Double Mim^^

Taze blogculardan dostum Akira beni yaklaşık bir hafta önce mimlemişti ama sınavlar dolayısıyla haftasonuna kaldı.

Hayalindeki meslek nedir?

Sanırım bu konuda şanslıyım çünkü hayalimde ki bölümde okuyorum. Başka hangi meslekler diye sorarsanız reklamcılık derim. Aslında aklımda hiç yoktu ta ki halkla ilişkiler ve reklamcılık dersini alana kadar. Reklamcılık alanında da çalışabilirim bana belli olmaz, hele bir mezun olalımda:)

Yazın sürmeyi en sevdiğin parfüm?

Sık sık parfüm değiştirirdim ama iki yıldır Lacoste – touch of pink- kullanıyorum ve çok seviyorum. Sanırım benim kokum bu, uzun süre değiştireceğimi sanmıyorum.

En önemli makyaj hileniz?

Hıım makyaj başlı başına bir hile değil midir azizim:P Makyaj yaparım ama doğal görünmesini isterim. Bu hile oluyor sanırım hem makyaj yapıp hem doğal görünmesini sağlamak:)

Çay mı kahve mi? Şekerli/şekersiz,Sütlü/sütsüz?

Ovv bu çok zor bir soru ama ha “çay mı? kahve mi?” demişsiniz ha “anne mi babanı mı daha çok seviyorsun.” demişsiniz. İkisinden de vazgeçemem ama illa birini seç diyorsanız sanırım kahve. Az sütlü hani şu 3ü 1aradanın bol kahve olanı varya işte o tam benlik;) Birde kupa hastasıyımdır.

Tam şu anda kucağınıza bir cin düşseydi ve 3 dilek hakkiniz olduğunu söyleseydi, ne olurdu?

O anda korkudan ölmezsem eğer dilek dileyebilirim. Hımm gezmek istediğim birkaç ülke var, sahip olmak istediğim şeyler var. O yüzden bunları gerçekleştirebilmek için bol bol para dilerdim. Ve bunun yanında ailecek sağlık ve huzur. Zira onlar olmadan paranın bir değeri yok. (Bir de aşk dilersem yılbaşı dileği gibi olacak Cine ayıp olacak:P Çarpılıp gitmeyelim diye susuyorum.)

Kahvaltı, öğle yemeği, akşam yemeği ve tatli. Bu öğünlerden ömrünüz boyunca yalnızca bir tanesini seçmek zorunda kalsanız,hangisi olurdu?

Çok basit akşam yemeği, en sevdiğim öğündür.

 (Peki bu soruların daldan dala atlayılşına ne demeli? )

Eğer Hello Kitty olsaydınız, kurdelanız ne renk olurdu?

Çakma kişilik testlerinde gibi hissettim kendimi, hani nette oluyorya beş dakika ayırın  kişiliğinizi öğrenin tarzı. Hımm sanırım açık  pembe olurdu. Bu arada orjinali kırmızı mıydı bunun? Hello Kitty denince aklıma arkadaşımın söylediği şey geliyor ve önce dumur olup sonra gülüyorum, dayanamayıp ben de yapacağım.

Hello Kitty, I’m Astrea kjgkllhjkghj

Eğer ömrünüz boyunca yalnızca bir tane takı takma seçeneğiniz olsaydi bu ne olurdu?

Takılarla pek aram yoktur. Aslında beğenip alıyorum ama sorun şu ki takmayı unutuyorum. Yolda aklıma geliyor hep aa bu kıyafeti şu kolye ne güzel uyardı diye.  Ama sanırım yüzük olurdu. Şu ince ve başparmağa takılanlardan.

Sahip olmak istediğiniz bir yetenek ?

Birkaç tane müzik aleti çalabilmek isterdim.

Bitince almaya devam edeceğiniz bir kozmetik ürünü?

Şuan kullandıklarımın hepsini bitince tekrar alırım canum, bir tek farım biterse takmazdım zira pek kullanmadığım için onun da biteceği yok. Ama diğerleri sürekli bittiği için gidiyor paracıklarım. 😀

Eğer geleceği görme şansınız olsaydı, görmek ister miydiniz? Evetse tam olarak neyi görmek isterdiniz?

Zor bir soru olmuş. Değiştirebileceğim şeyleri görmek isterdim. Değiştiremeyeceği şeyleri bilip de katlanmak zordur.

Gizli ünlü aşkınız kim?

Gizlisi saklısı kalmadı sanırım, Lee Seun Gi  -aşağıda ki posta bakınız- 😉 Ayrıca ben böyle hayranlık işlerini hiç sevmezdim hep bu uzakdoğu yüzünden. Bu arada Lee Seun Gi’nin show dünyasıan girişinin 7. yılıymış. Daha nice 70. yıllara diyorum. (Abartmasaydım iyiydi:P )

Neden blog tutmaya başladınız?

Sevdiğim şeylerden bahsedeceğim, izlediklerimi, gördükleri, duyduklarımı, hoşuma giden veya gitmeyenleri anlatabileceğim kendime özgü bir alan. Harika bir fikir değil mi? Bana da öyle geldi hemen bir tane de benim olmalı dedim. Bir de hikaye blogu eklendi, bu işin sonu nereye gider belli olmaz;)

Aslında kurbanı mı Kimbap-kuzu olarak seçmiştim ama Lee benden önce davranmış. Öyleyse bende Sermin-kuzu diyorum.

Bir de yukarıdaki resme bayılıyorum.

Reklamlar

Mim ve Mızmızlanmalar…

Mim’e mızmızlanmıyorum tabiki:D  Klasik başlık bulma problemlerinden biri işte, siz alıştınız zaten;)  Saçma başlıklı postlar yazmayı bile özledim yahu, bu vizeler yokmu vizeler…

Buradan anlayacağınız gibi mızmızlanma konum vizeler, daha doğrusu çalışamıyorum ben yaa ne zaman dersin başına otursam aklıma yapılacak 4768579 tane iş geliyor. Bak şimdi yarına sınav yok yaa boş boş dolanıyorum, oysa iki gün önce “ahh keşke sınav olmasada şunu yapsaydım, buraya gitseydim, şunu okusaydım, şunu izleseydim” diye bir milyon tane şey bulabiliyorum. Hatta bir akşam bizimkilere akşam yemeğini ben yapıcam dedim. O an annemin gözlerinin dolduğunu hissettim. (Fajita yaptım hemde, yapmışken tam olsun:P )

Yine ders çalışırken aklıma yazacak milyon tane post geldi, sınavlar bir bitsin şunuda yazarım şunuda anlatırım.. şimdi sorsanız neydi onlar diye iki tanesini anca hatırlıyorum. Sevgili ilham perim olur olmadık zamanlarda geliyosun senden yeterince faydalanamıyorum, rica ediyorum şöle sıkıntıdan patladığım zamanlarda gel tamam mı, bak sana çikolata alıcam söz:P

Daha fazla saçmalamadan mime geçelim. Sevgili Nilü geçen hafta bana çok güzel bir mim paslamış, çok çok teşekkürler.

Mim Konusu:

Kitaplığınızın karşısına geçin. Gözlerinizi kapatın. Derin bir nefes alın. Elinizi kitapların üzerinde gezdirin ve birini seçin.Şimdi gözlerinizi açın. Bir kitap seçmiş durumdasınız. O kitabı satın aldığınız ya da hediye gelmişte olabilir anı hatırlamaya çalışın. İlk kez okuduğunuzda neler düşünmüştünüz, hatırlayın.55. sayfayı bulun. Sayfayı tekrar okuyun. Sayfadan bir paragraf seçin ve mim konusu olarak bunu blogunuza yazın.

İtiraf ediyorum burda hile yaparak çok sevdiğim bir kitabı seçtim, Puslu Kıtalar Atlası. Daha önce blog ismini bu kitaptan esinlendiğimi söylemiştim değil mi:D

55. sayfa: ” Kendi payıma ben, dünyayı rüyalarımla keşfetmeye çalıştım. bu yeterince cesur olmadığımın bir göstergesi olabilir. aynı hatayı senin yapmana yolaçmak istemiyorum. Sana izin veriyorum, git. Git ve benim göremediklerimi gör, benim dokunamadıklarıma dokun, sevemediklerimi sev ve hatta bu babanın çekmeye cesaret edemediği acıları çek. dünyadan ve onun binbir halinden korkma.” Uzun İhsan Efendi bunları söyledikten sonra gömleğinin içinden meşin ciltli bir kitap çıkardı. Bu dün gece tamamlayabildiği Dünya Atlası’ydı. Kitabı oğluna uzatarak “Atlasımı sana emanet ediyorum” dedi. “Daima yanında taşı ve atıldığın bu macerada yolunu kaybedecek olursan bu düş atlasının sayfalarını karıştırabilirsin. Fakat kendini sakın kaptırma. Adına dünya dediğimiz kitabı oku.”

Bu arada 55. sayfada kritik bir sayfaymış bu kitapta, güzel bir yere denk geldi. Dili biraz ağır bir kitap olsada ben çok sevmiştim. Yavaş yavaş sindire sindire okunacak ve okuduğunuzda size yeni düşünceler kazandıracak  tarih, felsefe, edebiyatla yoğrulmuş bir kitap, tavsiye ederim;) Ve bu mimi Berrin‘e postalıyorum. 😉

EnDipNot: yaa ben L’i çok özledim ama… bir sürü chibi resmini buldum, postlarımda bol bol görürseniz şaşırmayın. Şimdi karşımda figürü bana bakmakta olsada, figür serisinde bir tek L’i beğenmedim, benzetememişler gibi geldi bana. (Bu arada death note figürleri aldımı söylemişmiydim:D ) Ama buna şükür diyorum ve nette görüp bayıldığım death note çantasını bulmak için çalışmalarımı başlatıyorum, aja aja fighting

Mi Mi Mimudur;)

Cancağazım, güzel insan Kimbapım beni mimlemiş, teşekkürlerimi sunar ve mime başlarım. Bu sefer soru cevap şeklinde bir mim sevdim ben bunu:

1. Lakabın var mı, varsa nedir?

Benim hiç lakabım olmadı anne, ühüüü–> Küçük emrah havasında söylenir.

Bir Lakabım bile yok anlıyor musun?–> Buda Sezen Aksu havasında söylenir.

Öle belirgin bir lakabım olmadı ama genelde ismimi kısaltırlar. Pek ses çıkarmasamda aslında hoşlanmam bundan. Zaten iki hecelik kısacık ismimi nereye kısaltınyon hemşerim, oldu bari sadece baş harfini söle

2. Son zamanlarda diline dolanan şarkı?

Evet şimdi beni kınayabilirsiniz, Grup Hepsi falan dinliyorum son zamanlarda, Güzelsin şarkısına takdım bu aralar. ama herzamanki gibi geçici olduğunu biliyorum. Neyse güzel şarkı tavsiye ederim.–> TıkTık

3.En son ne zaman, neye ve kime aşık oldun?

Sevgi neydi, sevgi emekti. –> Bu seferde selvi boulum al yazmalıma bağlandık sevgili okuyucu…

4. En son okuduğun kitap ve izlediğin film?

Kitap: Sineklerin Tanrısı, hatta aşağıdaki postta anlatmıştım, yine tavsiye ederim.

Film: Dün Sunflower’ı izledim, süperdi, yazıcam yakında mesela yarın. 😉

5. Son zamanlarda en çok özlediğin?

Kişi olarak soruluyorsa bu konuda şanslıyım sanırım genelde sevdiğim insanlarla hep iletişim halindeyim, sevmediklerimide ne diye özliyeyim canım, gözden ve gönülden uzak olsunlar litfen 😉 Ama bu sıralarda Kimbapımı özledim, ne zamandır görüşemedik. Kimbapppp

6. Bir günlüğüne ünlü biri (oyuncu,şarkıcı, politikacı vs.) olma hakkı verilseydi kim olurdun?

Bir güncük mü sadece, ahh hevesimi bile alamazdım yaa, tadu damağımda kalırdı ünlü olma hissinin o yüzden hiç bulaşmayayım ben kardeş 🙂

7.Yarın sabahki ilk planın?

Yarın pazar, pazar günleri benim için gün öğleden sonra başlıyor haha , o yüzden kesin planımı açıklıyorum uyumak

8. En sevdiğin huyun?

Yardımseverlik, gerçi bu huyumu bazen sevmiyorum. Çünkü hiç değmeyecek insanlar yardım istediğinde bile kıramıyorum tamam diyiveriyorum. “Bana yardımcı olur musun” cümlesi zayıf noktamdır.

9. Şu anki bölümünde/mesleğinde olmasaydın, ne olurdun?

Hıım şuanki bölümümü isteyerek seçtiğim için alternatif hiç düşünmedim yahu, ama şu bir gün ünlülüğe taktım birgünlüğüne değil hep ünlü olmak isterdim, oyuncu mesela 😉

10. Okurken en zevk aldığın 3 blog?

Şimdi şu sol tarafta bir Takipteyim listesi varya , işte onun hepsi 😀

Sıra geldi mimi postalamaya, Lee biliyorum mim cevaplamayı seviyosun seni seçtim dostum, birde aja aja fighting gönderiyorum sana 

Hikayemin Fon Müziği -Mim-

 Yine bir mim yazısıyla karşınızdayım sevgili okuyucular! (pehh sabah şekeri kıvamında program açılışı yapar gibi hisettim kendimi hemen eski halime dönüyorum:P )

Mim yazmayalı uzun zaman olmuştu dimi:P (mesela 2 post önce haha) Bu aralar ne kadar çok mim dönüyor bloglarda, bende bu aralar pek post yazamadığım için mimlerle doldu blogum. Bi konsept değişikliğine gidip Astrea’nın Mim Atlası mı yapsan blogun adını:P  Evet herzamanki gibi gevezeliğim tuttu, mim konumuza dönelim. Sevgili Chibicim beni hayatımın fon müziklerini (3 tane) yazmak üzere mimlemiş, buradan ona teşekkürleri sunarım. Çok güzel bir mim konusu olmuş, kim başlatmışsa tebrik ederekten başlıyorum:

Une Belle Historie (Michel Fugain)

İşte Fransızca öğrenme nedenin, yok yok sadece bu şarkı yüzünden değil genel olarak bir Fransızca hayranlığım vardıda şarkılarda daha bir güzel oluyo bu dil. Güzel bir roman, güzel bir hikaye, günümüzün masalı diye başlıyor şarkımız.

J’y Suis Jamais Alle (Yann Tiersen)

Amelie izleyipte bu müziği sevmeyen var mıdır acaba 🙂

It’s Love! lalala (The Melody)

Bu şarkıda hikayemin eğlenceli kısımlarının fon müziği olsun;) La la la kısmını çok ama çok seviyorum

Bu mimi kime göndersem, kime göndersemmmm, buldum Ser-min , La Fea ve Berrin mimledim sizi, başka istiyen varmı:)

 

Japonarmoni (Mim) -Bu postun başlığını böyle koydum çünkü böyle koymak istedim:P

Evet biliyorum farkettiniz, şu sıralar başlıklarım kabus gibi yaratıcılığı kaybettim görüp duyan varsa bana haber etsin dostlar. Zira bu aralar ona çok ihtiyacım var. (evet hala “zira” deme hastalığımdan kurtulamadım, allah sınavlarımı okuyan hocalarıma şimdiden sabır versin:P )

Yine bir mim postunda sizlerle buluşmanın haklı gururnu yaşarken, mimi bana gönderen Darkangel’a teşekkürler diyorum. Bu seferki konumuz sevdiğimiz Japonca şarkılar, ilk olarak 5 taneyle başlamış mimimiz ama japonsever blogdaşlarım 10 a kadar çıkarmışlar, onlara maşallah der ve mimin özüne bağlı kalmak adına 5 taneyle sınırlandıracağım. Külliyen yalan, özellikle açıp dinlediğim japon şarkıcılar bir elin parmaklarını geçmediği için (baklınız bir elin 5 parmağı) ben 5 tanecik liste yapayım dedim. Ama deseydiniz  Kore’den sırala o zaman size 20 şarkılık liste yapabilirdim dostlar. Neyse gelelim Japoncuklarıma, başlıyoruz:

* İlk parçamız çok sevdiğim animeler sırasında üst sıralarda yer bulan Nana’nın 2. açılış parçası Lucy, ilkide güzeldir ama ben 2.sini daha çok sevdim. Hatta animedeki Black Stones grubunun tüm parçalarını sevdim diyebilirim. (daha sonra gerçekten böyle bir grup kurdular)

* İkinci parçamız yine bir animeden Kaichou wa Maid-sama’nın kapanış parçası. Hatta birazdan son bölümünü izleyeceğim, acım büyük niye bitiyoki yaaa

* Hana Kimi’nin o güzel açılış parçasın unutursam, arkamdan ağlar o yüzden Orange Range’den Ikenai Taiyou:

* Yine animelerden devam edelim Death Note’un o muhteşem parçalarını yapan Nightmare’dan animenin açılış parçalarından biri  Alumina: (burda animedekinden daha yavaş söylüyor, bu versiyonunu daha çok seviyorum)

* Son olarak Yamapi’den Mola. Yamapi’nin şarkılarının çoğunu severim ama bunu daha birçok seviyorum sanki, hatta mp3’de olan tek Japonca şarkıdır kendileri:

Bu mimi kime göndersem bilemedim herkes yaptı sanki, buldum buldum Hikaruivy ve Kore Delisi sobelendiniz, nihaha

Şu mimlere adam gibi bir başlık bulduğum gün gerçek bir blogcu olacağım, valla bak!

 

Sevgili dostum Kimbapsushi sağolsun blog no:2’de  mimlemiş beni bende görevimi lagıyla yerine getirmeye çalıcağım. (allahım ne kadar resmi bir cümle oldu bu böle üstteki saçma başlığa inat:P ) Szin için mimin izini sürdüm derin net alemlerine aktım, bloglardan bloglara zıpladım (burada yazar mübalağa yapıyor) konumuz gönderilmemiş mektuplar imiş. Kimi doğmamış çocuğuna yazmış, kimi blog arkadaşına kimi kendi geçmişine kimi geleceğine falan filan. Ciddi ciddi bişiler yazayım dedim ama  bende nerde o ciddilik, bende evrenin sonsuz boşluğuna yazmaya karar verdim. Şaka şaka bunu biraz sınırlayıp internet alemine yazayım dedim en azından ilerde bloguma gelecek kişilere özellikle uzakdoğu sevenlere olsun. (sanki şarkı gönderiyom) Artık 3 yıl sonra mı olur, 5 yıl sonra mı olur bilemem. Kesin ben blog yazmaktan sıkılmış olurum ama blogumu tamamen kapatmamışımdır. (öyle hissediyorum:P ) Ee devletlümüzde wordpress’i yasaklamamışsa, kesin birileri okur bu mektubu.

Eeee internet alemine gönderiyosak bu mektup olmaz artık e-mail olur. (burada yazar farklılaşma amacı güdüyor takmayın onu:P )

 Sevgili internet bağımlısı aynı zamanda blog okumayı seven, aynı zamanda film ve dizi izlemeye bayılan ve aynı zamanda uzakdoğuyla ucundanda olsa ilgilenen kişi: (hitaba gel)

Öncelikle nasılsın kuzum? (höh) Bu mektubu yazalı kaçyıl oldu şuan kestiremiyorum, zaten bunu okuyosan devletlümüz wordpress’i yasaklamamıştır. (hayret) Yada sen DNS ayarı yapmışsındır, seni çakall:) Şimdi söyle bakalım hala facebook ve twitter varmı? yoksa insanlar adını duyunca şimdiki yonca gibi ıyyyy diye bir tepki veriyolar mı? Twitter o zamana kadar facebook vari bişey olmuştur bak ordan eminim hatta Türkçeside çıkmıştır. Yada herkesin artık blogu vardır mesela ordan muhabbetler devam ediyordur. Şu acayip site ne amaçladığına hala anlam veremediğim Fromsping hala varmı? Yada bende bir hesap almış mıyım ordan. Almışsam çekvur beni, çünkü dünyada hiçbir site kalmasa ordan hesap almam diye büyük bir söz etmiştim. Gelelim gündeme Kıvanç Tatlıtuğ hala Behlül olarak mı anılıyor, yoksa kendi ismine kavuştu mu?, evlilik programları hala var mı? ( bu durumda Türkiye nüfusunun 3/4 evlenmiş olması lazım, hepsi 3 çocuk yapsa nüfus patlaması olmuştur, Bir dakka yoksa Çin’e mi döndük:P ) Show TV hala doktorları veriyor mu? Yada Çocuklar Duymasın 75868. kez yeniden mi başladı? O dizide hala ceptelefonu isteyen bir tip var mı? Yoksa el bilgisayarına mı geçti. (yada o zamanın teknolojik bir şeysi şimdi tahmin edemiyorum anlayacağın) Bağlaç olan “de” hala ısrarla birleşik mi yazılıyor? Facebooktaki “bu videoyu çabuk izleyin yoksa facebook hemen siliyor” adlı video hala duruyor mu? Diye seni soru yağmuruna tutabilirim ama çoğunun cevabını tahmin ediyorum. Bakalım beklediğim gibi mi çıkıcak diye soruyorum çaktırma.

Geri kalan kısmı uzakdoğu sevenblere özeldir, diğerleri okumasın:P

Sen, evet sen sevgili uzakdoğu sever kardeşim. Söyle bana hala Kore dizilerinde salak, saf, sakar, fakir ve az güzel olan kızla, yakışıklı, karizmatik, yetenekli, zengin çocuk birbirlerine aşık oluyor  mu? Söyle bana eğer öyleyse bunca yılı neden Türkiye’de harcamışım çek vur beni:P Gong Yoo askerden geldikten sonra hala yeni bir dizide oynamadı mı? Bütün Japon dizilerinde hala Maki mi oynuyor? So Ji Sub hala dramlarda mı oynuyor, bir kerecik komedide oynamadı mı?

Son olarak: Ali Rıza Bey öldü mü, ıssız ucun kal mı,  Ezel öcün aldı mı, imdi bu postu böylede iğrenç bitirdim. Bu arada bu destan hala liselerde öğretiliyor mu  son soru tamam dövme, bitti.

Yeni kurbanlarımı seçiyorum: Sevgili Chibi ve Fato mimlendiniz. Ayrıca başka yazmak istiyen olursa yorum atsın hemen onuda mimlerim.

Bir Mim Gelmiş Ser-Min den….

 

Ser-mincim blog dünyasına yeni bir armağan ederek ilk kurbanları olarakta Kimbapla beni seçmiş. 🙂 Teşekkürler dostum, “yeni yazı” kısmına tıklamaya üşendiğim bugünlerde bu mim çok iyi geldi. Konumuz ise yolculuklarda başınıza gelen olaylarmış. Benim gibi günün 3 saatini falan yollarda geçiren insan bu mimden bir destan yazabilir. (temam, temam korkmayın azcık anlatıcam:P )

– Şimdi düşününce anladımki otobüslerde belirgin bir anım yok, ee tabi yol boyu uyursam ne anım olucak:P Okul ile ev arası birbuçuk saat olunca yolun geçmesi için tek şansınız uyumaktır. müzik ve uyku olmadan bir yolculuk düşünemiyorum, biyolojik saatimide öyle bir ayarlamışımki ineceğim durağa gelmeden uyanırım. Birkez şaştı bu biyolojik saat (ee 3 yılda bir kez şaşmış çokmu:P ) Baktım durağı geçmişim, hiç çaktırmadan sessiz sessiz oturaraktan son durakta indim. Şöför amca gitti bir beş dakka sonra geldi baktı kapının önünde bekleyen bir kızcağaz, sırıtarak uyumuşumda diyerekten tekrar otobüse atladım.

Birde Ege Üni’nin meşhur 525 otobüsü vardırki İzmirde bir efsanedir, o bir uçan tenekedir, o bir yer çekimine karşı duran yıkılmayan araçtır, o bir öğrencilerin balık istifi gibi dizildiği tek ve yagane araçtır, o bir Şeffaf Oda’ya dahil konu olan bir otobüstür, o bir hakkında bir keresinde devrildiğine dair milyon tane efsane dolaşan milattan önce kalma İkarus otobüstür. Ama artık daha yenilerini verdiler, oysaki biz ikarusları seviyoduk:P

– Gellelim dolmuşlara, sabah uyanma sorunum olduğu için otobüsü hep kaçırıp dolmuşa binerim. İzmirin dolmuşcularıda bir gariptir, ellerinde telsiz, telefon vb. aygıtlarla hırsız-polisçilik oynarlar. Aklı sıra fazla yolcu aldıklarında ceza yazmak için pusuya yatmış sivil polisleri birbirlerine haber verirler. Örneğin “abii, 76 num. heykelde ara sokakta” vb. Genelde onların bu polisiye oyunlarını seyrede seyrede giderim.

– Metrolar ise eğlence mekanlarıdır, genelde arkadaşlarla bindiğimiz için hertürlü şebekliği yapılabilen ortamlardır.

-Vapuru feci halde severim, hele akşamları vapura binmesini, itiraf ediyorum sırf vapura binmek için gidiş dönüş yaptığım oldu. 🙂

– Şehirler arası yolda ise şimdi rahat hatlar çıkmışki çok fena güzel bir olay, her koltukta bir TV, radyo, internet gibi her türlü teknolojik aygıtın olduğu bir ortamda, birde yanınıza oturan konuşmaya pek bir teyze olmadığı sürece gayet rahat yolculuk edebilirsiniz. Teyze olursada yandınız demektir artık gidene kadar sizin soy kütüğünüzü falan çıkarır:P

Benden bu kadar diyerekten, sıradaki kurbanlarımı seçiyorum. Sevgili Chibi ve sevgili Berre sobelendinizz. 😀 ayy pardon mimlendiniz:)