Cennetimden Bakarken/ The Lovely Bones

Neyle başlasam nasıl başlasam bir türlü bulamadım. Hani sözün bittiği yer vardır ya öle bir şey işte bu film. Başından sonuna kadar karmakarışık duygular içinde izliyorsunuz. Nefret ediyorsunuz, üzülüyorsunuz, kızıyorsunuz, acıyorsunuz, umut ediyorsunuz… Ve film bittiğinde durup düşünüyorsunuz böyle olaylar kaç masun çocuğun başına geliyor, işte bunu düşündüğünüz an içiniz cız ediyor. Anlayacağınız gibi filmin etkisinde baya bir kalmışım ama kalınmayacak gibi de değil. Kitaptan uyarlama bir film olan Cennetimden Bakarken’in kitabı için son sayfasını kapatsanızda daima hatırlayacaksınız denmiş, bence filmi içinde geçerli bu söz.

14 yaşında bir cinayete kurban giden Susie Salmon, cennet ile cehemnem arasında bir yerde kalmıştır. Cesedi ve katili bulunamamıştır. Ailesi hala umudu kesmemiş onun geri döneceğine inanmaktadır. Film Susie’nin bebekliğinden görüntülerle başlar, kardeşlerini, anne babasını, komşularını, hoşlandığı çocuğu tanırız. Birgün okuldaki sinema kulüp toplantısı yüzünden eve geç kalmıştır. Günlerdir beklediği o an gerçekleşir ve hoşlandığı çocukla birkç gün sonra buluşmak için sözleşirler. Ama Susie o buluşmaya asla gidemeyecektir. Çünkü o gün komşuları tarafından kandırıp kaçırılır. Susie gözlerini açtığında tanıdığı yerlerdedir ama etrafındaki insanlar onu duymuyor ve görmüyordur. Bir süre sonra öldüğünü anlar ama bunu kabul etmek hem onun için hem ailesi için çok zordur.

 Susie, cennete geçmek yerine iki dünya arasında kalıp ailesini arkadaşları ve en önemlisi katilini izlemektedir. Ailesinin ondan ümidi kesmemesini, katilinin delilleri yok edişini çaresizce izlemektedir. Orada tanıştığı arkadaşı Hunny sürekli ona dünyayla bağlarını koparıp cennete gitmesini söylesede Susie bir türlü sevdiklerini bırakamak istemez, yada yarım kalanları bitirmeden gitmek istemez. Ghost Whisperer’ı izleyenler bilir, ölenler bu dünyadaki bağlarını koparmadıkları sürece arada kalırlar. Bu konu üzerine çok film yapılmıştır ama konu küçük bir kız çozuğu olunca ve gerçek bir olaydan alınmış olunca insanı daha bir etkiliyor.

Film yorumlarında kitabı okuyanlar, filmi  pek başarılı bulmamışlar.Bence kitabını okuduğumuz filmlerin kitaplarını yok sayarak izlemeliyiz yoksa her zaman hayal kırıklığına uğrarız. Birde cennet tasfirleri başarılı bulmamışlar ama zaten cenneti göstermediki filmde filme sürekli vurguladı arada kaldım diye, orası Susie’nin cennetiydi. 2009 yapımı bir olmasına karşın ülkemizde yeni vizyona girmiştir. Fırsat bulursanız izlemenizi isterim, ama yüreğiniz kaldırır mı bilmem. Benim gibi komedi filminde bile ağlayacak yer bulan biriyseniz hiç tavsiye etmem. Belki şöyle düşünmemiz içimizi biraz olsun rahatlatır: filmdede olduğu gibi kötüler birgün cezasını çeker. Adil Dünya İnancı dediğimiz bu inanca ister istemez inanıyoruz veya inanmak istiyoruz  kötülerin cezasını cekmediği bir dünyada yaşamak istemiyoruz çünkü bunu kaldıramayız. Umarım gerçekten ama gerçekten böyle birşey vardır ve kötüler birgün cezasını çeker.

Not: Bugüne kadar yazdığım en duygusal ve isyankar yazımdı sanırım. Filmlerde ne kadar ağlasamda normalde hüznü hiç sevmem hep neşeli olmaktan yanayım ve öleyimde. Filmin etkisi olsa gerek bu akşam izleyince böyle oldu, idare edin artık 😀 Daha neşeli, eğlenceli filmlerde görüşmek üzere, kendinize çok ama çok iyi bakın…

Anestezi “Uyanık”

 

Taze taze izlediğim bir filmi paylaşmak izledim. Yeni izleyincede çenemi tutamayıp hepsini anlatı veriyorum ama bu sefer öyle yapmıyacağım çünkü baya şaşırtıcı ilerleyen bir film. Gerçi herkes izlemişte bir ben kalmışım gibi hissettim bu filmde 😀 ( baya bir ünlüymüşte gösterime girdiği yıl-2007 oluyo kendileri-) Filme psikolojik gerilim yazdığı için başlayıp hiç ama hiç gerilmeyen bir insan modeli olarak, bence bildiğimiz dramdı. Ya da ben bu aralar her filmi dram olarak algılayıp hüzünleniyorum. Hayır kan korkusu ameliyat veya organ görme korkunuz varsa baya gerilimli olabilir ama onun dışında bildiğimiz dramdı hatta gözlerim bile sulandı yani 😀

Filmin türünü yerden yere vurduktan sonra konuya geçeyim.

 Filmin bir doktorun hastasının masa da kalmasıyla başlıyor. Sonra hastaya bakıyoruz ki ne görelim başrolümüz. Sonra film başa dönüyor. Clay (Hayden Christensen) bir şirketler grubunun genç başkanıdır, aynı zamanda annesinin yardımcısı olan Sam (Jessica Alba)  ile nişanlıdır. Fakat annesine söyleme cesaretini gösterememmiştir. İşte malum ayrı dünyaların insanıyız fenomeni burdada var. Clay kalp hastasıdır ve kalp krizi geçirdiğinde onu kurtaran bir doktorla arkadaş olmuştur. Kalp nakli için sıra beklemektedir. Ameliyatı arkadaşının yapmasını istesede annesi dünyaca ünlü bir doktorun ameliyat etmesini istemektedir. Clay kızın da isyan etmesiyle annesine nişanlı oldukları açıklar. tabi ki annesi kabul etmez ve Clay evden ayrılır. Aynı gece Sam ile evlenirler ve ne tesadüftür ki o gece ona uygun kalp bulunur. Annesini dinlemeyen Clay ameliyatı arkadaşının yapmasını ister. Ameliyat başlar ve anestezi verilir. 10 geriye saydırılır ve tadaaa.. Beklenen olmamıştır. “Anestezik Farkındalık” denen bir durum oluşur. Clay hala uyanıktır ama felç geçirmiş gibi hiçbir yerini oynatamıyordur, ama bütün sesleri duyuyor ve acıları algılayabiliyordur.

Bu kısım biraz gerilime girebilir çünkü göğsü kesilirken ve kaburgaları açılırken acıyı hissedebiliyordu. ( birazcıkta olsa gerilimi yakalamışlar) Clay bir terslik olduğunun farkındadır ama bunun için hiçbir şey yapamaz. Doktorların konuştuklarını duyabiliyordur. ( can alıcı nokta burası) Acıdan kurtulmak için geçmişi düşünmeye anılarına konsantre olmaya çalışır.  Bir şekilde vücudundan ayrılmayı başarır ve kendi iç dünyasında geçmişe çıkar. İşte bundan sonra olanlar olur meğer hiçbir şey ama hiçbir şey bildiği gibi değilmiş…

İlk başlarda biraz sıkıcı gelsede ameliyat sırasında olaylar ilginçleşiyor ve film sarmaya başlıyor nasıl geçti anlamıyorsunuz.

Filmden çıkarılacak dersler: ( ayrıca eğitici ve öğretici bir filmmişte 🙂 ) Anneler her zaman haklıdır onları dinlemek gerekir, insanlar sandığınız gibi olmayabilir kendini farklı gösterebilirler. Ama ufak ayrıntıları izlerseniz gerçeğe varırsınız.

Ayrıca şu filmlere Türkçe isimler bulmak da nerden çıkmış ya, olduğu gibi çevirseler olmaz mı? Filmin orjinali Awake yani Uyanık ama bizde Anestezi olmuş. Ki bence Uyanık ismi daha iyi olurmuş çünkü adam anesteziyi almış ama işe yaramamış hala uyanık. 😀 Şaka bi yana filmi izleyenler bilirler “uyanık”  isim daha çok yakışıyor, özellikle son sahnesinde 😉

Şimdi tekrar okudumda filmin türüne ve ismine baya  uyuz olmuşum 😀 Neyse isimler konusun yıllardır içimi yiyip duran mevzuyuda paylaşmış oldum. (içimi döktüm rahatladım 😛 ) Günün anlam ve önemide uygun olarak  Türkçe isimler uydurmaya son yaşasın direk çeviri diyerek bitireyim o zaman 😀