Koreliler’in Küçük DenizKızı Takıntısı

 

Aslında sadece Kore’nin değil tüm dünyanın bu masalın sonuyla ilgili takıntıları var. Masallar illa ki mutlu bitmeli sendromu olsa gerek. (bu sendromuda şu an uydurdum çaktırmayın:P ) Küçüklükten beri küçük deniz kızı ile ilgili izlediğimiz tüm çizgifilmler, kitaplarda okuduğuz kısaltılmış hikayeler mutlu sonla bitiyordu diye hatırlıyorum. Hatta Küçük deniz Kızı’nın aslında kötü bittiğini (ki bence bir yönden iyi- polyana mod on-) öğrenince Gumiho gibi üzülmüştüm resmen. Masalın yaratıcısının Hans Christian Andersen olduğunu düşünürsek aslında tam da  ondan beklenen bir sonla bitirdiğini söyleyebiliirm. Kendisi Kirbitçi Kız’la az çocuğu ağlatmamıştır. 😉

Kore’de ki duruma geçmeden önce şu hikayenin aslı astarı neymiş, bir hatırlayalım:

Bir zamanlar altı güzel kızı olan bir kral varmış. Ama bu kral insanların kralı değilmiş. Ülkesi dalgaların altında balıkların değerli taşlar gibi parıldadığı bir ülkeymiş. Genç prenseslerin anneleri çoktan ölmüş ve onları büyükanneleri büyütmüş. İçlerinde en güzelleri en küçük olanıymış. Saçları altın bukleler halinde omuzlarına dökülüyormuş. Kızlar büyükannelerinin anlattığı yeryüzüyle ilgili masalları çok seviyorlarmış. Bu masallarda bacak adlı iki şeyin üzerinde yürüyen garip insanlar varmış. Küçük denizkızı da bu anlatılanları görmek istiyormuş. “Onbeş yaşını beklemen gerekir,” demiş büyükanneleri. “O zaman gidip görebilirsin.”

 En büyük denizkızı yaşı geldiğinde yüzeye çıkmış ve gördüğü ilginç şeyleri kardeşlerine anlatmış. Yıllar geçmiş ve sonunda küçük denizkızının da yüzeye, insanların dünyasına çıkabileceği gün gelmiş. Şimdiye kadar hep merak ettiği dünyayı artık kendi gözleriyle görebilecekmiş. Yüzeye doğru yüzerken güneş batıyormuş. Yakınlarda bir gemi demir atmış. Küçük denizkızı yüzeye çıktığında güvertedeki yakışıklı prensi görmüş. Prens kendisini birisinin gözlediğini de, prensesin ondan gözlerini ayıramadığını da bilmiyormuş tabii. Birden hava kararmış, gemi çıkan fırtınayla sallanmaya başlamış. Çok geçmeden yelkenleri parçalanmış, direği kırılmış ve gemi sulara gömülmüş. Küçük denizkızı sularda çırpınan prensi son anda görüp kurtarmış. Onu kucaklayıp kıyıya götürmüş ve sahile bırakmış. Sabah olduğunda prens hala yattığı yerde uyuyor, denizkızı da başucunda onu bekliyormuş. Az sonra birkaç kız koşarak gelmiş. Prens gözlerini açmış ve kalkıp yürümüş. Küçük denizkızı oracıkta üzüntüsüyle baş başa kalmış.

O günden sonra küçük denizkızı prensi görebilmek umuduyla birçok kez yüzeye çıkmış. Artık dayanamıyormuş. Su cadısına gidip akıl almaya karar vermiş. Cadı onu görünce bir kahkaha atmış: “Niçin geldiğini biliyorum denizkızı,” demiş. “İnsana dönüşüp karaya çıkmak istiyorsun. Böylece prensle daha yakın olacağını düşünüyorsun. Ama bunun bir bedeli var, biliyor musun?” “Bilmiyordum,” demiş küçük denizkızı, “ama insan olabilmek için neyse öderim.” “Sesini istiyorum,” demiş cadı, “şu şarkılar söyleyen güzel sesini. Bana sesini verirsen ben de seni iki ayaklı güzel bir genç kıza çeviririm. Ama unutma, prens seni bütün kalbiyle sevmeli ve evlenmeli. Yoksa bir deniz köpüğüne dönüşüp sonsuza dek yok olursun.” ” Çabuk,” demiş küçük denizkızı. “Ben kararımı çoktan verdim zaten.” Bunun üzerine su cadısı küçük denizkızına içmesi için büyülü bir ilaç vermiş. Küçük denizkızı prensin karşısına dikildiği an prens bu hiç konuşmayan kızdan çok hoşlanmış ve onsuz yapamayacağına karar vermiş. Küçük denizkızı da prensi her geçen gün daha çok sevmiş, ama prens ona bir türlü evlenme teklif etmiyormuş. Prensin annesi ve babası, kendine eş bulması için baskı yapıyorlarmış. Prens sonunda yakındaki bir ülkenin prensesiyle tanışmaya karar vermiş. Yanında küçük denizkızını da götürmüş. Zavallı kız çok acı çekiyormuş.
 
  Prens komşu ülkeye gidip prensesle karşılaşınca aklı başından gitmiş ve hemen evlenmek istemiş. Düğünleri muhteşem olmuş. Her yer çiçek, ipek ve mücevherle kaplıymış. Mutlu çifti görmeye gelen herkes coşku içindeymiş. Yalnızca küçük denizkızı sessizmiş. Gözyaşları sessizce süzülüyormuş yanaklarından. O gece küçük denizkızı güvertede dikilmiş karanlık sulara bakıyormuş. Gün doğarken bir deniz köpüğü olup o sulara karışacakmış. Birden suların dibinden denizkızının kardeşleri çıkmışlar. Saçları kısa kısa kesilmiş. “Saçlarımızı su cadısına verdik, karşılığında da bu bıçağı aldık. Eğer bu gece bu bıçağı prensin kalbine saplarsan büyü bozulacak.” Küçük denizkızı bıçağı almış ama prense asla zarar veremeyeceğini biliyormuş..
Güneş doğduğunda kendini ağlayarak denize atmış. Ama denize düşmemiş. Kendini havada uçarken bulmuş. Çevresinde altın renkli ışıklar dans ediyormuş. “Biz havanın kızlarıyız ” demişler. “Artık bizimle mutlu olursun.” Küçük deniz kızı gökyüzüne doğru yükselirken aşağıya, prensin gemisine bakmış ve gülümsemiş.

  

  Son zamanlarda çıkan 2 dizidede, bu masalın sonunu değiştirme çabası var ki, bence başardılar. 😉 -Spoil içerir-

 My Girlfriend Gumiho
 Kore’nin en ünlü efsanelerinden 9 kuyruklu tilkiyi anlatması yetmiyormuş gibi birde masal serpiştirelim diziye demişler ve çok da iyi yapmışlar. Kızımız kitapçıda onca kitabın arasından Little Mermaid’i seçer. Çünkü insan olmak isteyen Gumiho’ya bu hikaye çok tanıdık gelmiştir. Zavallı  Cha Dae Woong ise kızın kitabın sonunu okumaması için elinden geleni yapar, kitabı son sayfasını koparır ve sonunda Mermaid ve Prensin kavuştuğunu söyler. Ama Seul’deki tüm kitapların son sayfasını yok edemez yaa, elbet bir gün kızımız görür ve çok üzülür. ama masalda böyle bir sonla bitti diye gerçekte öyle bitecek değil yaa, bir dakka gerçekte mi dedim, buda dizi sonuçta mucizeler olmadan dizinin tadı çıkar mı? 😉 Gumiho’nun insan olması için küçük bir mucizeye ihtiyacı vardır, hepsi bu.
 
 
 
 
 
 
 
 
Secret Garden
  İtiraf etmek gerekirse ne Disney ne Gumiho nede bilimum her türlü çizgi film, çocuk kitapları vs. en yaratıcı son Kim Joo Won’a ait. Buna kimsenin itirazı yoktur sanrım;)
Gil Ra İm, Kim Jooo Woo’nu onun iyiliği için terkettiğinde (hep öyle olur yaa) bir nevi Mermaid gibi kendini feda etmiş olur. Oysaki Kim Joo Won onun küçük deniz olmaya çoktan hazırdı. Yine o son sayfa ortaya çıkar ve Ra İm masalın son sayfasını Alice Harikalar Diyarında kitabının içine saklayarak Joo Won’u terk eder.

Ve son bölümlerde anlarız ki; meğer bizimki o hikayenin sonunu silerek yeni bir son yazmış. Nasıl mı?

“Küçük deniz kızı kaybolmak üzereydi, o an Prens gerçeği anladı ve Prenses’e şöyle söyledi: ‘En iyisi bu mu? Emin misin?’ Sonra nişanı attı ve deniz kızına doğru koştu. Fakat su köpüklerini farkedince, köpüklü çamaşır makinesini icat edip zengin oldu. Ama Prens kötü bir yatırım yaparak iflas etti ve Deniz Kızının Sekreter Kim’i oldu. Uzun çok uzun yıllar boyunca mutlu yaşadılar.”

Üstelik Kim Jo Won’a göre Denizkızı masalı kadınlarla ilgili tarihteki ilk aşk masalı. Gil Ra İm gibi bizde soralım “Peki ya Pamuk Prenses?” Kim Joo won: “Üst tabaka bir kız, alt tabaka 7 cüceyle aynı evde yaşıyor ve soylu bir adam tarafından öpüldüğünde 7 cüceden kurtulmuş oluyor.”  “Peki ya Uyuyan Güzel?” “Sürekli uyuyup duran üst tabaka bir kızı soylu bir adam geliyor ve öperek kurtarıyor. Bu da insanlar sabrederlerse hayallerine kavuşurlar demek.”

Biz de kendi küçük deniz kızı sonumuzu yazsak mı acaba? Fedakarlık yapanın hakkının yenmediği bir son mesela  

 
 
 
 
 
 

 

Reklamlar