Turn Left, Turn Right “Ya Aşk Tesadüfleri Sevmiyorsa?”

“Tesadüf onlarla oyun oynuyordu, Henuz tam olarak hazir degil,
onlar için kadere dönüşmeye… Önce ulaştı onlara, sonra geri çekildi… Yollarının üzerinde dikildi ve bastırarak kıkırdamasını, bir kenara sicrayiverdi… “

“Hayat tesadüflerle doludur; iki farkli paralel çizgi bile bir gün karsilasabilir.”

Korku romanlarını okumaktan çok korkan ama korku romanı çevirmeni olan bir kadın…Çok iyi keman çalan ama bir türlü istediği işi yapamayan bir adam..

Bir gün yolları keşisirse.. Ya yolları bundan 13 yıl önce kesişmiş ve birbirlerini kaybetmişlerse? Peki ya bu kesişmenin ardından tekrar birbirlerini kaybederlerse.. Bir 13 yıl daha mı geçecek? Yo yo bu sefer olmaz, bu sefer kadere müdahile etmenin zamanı gelmiştir. Peki kader tekrar karşılaşmalarına izin verecek midir?

 

Yan yana iki apartmanda oturan, aynı metro istasyonunu kullanan, aynı caddeden karşıya geçen, aynı parkta yürüyen, aynı restauranttan sipariş veren  ve birbirini arayan iki insan… Kader onları karşılaştırmamak için elinden geleni yapıyor gibidir. Bu iki paralel çizgi bir mucize ile kesişebilecek midir?

Filmlerde ki tesadüflerden hep şikayet ederiz ya, işte bu sefere nolur onlardan biri olsun diye sayıklayarak izliyoruz. Aşk her zaman tesadüfleri sevmiyor dedirten bir film…

“”Bana bir mucize veremez misin? Onu bir kez daha gormeme izin ver! Son bir şans…”

 

Uzakdoğu Sinemasıyla Değişen Anlayışlar…

 

İtiraf ediyorum şu posta bir başlık bulmak için 2 saattir düşünüyorum, en son “başlık bulamadım ben buna yaa ama okuyun bunu” yazmayı bile düşündüm, neyseki son dakka bu başlık geldi aklıma. Zaten şu yeni yazı kısmını ne zaman açsam bir ilham falan geliyor bana birşeyler oluyor. O yüzden hiç önceden post hazırlayıpta günler sonra yayınlama gibi bir alışkanlığım olmadı, haa olanlara imrenirim ayrıca böyle bir hazırlıklı falan, benimkiler hep oldu bittiye gelmiştir.

Her zamanki gibi anlatacağım şeyden 180 derece saptım. Gelelim mevzuya geçenlerde bir arkadaşım bize geldi her zamanki gibi ne yapsak ne yapsak diye düşünüp film izlemeye karar verdik. Romantik komedi olsun eğlenelim dedik. Tabi bu arada ben boş durmayıp uzakdoğu sinemasından tavsiyeler veriyorum ama arkadaşım hiç oralı olmuyor. En sonda “Hear Me”yi izlemiştim o aralar. Hedefimiz “Aşkın 500 Günü” dü ama bir türlü doğru düzgün bir link bulamadık. Sonunda arkadaşım ısrarlarıma dayanamadı vee Hear Me’yi izledik. O kadar ısrar ettimki gıcıklık olsun diye beğensem bile beğenmedim dicem dedi ama filmin 20. dk.sı  falandı ağzından güzelmiş sözü çıktı ve bende galibiyetimi ilan ettim nihaha

Filmi izlerken farkettim ki bazı olaylarda arkadaşım aşırı tepkiler veriyor tabi bana göre aşırı, izleye izleye o kadar benimsemişim ki bana gayet normal geliyor bunlar. İşte bu postun yazılış amacı budur efendim, ilk başlarda çok şaşırdığım ama artık alıştığım hatta sevdiğim uzakdoğu sinemasına özgü sahneler: (45966 cümleden sonra postun amacını yazdım yaa bravo bana  )

— İlk olarak filmimizde geçen sahnelerle başlayalım. Örneğin anne babanın sürekli çocuklarına tekme tokat kafaya bir şaplak suretiyle girişmesi. Evde, sokakta gayet ciddi ortamlarda hiç fark etmez, heran her yerde vurabiliyorlar. Tabii bu sadece ebeveynlerle sınırlı değil. Kız arkadaş, normal arkadaş, her hangi yabancı bir teyze gibi yelpazeyi genişletmek mümkün. İtiraf ediyorum banada başlarda çok gurur kırıcı falan geldi ama izleye izleye artık gayet normal geliyo hatta gülmekten geberiyorum bazı dizilerde.

— İkinci mevzumuz yemek yeme şekli. Arkadaşın kızın kıtlıktan yeni çıkmış gibi yemek yediğini görünce şok olmuştum. Bende sürekli Bilgili Şirin gibi (nam-ı diğer gözlüklü şirin) açıklamalarda bulundum. İşte onlar hep böle yiyor gayet normal falan diye., hatta ve hatta böle iştahla yenmediği zaman kabalık sayılıyor, yemeği beğenmediğin anlamına geliyormuş. Uzakdoğuya gidecek olanlara tavsiye 5 gün falan yemek yemezseniz anca onlar gibi iştahla yiyebilirsiniz.

— Birde kızı sırtta taşıma mevzusu vardır. İlk gördügümde “yuhh olum naptın, sanki kankasını taşıyo” gibi tepkilerde bulunduğumu söyliyeyim. Ne bileyim bana çok kaba gelmişti, kucağa almak dururken. Ama şimdi ayıla bayıla izliyorum ahh ne kadar romantik diye. Artık nası etkilemişse beni, eskiden kaba dediğim şeyi artık romantik buluyorum.

— Erkeklerin çok hamarat, kızların ise tam bir beceriksiz, sakar, şapşal olma durumu vardır ki baştan beri katlanamıyorum bu duruma. ama her şeye alışan insan oğlu buna alışıyor sevgili okuyucu. Artık beceriksiz erkek gördünmü “bu ne böle bee yemek bile yapamıyo mu” der oldum vallah billah

— Deli gibi günde 48876 tane işe koşturan, karınca gibi çalışan insanlar. Hayır bizim sinemamızda da vardır bu olay ama günde 5 işi birden yapma gibi abartmazlar. Hayır bide genelde kızlar yapıyo bunu baştan beri abarttıklarını düşünüyorum ama artık daha ılımlı bakıyorum bu duruma. Başlarda bu kadarda abartmayın diye tepkiler versemde, artık aferin kıza pek bir çalışkanmış demiyorum tabii ama hala abartı buluyorum ama sesimi çıkarmıyorum.

— Birde uzakdoğu sinemasıyla ilgilenen ilgilenmeyen herkezin bildiği çok iyi dövüşebildikleri durumlar vardır. Böle 47886 kişiye karşı tek başına durular ve galip gelirler falan. Tamam hala yemiyoruz bu durumu ama severek izliyoruz ne yalan söyliyeyim.

— Kız, erkek farketmez konu öpücüğe gelince 7’den 70’e hepsi çok utangaç. (tabi sinemasından bahsediyorum, normal hayatta nasıldırlar bilemem;) ) Başlardaki düşüncem “aa bu kadarda olmaz ama”dı şimdi ise “aha ne tatlı yaa” oldu.  (tabi bu gift bu mevzuya hiç uymadı, tam tersi oldu ama neyse;) )

Eminim daha bir sürü vardır ama şimdilik aklıma gelenler bunlar, sizinde farkkettiğiniz neler var?