Petty Romance “Jjae Jjae Han Romaenseu”

petty romance

Geçen seneden beri altyazısnın çıkmasını bekleyip unuttuğum filmlerden biri daha. Artık bir liste yapacağım bunları, gerçi ansızın bir yerde görüp hatırlayınca ayrı bir seviniyorum:)

Filmimizin konusuna gelirsek; Çizgi roman ressamı  Jeong-bae (Lee Sun Gyun)  aksiyon türünde çizdiği serileri yayınlayacak  bir yayınevi bulamaz. Annesinden kalan tek hatıra tabloyu kurtarmak için paraya ihtiyacı vardır. Tam pes etmek üzereyken eski bir arkadaşı bir yarışmadan bahseder. Ucunda büyük bir para ödülünün olduğu yarışmada yetişkinler için erotik 4 bölümden oluşan bir seri çizmesi gerekmektedir. Kendi hikayeleri başarılı olmayıca bir yazarla anlaşmaya karar verir.

Da-rim (Choi Kang Hee) ise pek de başarılı olmayan bir yazardır. Son işi bir kadın dergisinde seks tavsiyeleri yazmak olsada kendisi bunlardan bir haberdir. Seks konusunda deneyimi olmayan Da-rim okudukların yola çıkarak profesyonel görünmeye çalışır tabiki sürekli çuvallar ve bu anlarda romantik-komedimizin komedi kısmını oluşturur.

Da-rim her zaman ki çok bilmiş haliyle çizgi roman yazarlığı işine başvurur ve eğlence tam bu noktada başlar. Da-rim’im mükemmeliğin vücuda gelmiş erkek ikizi ve nerede bir yakışıklı erkek görse kancayı ona atan iş arkadaşı, Jeong bae’nin telekulak arkadaşı da eklenince hikayeye tadından yenmiyor. 

Reklamlar

Kazara Koca “The Accidental Husband”

                                                          Herkese iyi bayramlar!

Aslında tamamen farklı bir film yazmak için blogu açmıştım ama sonra bayram bayram karamsar bir film yerine eğlenceli bir şeyler yazayım dedim. Şöyle bir düşününce bu aralar sürekli karamsar filmler izlediğimi farkettim, en yakın zamanda izlediğim romantik komedi filmi Kazara Koca sanırım. (kendime not: bir süre komedi, romantik falan izle kızım için kararcak vallahi:P)

Filmimiz aslında sıradan bir romantik-komedi, hani şu arkadaşlarla toplanınca izlenecek türden zaten bende bir arkadaşımla izlemiştim;)  Konumuza gelirsek bir radyo programcısı olan Emma’nın (Uma Thurman) program konusu aşk ve ilişkiler üzerinedir, hatta bir kitap bile yazmıştır. Programda insanlara ilişkileri hakkında öğütler veren Emma’nın programını çok yakınnda evlenmek üzere olan bir kadın arar. Bu genç kadın evlenme konusunda emin değildir ve Emma’nın da sözlerinden etkilenerek evliliğini iptal eder. Müstakbel damat ise bir itfaiyeci olan Patrick’tir. (Jeffrey Dean Morgan) Patrick evliliğinin iptaline neden olan Emma’dan bir intikam almak ister. Emma’nında yakında evleneceğini öğrenen Patrick küçük hacker dostununda yardımıyla internetten nüfüs kayıt sistemine girerek, Emma’yı kendisiyle evli gibi gösterir.

Yayıncı sevgilisiyle nikat işlemlerine başlayan Emma’yı büyük bir süpriz beklemektedir. Hiç tanımadığı ama evli göründüğü bu adamı bulup işleri yoluna koymak zorundadır ama bu o kadar kolay olacak mı, onuda izleyip görmek lazım

Coffee House

Bu ismi duy birde üzerine fragmanı izleyince dedim, ahanda yeni bir Coffee Prince geliyor. Böyle sevindirik bir halde bu dizinin başlamasını bekledim. Tamam konu değişik ona lafım yok ama fragman cidden CP’yi andırır cinstendi. Peki sonunda ne buldum dersiniz: Bu dizinin CP ile uzaktan yakından alakası yokmuş. Ühüü hüü diyorum başka da birşey demiyorum. (yabiki yalan daha söylicek 85757686 tane şeyim var:P ) Reyting politikası falan olmalı bu, bakın fincanın içinde poster bile yapmışlar anacım. Gelde kanma şimdi bu diziye.

İşte böylece izlemeye başladık, başlarda kendimi kandırılmış gibi hisettiğim için bir gıcık oldun diziye ama bir yandan meraklandım hikaye nasıl gelişecek diye. (kediyi merak öldürürmüş derler- çok ulvi bir lafmış-) Tamam gıcık olmamaın bir sebebide başroldeki kızlardan birinin aşırı derecede salak, saf, şaşkolaz ve türevleri sıfatlara sahip olmasıydı. Tamam itiraf ediyorum yeri geldi acayip güldüğüm sahnleri oldu, zaten onlarda olmasa 4. bölümde falan arkanıza bakmadan uzaklaşırsınız.

Bir ton laf ettikten sonra gelelim konuya: Hikaye ünü Kore’yi aşmış bir kitap yazarı olan Lee Jin so’nun  herzamanki gibi bir basın toplantısından kaçıp rastgele bir cafeye girmesiyle başlar. Burada kahve yapmakta oldukça acemi olan olan  Kang Seung Yeong’la tanışacaktır ki bu pek hoş bir karşılaşma olmaz. Kızın eski sevgilisiyle kavga etmesiyle başlayan olaylar tuvalette kilitli kalmasıyla devam edecektir.

Bu dizinin diğerlerinden ayrılan tarafı iki bayan başrol oyuncusunun olması ve neredeyse dizinin sonuna kadar hangisinin esas kız olacağının belli olmaması. Daha fazla ayrıntıya geçmeden karakterleri tanıyalım değil mi ama 😀

  Lee Jin So: Bir seri kitap yazarı, özellikle bayan okuyucular kendisine bayılıyor. Kibar, centilmen vs biri olarak tanınsada gelin görünki kendisi çok uyuz bir insan. (takıntılı insanlara benim koyduğum bir isim yoksa uyuzluk bir tarafı yok yani:P) şimdi bu beyfendimizin öyle garip huyları varki insanı çileden çıkarır. Öncelikle araya binmekten hoşlanmıyor, scoter vari bir aletle dolanıyor, sonra telefon kullanmıyor, telefon verseler bile bulduğu ilk çöpe fırlatıyor. Kesinlikle aranmaktan hoşlanmıyor. Acayip derece düzeldi hatta kalemlerinin uçları bile aynı ölçüde olacak yoksa hepsini çöpe yolluyor. Kafvesi saatinde ve isteği kıvamda gelmeli yoksa döküyor. İşte bu yüzden kısaca Uyuz diyicem ben ona bundan sonra 😛

Yazarımız yayın müdürüyle üniversite yıllarında arkadaşlarmış. Daha doğrusu eski karının arkadaşıymış. Karısı boşandıklarından bir süre sonra intihar ediyor zaten bu tür manyakça huylara sahip olmasını ona bağlıyorum, şahsen bir izleyici olarak. Haa birde arada kaybolup dünyanın herhangi bir köşesinden çıkma huyu var. Uyuz az kalmış dizi en iyisi kısaca  manyak diyelim biz ona.

Kang Seung Yeong: Başrol kızlarımızdan biri. Babasının kafesinde çalışıyor. Kısaca elinden hiç bir iş gelmiyen diyebiliriz onada. (tamam pek kısa olmadı ama adından daha kısa sayılır:P ) Oldukça iyi niyetli, birşeyleri başarmak için çok çalışıyor ama işte olmayınca olmuyor. Gerçekten profesyonel olmak için Yazarın yanında çalışmaya başlıyor ki asıl eğlence burda başlıyor. Başlarda kızın salaklarına gıcık olsanızda yavaş yavaş bu kızı sevip bağrınıza basıyorsunuz.

 Seo Eun Young: Görüldüğü üzre çok güzel bir hatun kendisi, yayın evinin müdürü ve yazarımızın eski karısının arkadaşı. Karısı öldükten sonra yazara çok destek olmuş ve bu kadar ünlü olmasını sağlamış. Aldığı her işi mükemmel derece iyi yapmaya çalışan bir kadın. (Ki yapıyorda) Yazar gibi oldukça zor bir adamla uğraşıyor, her devasında onu kovsada sonunda yine işe alıyor. Yazarının düzenlediği  basın toplantılarındann ve imza günlerinden kaçması yüzünden epey zorlansada bir şekilde ayarlıyor. Ayrıca çok güzel giyiniyor. Hem güzel, hem başarılı, hem zeki hem şirin, ee daha ne olsun diyorum. 🙂 Mimikleri çok komik ve gayet başarılı bir oyuncu bence. Bu kadar övünce sanmayın ki onun tarafındayım aslında şu yukardaki kısa saçlı kızın tarafındayım (hep ezilenin tarafında olan bir milletiz napalım:P ) ama şimdi sezarın hakkı sezara demişler, hatun mükemmel gibi bişey yapılacak bişe yok. 🙂

 

Han Ji Won: Eun Young’un eski sevgili, ve yazarında arkadaşı. Eun young’u göz göre aldatmış ve birşey söylemeden ortadan kaybolmuş. sonrada hiçbir şey olmamış gibi gelip hal a sevgililermiş gibi davranan bir manyak işte. 🙂 Kapıdan kovsan bacadan girer cinsten. kimse sevmesede zorla olaya dahil olmayı başarıyor bir şekilde. Zavallı Müdür ne yapsa kurtulamıyor bu adamdan.

Birde profesyonel boksör olduğu için yazarı arada fena halde dövüyor. Ama hiç içinizi acımıyor yani, birde benim yerine vur diyosunuz hatta 😛

Tekrar konuya dönersek, Yazar ve Seung Young’un ortak bir arkadaşları var. Yazarın bu adama borcu olduğu için borcunu ödemek istiyor ama bu adam onun yerine bu parayı Seung young’u sekreter olarak işe alıp ona ödemesini istiyor. (Buraları bana baya saçma geldi, zaten bu adamda ilk bölümden sonra kayıplara karışıyordu) Yazarda kızı sekreter olarak alıyor ama saçma sapan işler yaptırıyor. Tüm gün kalem açtırmak gibi ki kızımız onu bile yapamadığı için kalemleri tekrar kendi açıyor. Sonra kızımız öylesine şe alındığını öğreniyor ve haketmediği için parayı kabul etmiyor. Yazardan gerçekten onu işe almasını ve profesyonelliği öğretmesini istiyor. Yazar da öğretiyor diye düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Ne kadar saçma iş varsa yaptırıyor kıza: yaban kedisi yakalamak, bir bavulun içine sığmaya çalışmak bunlardan birkaçı. Açıkçası kızı kitabında yazdığı sahnelerin gerçekliğini ölçmek için kullanıyor.

Kızımız bu kadar işkenceye rağmen ufaktan yazardan hoşlanmaya başlıyor. Onun içindeki iyi insanı tanıyor ve aslında göründüğünden farklı biri olduğunu anlıyor. Bunun yanında kalem açma ve kahve yapma konusunda birşey öğreniyor. (Bu bile onun için büyük başarı yani:P ) Gelelim Yazar-Müdür ilişkisine: Müdür her ne kadar Yazardan nefret ediyo gibi görünsede, aralarında garip bir ilişki var. Ne seninle ne sensiz türünden bir şey. Kimseyi umursamaz yazarımız, Müdür’e yapışkan eski sevgiliden kurtulma konusunda eper yardımcı oluyor. Tabii bu yardımların sonucunda Müdürümüz yazardan hoşlandığını farkediyor.

İşte karmaşık ilişkiler dönemide böylece başlamış oluyor. Neredeyse 10 bölüme kadar Yazarın hangisinden hoşlandığını bilemiyorsunuz. Hatta bir süre sonra sırf bunu öğrenmek için bile izliysunuz, sonra öğreniyorsunuz, sonra hobaaa onu sevmekten vazgeçiyor öbürünene derken tekrar vazgeçiyor… diye devam eden bir dizi. Kore dizileri arasında bu şekilde ilk ilerleyen pek dizi yok sanırım hatta bu ilklerden bile olabilir. Sayın ve sevgili yönetmen ve yapımcılar siz bu diziyi örnek alıp bu şekilde devam etmeyin lütfen. Biz izleyiciler olarak böle esas kız ve oğlanın belli olmasını isteriz. Haa illa bir kadın daha olacaksa, 2. kadın, kötü kadın gibi sıfatlar alabilirler yani onda problem yok sonunda kimle olacağınızı tahmin ettiğimiz sürece:P Desemde böle belli olmaması yüzünden izliyorum hala, yksa kesin 4, 5 bölümde falan bırakmıştım ben diziyi.

Bu arada söylemeden edemicem dizinin sonlarına doğru bu Yazarı maymuna çevirmişler ne bu saçlar böyle ahahha. Çakma pop yıldızlarına benzemiş.

İşte böyle bir dizi dostlar, herkesin hoşlanacağı tarzda değil o yüzden mutlaka izleyin diyemiyorum. Ama bir şans verin belki seversiniz, en azında kahkahalar attığınız birçok sahne var diyebilirim.

Bangkok Traffic Love Story “trafikte aşk açılımı:P”

İşte geldim burdayım 🙂

Tabi böyle başlayınca, nerdeydin bir yere mi gitmiştin hiç farketmedik dediniz. Bende iki haftadır post girmeyipte hala farkedilmediğim için depresyona girermişim:P Tabi ki farkettiğinizi özlediğinizi hatta hergün bloguma girip nerde kaldı bu kız dediğinizi biliyorum. (narsist yönüm ortaya çıkar:P )

Blogdan uzak kalmanın etkileri madde 1: Çene düşmesi, madde 2: aklına ne gelirse düşünmeden yazma isteği, madde 3:…. diye devam etmek isterdim ama ne için bu posta başladığım aklıma geldi 😀

Neredeydin diye soracak olursanız: Ankara’daydım, 3 günlük bir psikoloji kongresi vardı ona katıldım, tabi o 3 gün oldu bir hafta, gitmişken gezelim dedik. Eve döndüğümde ise yokluğumu fırsat bilen aile üyeleri Pc yi işgal ettikleri için blogcukla ilgilenemedim. ama artık burdayım kaldığımız yerden devam. 😉

Gelelim asıl anlatmak istediğim filme:

Geçenlerde Kimbapcığımla buluştuğumuzda ona bir DVD hazırlamıştım içinde bu filde vardı. O günkü planımız sinemaya gitmekti ama gidip baktığımızda gördükmü Twiligh bütün salonları işgal etmiş resmen. Sanki dünyada başka izlencek film yokmuş gibi heryerde o var. Kardeşim o filmi sevmeyenlere bir seçenek sunaydınız yazık değilmi bize. Bizde madem öyle işte böyle dercesine kendi filmimizi kendimiz izleriz diyip rest çekerek Kimpab’ın evinin yolunu tuttuk. Hangi filmi izleyelim derken komedi olsun dedik, ikimizinde film izlerken çenesi açıldığı için hem izleyip hem kopup hemde bol bol fil kritiği yaptık.

Uzunca bir girişten sonra filmin konusuna geçelim: Hikayemiz bir düğünle başlar. Mei Li’nin en yakın arkadaşı evleniyordur ve arkadaş grubu arasında tek bekar kalan Li’de tahmin edebileceğimiz gibi depresyon kuyusunun en diplerindedir. Düğünde bulduğu bütün şarapları içtiği için başını öne eğdiği her durumda kusma potansiyeline sahiptir ki zaten bunu her beyaz ve tertemiz görünen yere yapar. 🙂 Kişisel fikrimi söyleyecek olursam bu kız hepsinden güzeldi yahu nasıl olurda aralarında bu kalmış. Düğün bittikten sonra gelin ve damadı yalnız bırakmaya niyeti olmayan Li üstüne üstük yataklarında sızar kalır ki burası feci komikti. Sabaha karşı yarı uyanık yarı uykulu kalkan Li doğru evin yolunu tutar ama yolda bir kaza geçirmesiyle kader ağlarını örmeye başlar. Bariyerle çarpan dikiz aynası kırılır ve demiryolu işçilerin oturduğu bir masaya düşer. Bu sırada esas oğlanımız Long ortaya çıkar ve kızımıza iyi olup olmadığını sorar. Ve tatammm ilk görüşte aşk, kızmız bu yakışıklı delikanlıya tutuluverir. (tamam kulaklar hafif kepçe ama yinede fena sayılmaz:P )

Arabayı enkaza çeviren Li birde babasından azar yer ve 15lik ergenler gibi ceza alır. Bundan sonra araba ona yasaktır ve şehrin diğer ucundaki işine acayip acayip ulaşım araçları kullanarak gidecektir. Mesela motor vardı taksi gibi birşey, birde vapur bozaması tekne, birde tranvay gibi dolmuşumsu bişey. (anlayacağınız hepsi birbirinden garip araçlar) İçlerinden en normali metroydu ve ikilimizin karşılaşma noktasıda burası.

Hep filmlerde olurya ikili her zaman mutlaka biryerlerde karşılaşırlar oysa bir okul kampüsünde bile  gözünüze kestirdiğiniz bir çocukla karşılaşma ihtimalimiz yüzde beşi geçmez. Filmlerde bu oran koca ülkede karşılaşma ihtimali yüzde doksan dokuzdur:P Hatta bu filmdeki gibi hoşlandığınız çocuğun kardeşinizin sevgilisinin komşusu çıkma ihtimali bile vardır. 🙂 Neyse kaderinme lanet edip filme devam edelim.

İkilimiz sürekli metroda karşılaşırlar, hatta kızımız çocuğun gözlüğünü, bilgisayarını, fotoğraf makinesini falan kırar. Çocukceğezde her seferinde olsun önemli değil gibi yanıtlar verir, oysaki hepsini biriktiriyomuş bizimki, son sahnelerde neden biriktirdiğini görücez;) İkiside birbirinden utangaçtır, hatta kızımız bir lise öğrencisinden tavsiye ister ama baltayı sert kayaya vurmuştur. Lise öğrencisi falan dediğime bakmayın kızın aynı anda 5 sevgilisi falan vardır, hele biri vardıki dar pantolon giyip yürümeye çalışan hatta bu pantolonla motorsiklete binmeye çalışıp, üstüne bide tekme atmaya kalkan bir tip hayal edin. Bu sahnelerde kopmuştuk, hatta etkisi uzun sürdü millete anlatıp anlatıp gülüyoruz. yine bu kızın tavsiyesi üzerine çocuğun gözlüğünü kırdığı için yenisi alıp pakedin içine telefon numarasını yazar. Sonra bekle bekle çocuk aramaz. İtiraf edeyim filmin başından sonuna kadar acaba numarayı görmedimi diye bekleyip durdum, neden aramadığını yine son sahnede öğreneceğiz.

İşte bu aynı anda 5 sevgilisi olan liseli kızımız, Loong’ada göz koyar. Yalnız kaldıkları Islatma Gününde bile kara kedi gibi dolanır etraflarında. (Islatma Gününü ben uydurdum normalde 3 günlük bir bayramları, sokaklarda millet birbirini ıslatıyor ama adını unuttum:) ) Hele birde telefon numarısı almak için telefonumu kaybettim, seninkinden çaldırımmı numarısı yaparki dillere destan. Küçücük çantada 85875895 tane telefon süsü olan ve pırlantalarla kaplı telefonunu nasıl olurda kaybeder. 😀 Birde aynısından iki tane var. Bu sahnede benim en cok sevdiğim sahnelerdendi, yarım saat gülme garanti. 🙂

 Birbirlerini sevdikleri her hallerinden belli olan ama bir türlü birbirlerine açılamayan, sakar ama bir okadarda şeker bir kızımız ile gayet olgun görünen ama aslında kızımızdan farkı olmayan bir adamın komik birazda romantik ama eğlenceli olduğu kesin hikayesini izleyeceksiniz. Hatta film içinde film gibi ev halkının her akşam pür dikkat izlediği pembe dizi vari diziyide aynı anda takip edecek ve bu dizi ile filmin nasıl bağdaştığını görerek şaşıracaksınız. İlk başlarda Taylan yapımı olduğu için biraz süpheyle yaklaşmıştım (dilleri bana garip geliyorda), ama ilk 5 dakikasından sonra dile uyum sağlayıp gülme moduna geçmiştim bile. 🙂 Bu kadar uzun anlattığımdanda anlaşılacağı üzere ben bu filmi sevdim, hatta Kimbapla ikimiz sevdik desek daha doğru olur. Sizde bu filme bir şans verin ve ilk 5 dakkasını izleyin bakalım beyenicek misiniz?

Dip Not: 1) Bu ne kadar uzun bir yazı böyle diyenler için iki haftadır yazmadığım için hasret giderdim diyorum:P

Dip Not 2) İlk başta köpüş resmi blogumun ilk postlarından olan merhaba yazısında koymuştum, neredeyse bir yıl olacak, çok duygulandım şu anda ağlıyacağim:P

Dip NoT 3) Bu filmi izlediğimiz gün kimbapcığımla çok eğlenmiştik, burdan ona teşekkürlerimi sunarım. 🙂

En Dip Not: Sonuna kadar okuyana helal olsun diyorum, Tamam sustum, gidiyorum:P

“Kill Me, Kiss Me”

Aylardır yolunu gözlediğim tatilin gelmesiyle film, dizi, anime izleme  sezonunu bu film ile açmış bulunmaktayım. Tatilim süper başladı diyebilirim. Dün Kimbap‘la çin yemeği buluşması yaptık (bunun için bir post yapacağım pekk yakında:) ) ve çok eğlendik. Bugünde oda temizliği yaptım, ders notları yakıp etrafında tamtam dansı yaptım dermişim:P Sıra geldi blogcuğumla ilgilenmeye. (Bakınız: bloguna canlı muamelesi yapan astrea:P )

Uzun bir girizgahtan sonra gelelim filmimize: İzleneckler listemin başlarında yer alan bir filmden başlamak istedim.  Filmimiz bir kiralık katilin rutin hayatı ile başlar. Taa ki yatağında uyuyan bir adamı öldürme emri alıncaya kadar. Bizimki gayet kolay bulduğu bu görevi yerine getirmek için adamın dairesine gider ve yorğanın altından adam yerine genç bir kadın çıkar. Yanlış eve girdiğini düşünmeye başlayan katil kıza burda bir adam olması gerektiğini söyler bizim çılgın kızda madem öldürmeye geldin öldür der ve silahı kaptığı gibi başına dayar. Silahını kızdan zor alan katilimiz kıza  ölmek istiyorsa bunu kendisinin yapması gerektiğini söyler. Kızımızda daha önce birkaç intihar girişiminde bulunduğu ama başaramadığını anlatır. İşte böyle bir gecede bizimkiler tanışmış olur. Adamımız o gece kızı tek başına bırakıp evden ayrılmıştır ama aklı sürekli onda kalır. Arada gelir gider yoklar kızı. Kızımız ise depresyonun en derinliklerinde takılıp kalmıştır ve çöp eve dönmüş evinde sürünerek yaşamaktadır. (sürünme kısmı mecazi diyil gerçekten sürünüyo:) )

İşte bundan sonra gariplikler komedisi başlar, bu ikili ne zaman yan yana gelse güleceğiniz bir sahne ortaya çıkıyoı. İkiside birbirinden garip, adamın kızı lunaparka götürmesi tüm oyuncaklara (bunlara öyle mi deniyodu) binipte tek bir mimik harekiti bile yapmamaları, adamın tüm gün kıza aldığı çiçeği çeketinin içinde saklaması ve kız hala ölmek istediğini söyleyince gülleri kapasına indirmesi. Ki bu bir işaret olur ve kızımız kafasından dökülen yapraklarla ölmekten vazgeçer. Ama bu seferde kiralık katil tutmak için para aldığı tefeciler peşini bırakmaz tabi katilimiz onların icabına bakıverir.

Bir ton tuhaf ama komik sahnesi olan gayet aksiyon tarzında başlayan ortaların romantik komediye bağlayan sonunda ise aksiyon-dram karışık birşey olup çıkan garip ama güzel bir filmi. Okuduğum yorumlarda insanlar bir türlü tarif edememiş bu filme heralde anlatılmaz izlenir bu olsa gerek. 🙂 Astrea’dan tavsiye hertürlü duyguyu bir arada sunan, agrip ama komik, komik ama duygusal, duygusal ama heyacanlı bir film izlemek istiyorsanız işte o bundur. 😀

En Dip Not: İkinci afişi daha çok sevdim, bence filmi daha iyi temsil ediyor. Birde katilin Murat Han’ a benzemesine ne demeli hayır tip olarak bırak hareketleride benziyor. Varmı izleyipte böyle düşünen:)) Birde farkettiyseniz bu sefer fazla spoil vermedim, gelişme var demekki:)

Frivolous Wife “Uçarı Karım”

Biraz Romantik Komedi izleyeyimde keyfim yerine gelsin dediğim günlerden birgün izledim bu filmi. Keyfim yerine geldimi dersiniz eh işte iç güveysinden hallice diyeyim siz anlarsınız. 😀  İyiydi hoştu film aslında ama artık Kore sinemasında öyle filmler izledikki beklentilerimizi yükselttik belkide o yüzden çok çok beğenmedim ama keyifle izlenecek filmlerden biri.

Filmimiz güzel kızımızın sahnede arzu endam etmesiyle başlar. Kızımıza taa ilkokuldan bu yana erkekler hasta olmaktadır, bir bakışıyla tüm erkeklerin ilgisini çekmekte, tek hareketiyle kendine bağlamaktadır. İşte böyle bir güzellik yani. Bana soracak olursanız hiç beğenmedim kızı çok fazla makyaj yapıyor bir kere, ikincisi çok zayıf o kadar uzun olupta o kadar zayıf olunca çöp gibi birşey olup çıkıyo ne öle bahçe korkuluğu gibi. Birde Miss Koreymiş öle diyorlar filmde.

Evet,  kıza olan kıskançlık duygularımıda gösterdikten sonra konumuza dönelim. 😀

Kızımız birgün cep telefonunu kaybeder ve böylece kadar ağlarını örer. Şirin mi şirin bir çocuk telefonunu bulur ve kıza ulaştırır. Kızımız çocuğu görür görmez hoşlanır ve başlar klasik numaralarını yapmaya. İşte göz süzmeler saçlarıyla oynamalar gibi tipik kur yapma taktikleri. Ama bunlar çocukta bir işe yaramaz. Hertürlü numarayı dener ve sonunda bunlar çıkmaya başlarlar ama kız hala çocuğu kendine bağlayamamışıtr. En son numara olarak ayrılmak istiyorum der ve çocuğun yalvarıp yakaracağını sanar. Tabii böyle olmaz çocuk direk peki o zaman der. (burası komikti işte 🙂 )

Böyle numaraların işe yaramayacağını anlayan kızımız gider adam gibi itiraf eder duygularını ve bizde anlarız ki meğer çocukta onu çok seviyormuş ama onun gibi güzel bir kızın ona bakacağını düşünmüyormuş, bu yüzden öyle davranıyormuş. Neyse bunlar mutlu mesut yaşarken kızmız hamile olduğu anlaşılır bunu duyan kızın babası çıldırır çünkü o sıralarda bir iş arkadaşını kızıyla evlendireceğine dair söz vermiştir. Babası kızını eve kapatır kızı almak için gelen çocuğuda her fırsatta dövdürür. (yazık çozuk helak oldu dayak yemekten) Babasından kurtulan kız kaçar ve çocuğun evine sığınır. Ama bu tam olarak yağmurdan kaçıp doluya tutulmak olacaktır. Çünkü çocuğun ailesi tam bir gelenekçidir. Hala eski Kore geleneklerini sürdürerek teknolojiden uzak yaşamaktadırlar.

Bu aileyle yaşamak için kızımız tüm gelenekleri öğrenmek zorundadır. Yemek yapmak, temizlik, çay törenleri gibi türlü işleri bu güne kadar el bebek gül bebek yaşamış biri için öğrenmek kolay olucakmıdır. Birde üstüne ailenin reisi Büyük Dede, kaynana, görünce, Büyük hala yok efendim amca gibi hertürlü akrabayla uğraşmak eklenince neler olacak izleyip görmek lazım. Bu kısımları birazcık Düşlerimin Prensine benzettim. Ordada Che-Yang saray geleneklerini öğrenebilmek için epey zorlanmıştı ve pes etmemişti burdaki kızmızda öyle asla pes etmiyor.

Biraz gevezelik biraz My Little Bride

Bugün pekte iyi geçmeyen (tamam itiraf ediyorum kötü geçen) bir sınavdan sonra ertesi güne nasıl güzel başlanır onu öğreneceğiz.

1. İlk olarak sınavdan çıkar çıkmaz, yapılacak mühim birşey bulun. Böylece sınavı biran olsun unutmuş olacaksınız hemde arkadaşlarınızın size nasıl geçti sorusunu sormasına fırsat kalmayacak. Sınavdan çıkışım arkadaşlarla grup çalışması için buluşma saatimize denk geldiği için ve hemen sonra ders olduğu için bu madde tam olarak uygulandı. 🙂

2. Güzel bir yere giderek karnızı tıka basa doyurun, çatlayana kadar hemde. Dominos pizza ya gidilerek normalde küçük boyu bitiremeyen ben, orta boyu tek başıma yemiş bulunmaktayım. 😀 Böylelikle bu maddeyi yaptık.

3) Daha sonra arkadaşlarla muhabbet edlir, sağdan soldan en son dedikodulardan bahsedilir ve yemekten sonra gülmeye başlayan suratımız 32 dişi görünür duruma gelir. Bu madde uygulanarak mutlu bir şekilde evin yolu tutuldu.

4) Eve gelince tekrar yemek yemeyin, hem kilo alırsınız hem atıştırmalıklara yer kalmaz. Eve gelince hergünkü şeyler yapılıp PC karşısına geçilir. DVD çantası açılır ve içinden şöyle komik, eğlenceli, fazla düşündürmeyen bir film seçilir. Ahaa Buldum My Little Bride benim ki.

5) Film izlenirken bir yandan yanına her türlü atıştırmalık alınabilir. Çaydır, kahvedir, koladır, cips, çikolata, mümkünse mısır patlağı falan. Evde yoksa bir ara markete uğrayarak temin edilir.

Evet artık bu filmden sonra ertesi güne bomba gibi hazırız demektir. Gelin bütün zorluklar korkmuyorum sizden moduna girmiş bir şekilde yeni güne başlanır.

MY LİTTLE BRİDE 

 Gelelim bu kafa yormayan komik birazcıkta romantik olan filmimizin konusuna:  İki dost geçmişte çok büyük bir söz vermiştir, çocukları olunca onları evlendirecek ve böylece dostlukları akrabalığa dönüşecektir. Ama istedikleri olmaz ve ikisininde oğlu olur. Onlarda bu isteklerini bir kuşak erteleyerek torunlarını evlendirmeyi düşünürler. Bu sefer istelinen olmuştur ve bir kız birde erkek torunları olur. Büyük bir sorun aralarında 10 yaş vardır. Ama bu çılgın büyükbabaları kimse durduramaz:) Kız torun olan Boeun (Geun-yeong Mun) ‘un büyükbabası ölünce, erkek torun olan Sangmin’in (Rae-won Kim) büyükbabası bu ulvi görevi üstlenir ve hile hurda her türlü yalanla bu ikisini evlendirmeyi başarır. Buradaki hile ve hurda kısmı: aslında gayet sağlıklıyken çok az ömrüm kaldı son dileğim falan diyerek hatta hastanedeki şu kalp ritmini ölçen cihazla oynayarak bu ikiliyi ikna eder.

Henüz lise öğrencisi olan Bouen yıllardır abi bildiği Sangmin ile evlenmek zorunda kalınca, birde liseden hoşlandığı bir çocukla çıkmaya başlayınca bunlarda yetmiyormuş gibi Sangmin Bouen’un  lisesine öğretmen olarak atanınca gelin şamatayı görün. 😀

Başlarda Sangmin’e sapık gözüyle baktım resmen ama film ilerledikce ne kadar olgun olduğunu anladım. Tabi film ilerledikçe onlarda birbirlerini tanıyarak aslında ne kadar uyumlu olduklarını keşfediyorlar. Özellikle şu yandaki sahneyi çok sevdim. Salatalık turp derken her türlü sebzeyi kılıç olarak kullanıp kavga etmeyi başarabiliyorlar. Genel olarak çok fazla komik film olmasada bazı sahneleri gerçekten çok sevimli. Başlarda söylediğim gibi fazla kafa yormayan, eğlendiren bir film izlemek istiyorsanız bunu seçin derim ve saygılarımı sevgilerimi sunaraktan bu başlığı terkederim….