I Give My First Love to You

Tam bloga kavuştum derken, aksilikler peşimi bırakırmı tabiki bırakmaz bu seferde yine yeni ve yeniden modem bozuldu. Tabi bu durama en çok annem sevindi. Daha önce bozulduğunda eyvah bizimkiler beni süründürerekten bir hafta falan almazlar yenisini diye düşünürken babam ertesi gün direk alarak beni şaşırtmıştı. (tabi bunda onunda nette oyun oynamasının büyük etkisi var) Bu seferki küçük bir kablo problemi olsada çözmesi iki sürdü:P İşte dün nettin olmaması sebebiyle bir iki film izleyeyim dedim. Kara bahtım kem talihim (bu laf bölemiydi yaa) diyerek dram izleyeyimde azcık ağlayayım dedim. (buda mazoşistlik olsa gerek:P )

Ve ne zamandır gözüme kestirdiğim, film dosyamda beni ne zaman  izleyecek diye bekleyen: I Give My First Love To You’da karar kıldım. Hana Yori Dango’nun Makino’su ve Hana Kimi’nin Sekime’sı başrollerde.

Nam-ı Diğer:

Boku no Hatsukoi wo Kimi ni Sasagu

“Dört Yapraklı bir yonca bulursan, dileklerin kabul olurmuş.”

İşte filmimiz bu cümle üzerine kurulu, Takuma Kakinouchi’ye 8 yaşında kalp yetmezliği teşhisi konmuştur. Sürekli hastanede kalan Takuma, doktorunun kızı olan Mayu ile arkadaş olmuştur. Bu şirin ikili (mayu’nun küçüklüğünü oynayan kız fena halde tatlı 🙂 ) bütün hastanece tanınır olmuşlar. Doktor Takuma’nın ailesine 20 yaşına kadar yaşayamacağını söylerken bu konuşmaya Takuma ve Mayu’da kulak misafiri olur. Bunları duyan Mayu dört yapraklı bir yonca arayarak dilek tutmak ister ve yoncayı bulduğunda Takuma’nın iyileşmesini diler, Takuma ise büyüyünce Astranot olmayı ve Mayu ile evlenmeyi diler. Hatta bunun için Mayu’ya söz verir.

Takuma ve Mayu orta okulu beraber okurlar, lise sınavları yaklaşırken Takuma hastalığıyla Mayu’yu üzdüğünün farkına varır ve ondan ayrı olursa Mayu’nun onu kolay unutacağını düşünür. Takuma derslerinde başarılıdır, Mayu ise bunun tam tersidir. Bu yüzden Takuma Mayu’nun gelemeyeceği kadar yüksek puanda olan bir okula gitmek istediğini söyler.

Mayu, ise liseye gitmeyeceğini söyleyerek geçiştirir. ama aslında Takuma’nın ne yapmak istediğinin farkındadır ve sınavlara çok çalışarak aynı liseyi kazanmayı başaşrır. Takuma bunu okulun ilk günü öğrenecektir hemde bütün okulla beraber. Mayu açılış konuşması sırasında kürsüye çıkar ve Takuma’ya seslenir. Böylece bütün okul ilk günden çifdimizi öğrenmiş olur.

Suzuya’da bu konuşmalar sırasında Mayu’yu görür ve aşık olur. Suzuya’nın babasıda kalp yetmezliğinden ölmüştür ve geride kalanlar acısını çok iyi bilmektedir. Takuma’nın hastalığını öğrenince Mayu’yu ondan almak için kendi kendine söz vermiştir. Takuma ölünce Mayu’nun üzülmesini istemediği için yaşarken onları ayırmak ister. Ama bu o kadar kolay olmayacaktır. Kader bu üçünü öyle bir noktaya getirecekki, birinin yaşaması için diğerinin ölmesi gerekicektir.

 Klasik uzakdoğu dramı düşüncesiyle başladığım ama izlerken hiçte öyle olmadığı anladığım bir filmdi. Öncelikle sonlarına kadar gayet eğleniyorsunuz arada üzülseniz bile bu şirin çift sizi güldürcek bir yer mutlaka buluyor. Öleceğini bilen birinin hayatı dolu dolu yaşama çabası içerisinde kendimize minik dersler de çıkarıyoruz. Hiçbir şeyden kolay kolay vazgeçmemek gerektiğini öğreniyoruz. Diğer bir fark ise sonuna kadar umudu olan bir film, yani diğer filmlerde olduğu gibi çaresiz bir hastalık değilde kalp nakli bekleyen bir hastanın hikayesi. Bu kalp bulunuyo mu? , bulunursa kimin kalbi? bunun izleyip görmek lazım. (gerçi baya bi ipicu verdim yine ama seyir keyfini kaçıracak şeyler değil;) ) Herzamanki gibi tavsiye edip, iyi seyirler diyip kaçarım. 😉

Reklamlar