verdim) bu postun amacına gelebiliriz. Postun amacı  bu güzel resimleri  yayınlayabilmek——olsada tabi elbet bu gerçek amacımı saklamak için süper bir göstermelik amacım var. O da

 “Kore dizilerinde ki yavaş yavaş gelişen ve bizi gerçek olduğuna inandıran aşk meselesi.” 

Şimdi bu cümleyi çarpanlarına ayıralım “yavaş yavaş gelişen” derken neyden bahsediyoruz : 

 Kore dizilerinde ilk bölümlerde muhtemelen çocuk kızdan nefret eder. Çünkü kız öyle sakar öyle beceriksizdir öyle her şeye burnunu sokan biridir ki muhtemelen çocuğu bir şekilde zarara uğratmıştır. Nadir olarak kızın çocuktan nefret ettiği diziler de yok değil ama şuan ortalamadan bahsediyoruz. İşte çocuk kızımıza derki “Bir daha gözüme görünme.” direk böyle yüzüne vurmasa da  böyle hissettiği aşikar. Ha zaten kızın yüzüne vursada kız aldırış etmez. Çünkü kendisi sapşal, sakar,  beceriksiz, her şeye burnunu sokan olduğu kadar yüzsüzdür de, sürekli çocuğun karşısına çıkar. Burada en önemli etken Seul’ün bizim mahalle kadar bir yer olması olduğunu sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Bu bir kader—– hadi canım bildiğin dizi saçmalığı işte izleyip duruyoz saf saf—–

 İlk aşamayı geçtik mi? Geçtik. (ilk aşamada takılanlar için tekrar dersleri yapılacaktır:P) İkinci aşama da çocuk artık kızı o kadar sık görmeye başlar ki kötü özelliklerinin yanında muhtemelen iyi özelliklerini de görür ve ilk kıvılcımlar çakmaya başlar. Bu sapşal, sakar, beceriksiz, her şeye burnunu sokan, yüzsüz kızın aynı zamanda çok iyi kalpli, yardımsever, haksızlıklara dayanamayan, tuttuğunu koparan bir kız olduğunu görür. Bu arada bizim kız çocuğa çoktan abayı yakmıştır. Abayı yakmak derken bu ne biçim bir söz yahu, aba ne bir kere? Elalemin Korecesin seni seviyorumunu biliyorumda bunu bilmiyorum tüü bana. -Kendime not: Abayı yakmak ne demekmiş, nereden geliyormuş araştır.

 İkinci aşamayı sağ sağlim atlattıktan son üçüncü aşamaya geçiyoruz. Bu aşamada kızımızın artık canına tak eder ve bir şekilde “çuhaye” demenin yollarını bulur. Çocuk hala karasız olsada kızın bu itirafından sonra köşesine çekilir ve düşünür. Tabi bir de ikinci kadın vardır. Yoksa bile kesin kararsız kalmak için abuk bir nedeni bulunur yani sorun değil. Bu durumunda kızımıza gönlünü kaptırmaya başlayan bir ikinci erkek de yok değildir. O da bu dizinin garibanı seçilmeye adaylığı koymuş olur. Nitekim sonunda dizinin garibanı listesine bir numarada bitirir.

 Dördüncü aşamada çocuk artık bir karara varır ve  “bende çuhaye” diye kızın yanında soluğu alır. (bende çuhaye ne demek diye hiç sormayın hiç) Ha çocuk “Çuhaye” diyince her şeyin hallolduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Dizi daha yeni başlıyor yahu bir durun. Bu aşama dizinin beşinci veya altıncı bölümüne denk gelir ve genelde Kore dizileri tam bu noktada heyecanlı olmaya başlar. (siz olun ilk dört bölüm sıktıysa beşinciye de bir şans vermeden bırakmayın) Çocuk hoşlandığını kabul etti ama hala aklı karışıktır. Bunun nedeni ikinci kadın, aksi anne, ailesel sorunlar, işsel sorunlar vs olabilir. Bir iki bölüm bizi böyle oyaladıktan sonra ikinci adam atak yapmaya başlar. Kızın gönlünü kazanır, bizim çocuk baktı kız elden gidiyor “Yeter bu kadar kararsızlık, düşün düşün nereye kadar seveyim gitsin.” der. Tamam böyle bir cümle söylemez ama nihai sonuç bu değil midir azizim?

 Geldik en güzel, atraksiyonlu, gerilim ve adrenalin dozu yüksek aşamaya. Beşinci aşama da çocuk ve kız yukarda bahsettiğim çocuğun kararsızlık nedenleri üzerine bir kavga yaşarlar. Kız “Yetti artık senin bu kararsızlığından çektiğim. Gidip ikinci adama varıcam ve bir Kore dramasının kalıplarını yıkıp ünlü olacağım.” der. (İçinden böyle dediğine eminim.) Çocukta “Hayır olamaz bu bir Kore dramasıysa seni ikinci erkeğe yar etmem.” der ve kızı kolundan tutup çekmek suretiyle kendine çevirerek “Saranghae” der. Bu sözü duyduğu anda eriyen kız su buharı olmadan önce çocuk kızı öper. Burada ki öpme sözcüğü tamamen mecaz anlamda kullanılmıştır zira ortada öpücük sayılabilecek bir eylem yotur. Kız ve çocuk dudaklarını birbirine değdirerek 35 saniye kalır desek daha iyi olur ama işte o zaman romantiklikten 90 derece sapmış postum 180 dereceye doğru gider diye demiyorum. Gerçi bu sezon yayınlanan diziler bu öpücük olayını biraz aşmışa benziyor. Ama o diziler de zaten bu bahsettiğim kalıpların hepsi yıkılmış durumda. Koreliler bu aralar kendi kalıplarını yıkıyorlar ya haydi hayırlısı diyelim.

Beşinci aşamadan sonra her şey güllük gülüstanlık değil tabi ayrılmalar barışmalar tekrar ayrılmalar  tekrar barışmalar da olmuyor değil ama bizim postumuzun konusu buraya kadar. Geri kalan kısmı “Kore’de Kavuşmalardan Sonra Ayrılıp Barışmalar” adlı postta okuyabilirsiniz:P Öyle bir post şuan yok ama bu olmayacağı anlamına gelmez. Adı da güzel oldu zaten, başlık sıkıntısı çektiğim günlerde hazırlık olsun:P

 En baştaki cümlemize dönecek olursak şimdi  “bizi gerçek olduğuna inandıran” kısmını incelemeye geldi:

Bildiğiniz gibi bizim nacizhane Türk dizi ve filmlerimiz de oğlan kıza bir anda yıldırım aşkıyla (o yıldırım nikahı değil miydi yaa?) vurulduğu için “Yav bu çocuk bu kızın nesini sevdi, ne gördü onda, hayır onun görüp bizim görmediğimiz bir şeyi mi var?” diye aklımıza takılan sorular oluyor. Üstelik çocuk kıza aşık olmakla kalmıyor bilimum her türlü tehlikeyi göze alarak (en moda olanı senin için ölürüm tarzı şeyler) kıza koşuyor. “Oğlum dur bir sakin ol iki dakika soluklan daha bir hafta önce tanıdın kızı nere ölüyon sen nere? Anan baban için ölmezsin elalemin kızı için ölüyon cık cık cık yeni nesil hep böyle anacım.” diyoruz. Şimdi doğruya doğru demeseniz bile  aklınızdan geçiriyorsunuz ben biliyorum;)  Nitekim bu katagoriye çoğu Hollywood filmini de koyabiliriz.

Oysa kore dizilerin de o kadar güzel işliyor ki aşık olma kısmı önce hoşlanmayla başlıyor. Ağızdan önce “Senden hoşlanıyorum.” çıkıyor. Ve “Seni seviyorum.” öyle rast gele söylenen bir cümle değil bu cümle söylenmişse her şey daha farklı ve ciddi oluyor. Ve genelde bu cümlenin söylendiği sahneler hep beynimize kazınıyor. (adamlar işi biliyor azizim) Benim bu sahneler içinde en sevdiğim “Pasta” dizisindedir. İzleyenler mutlaka o “Ama..” ile başlayan o repliği hatırlayacaktır. İzlemeyen varsa — Hii  hala izlemediniz mi? Bu postu okuduktan sonra tez başlana:P

Ve bir de  önemli olan “Biz” mevzusu vardır. biz sözcüğü öğle hemen kullanılacak bir şey değildir. Başta ki hoşlanma aşamasında kız çocuğa “Biz” şeklinde hitap ederse karşıdan “Biz mi?” cevabını alabilir. Bu aşamada paniğe lüzum yok zira çocuk henüz beşinci aşamaya geçmemiş demektir.

Postumun sonuna gelmişken başlık gibi tüm postun uydurma olduğunu itiraf etmeyeceğim tabiki. Hadi itiraf edin bir an için bile olsa bunu yapacağımı düşündünüz değil mi? Yazılanların yüzde yüz doğru olduğunu da iddia etmiyorum tabi ki, bu klasik Kore dizileri ama bu yıl için de ezber bozan diziler de izledik, pek de mutlu olduk. Ha klasiklerden şikayetçimiz tabi ki değiliz, yalnız şu öpücük mevzusunu düzeltebilirsek çok iyi olacak der ve bu başlıktan romantik gibi görünen ama tam tersi geyiğe sarmış postumu burada bitiririm.

Anyoung seo!