3. Gün: Ao Haru Ride (Manga)

ao-haru-ride-

Bugün biraz geç kalsam da gün daha bitmeden 3. günün postunu yayınlayayım dedim:) Bu sefer bir mangayı konuk edeceğiz burada. Shouju türünü uzun zamandır izleyip okumasam da geçenlerde bu animenin filminin çekileceğini öğrenince filmden önce animesini izlemek lazım dedim. Ongoingmiş daha 3-5 bölümü vardı. Animeden başladım sonra baktım konu sardı mangadan devam ettim. Filme niyet animeye kısmet hikayemiz böle başladı. Hikaye dediğime bakmayın 2 güncük sürdü bir gün anime başlama sonra mangaya geçiş ertesi güne 42 chapterı silip süpürmüş halde yeni chapter ne zaman geliyor yaa sızlanmalarıyla devam etti.

ao-haru-ride-3957787

Hikayemiz her shoujuda olduğu gibi sevipte kavuşamayanlarla ilgili:P  Futaba orta okulda gönlünü Tanaka’ya kaptırmıştır. Tam birlikte festivale gidecekleri gün Tanaka şehirden ayrılmak zorunda kalır. Bizimkilerin aşkı başlamadan bitmiş olur. Yıllar sonra lisede Futaba’yı odaklanırız. Ortaokulda sevimli yüzü olduğu için erkeklerin ilgisini çekmiştir ve bu yüzden diğer kızlar ondan çok hoşlanmamaktadır. Lisedeyken amacı erkeklerin ilgisini mümkün olduğunca az çekebilmek için erkeksi tavırlar takınmaktır. Böylece bol bol kız arkadaşı olacaktır. Tabi planları istediği gibi gitmez bunun en önemli nedeni de ilk aşkı Takana’yı görmesi ama o artık ortaokuldaki küçük sessiz çocuk değildir. Çok farklı biri olmuştur üstelik artık adı Mabuchi’dir. (Japonlarda soyadı kullanımı yüzünden aileler boşanınca çocukların soyadı değişiyor.)

ao-haru-ride-2822861

Hiksye bu ikilinin birbirlerine açılmaları üzerine ilerliyor tabi ki her mangada olduğu gibi gereksiz 3. kişiler bol bol yanlış anlaşılmalar burada da var.  Diğer bir yönden de arkadaşlık ilişkileri, birine güvenme, değer verme, kendin gibi olma gibi alt konularla desteklenmiş.  Bu da sizi hikayenin içine çekiyor ve kendinizi eldeki bütün chapterı tüketmiş halde buluyorsunuz. Ayrıca çizimler de çok güzel olunca değmeyin keyfimize:)

Manganın şuan 42 yayınlanmış chapterı var, 14 chapter Türkçeye çevrilmiş, 6 bölüm animesi ve çekilmekte olan (ya da çekilmiş olabilir ama daha yayınlanmadı) bir filmi var. Shouju sevenlere mutlaka öneririm, benim gibi sevmeyenlere de bir şans verin diyorum gerisi gelecektir mutlaka;)

images

Not: Resimler alıntıdır.

Reklamlar

2. Gün: Galaksinin Koruyucuları

galaksinin koruyucuları

Bugün ki postumuz Galaksinin Koruyucuları filmi. Filme yine Kitap Oburları İzmir sakinleri ile gittik, Aynı Yıldızın Altın‘da filminden sonra buluşup yemek yiyip sinemaya gitmek oradan da mutlaka D&R’a uğramak bir gelenek oldu. Yine çok eğlenceli bir gün geçirdim, davetleri için teşekkürü bir borç bilirim:)

Marvel bir film yapar da nasıl sinema da izlemeyiz nasıl dayanırız bu acıya:) Yine görsel anlamda harkulede sahneler vardı, ses efeklerine diyecek şey bulamıyorum adamlar işi biliyor azizim:) İnanmayacaksınız ama IMDb puanı en yüksek olan Marvel filmi oluyor. (8.7) Neden böle diyorum çünkü  nice Avengersı, Iron Manları sollamış durumda. Bunun en önemli etkenlerinden biride sanırım senarist kadrosunda olan ve yöneten James Gunn sanırım.

20656551

Hikayemiz çizgi romanı çok eski değil 2009 çıkışlı. Açılış filmin kalanıyla bir tezatlık oluşturarak dramatik başlıyor. Peter Quill henüz küçük bir çocukken annesini kaybettiği gece  uzaylılar tarafından kaçırılıyor. Buradan yıllar sonraya gidiyoruz ve Peter kendi değişiyle Star Lord herkesin peşinde olduğu bir küreyi terk edilmiş gezegenden çalmaya çalıyor. Amacı sadece onu kaçıran ve ellerinde tutan Yağmacılar çetesi lideri Ronan’a teslim etmek. Ama kürenin peşinde bir çok kişi olması onu şüphelendiriyor ve küreyi daha yüksek fiyata satmanın yollarını arıyor.

087935.jpg-r_640_600-b_1_D6D6D6-f_jpg-q_x-xxyxx

Bu sırada ödül avcısı olan Rakun Roket ve arkadaşı Groot onun peşine düşüyor. Buna bir de yeşil kadın Gomora eklenince kendilerini hapishane buluyorlar. Burada ekibe bir Drax katılınca bu beşli tam evlere şenlik oluyor:)

Filmin diyalogları oldukça eğlenceli Peter’in dünya dilinin çeşitli benzetmelerini kullanması diğerlerinin bunu yanlış anlaması üzerine yapılan espriler bizi baya güldürüyor.  Ekibin her üyesinin diğerlerini geri zekalı bulması ve bunu kabullenmesi üzerine yaptığı konuşmalara bir de ağaç adam Groot’un o sevimli halleri eklenince tam bir komedi filmine mi düştüm diyorsunuz.

475905.jpg-r_640_600-b_1_D6D6D6-f_jpg-q_x-xxyxx

Tek söyleyebldiğim “I am Groot” olan bir ağaç adamdan böyle sevimli bir karakter oluşturmaları tamamen yetenek işi, sırf bu yüzden bile takdir edilmeli:) Grootu Vin Diesel seslendiriyor bu arada filmin başındaki oyuncu yazılarına dikkat etmeyip sonda görünce benim gibi şok olmayın:) Seslendiriyor derken tek cümle ama olsun:P Dans eden Groot her insanın sahip olmak isteyeceği bir bitki ne de olsa:)

Mangadan Filme: Edge of Tomorrow / Yarının Sınırında 2014

049226.jpg-r_640_600-b_1_D6D6D6-f_jpg-q_x-xxyxx

Filmin mangadan uyarlama olduğunu duyduğum andan beri gitmek istiyordum. Bir de konuya göz atınca tam benlik dedim hatta   Tom Cruis’u sevmemem bile buna engel olmadı:P Gösterimde olduğu son hafta yakaladım filmi. Film Hiroshi Sakurazaka’nın  All You Need is Kill adlı mangasından uyarlama, filmin adı ilk olarak ayını düşünülmüş ama sonradan değişmiş.

allyouneediskill_edgeoftomorrow

Filmin konusuna gelirsek; dünyayı Mimik isimli uzaylı organizmalar istila ediyor. Organizma diyorum çünkü uzaylılar farklı bir yaşam biçimi olarak tasvir edilmiş ki benim de mantığıma yatan, mantıklı gelen uzaylı kavramı budur. (mantığa yatan uzaylı ne demekse artık:P)  Bu işgal tam olarak tamamlanmamıştır ve insanların hala bir umudu vardır. Bunun için askerlerin kullandığı zırh şeklinde silah tasarlanmıştır ve bir kadın sayesinde ilk zafer kazanılmıştır. Filmimiz ikinci zafer ümidiyle Fransa sahiline olan çıkartmayla başlıyor.

???????????

Aslında sadece bir TV yıldızı olan ve orduyu övücü, insanları orduya davet edici bir öge olarak kullanılan  Albay Case ( Tom Cruise) kendini birden Fransa kıyılarında savaşın tam ortasında bulur. Hiç bir tecrübesi yoktur ve 5. dakikada ölür. (tamam film bitti dağılabiliriz:P) Ölmeden önce Alfa Mimik öldürdüğü için zamanı sıfırlama özelliği kazanmıştır. Öldüğü anda tekrar aynı günün sabahına uyanmaktadır. Bunu çözmesi biraz zaman alır ama çözdüğünde eğlence başlar:)

Filme çok büyük beklentiyle gitmedim ama çıktığımda gayet memnundum. Beklediğimden daha güzeldi sadece aksiyon değil komedi de serpiştirilmişti. Zaman tekrarı yüzünden aynı sahneyi on kez izledik ama her seferinde ayrı bir noktaya dikkat çektiği için sıkılmadan izlettirdi kendini.

Bu özel kıyafet giyme ve savaşma işi bana Attack on Titan mangasını hatırlatmadı değil;) Onun filmini de yapsalar ne bomba olurdu. Bunu 10 yıl sonra keşfettiler bakalım diğerini ne zaman keşfedecekler:P

Film gösterimden kalktı ama siz nasıl izleyeceğinizi biliyorsunuz dostlar;)

Aynı Yıldızın Altına Filmine Gittik

Ayni-Yildizin-Altinda-620x250

Artık bloga döndüm demiştim değil mi? Evet evet yazmaya okumaya izlemeye kaldığımız yerden devammm:))

Geçtiğimiz gün Kitap Oburlarından Codex, Elenda ve Yorum Durağım’ın yazarı Damyworld ile Aynı Yıldızın Altında’ya gittik. Ne zamandır görüşmek istiyorduk filme kısmetmiş:)  Kitabını neredeyse 6 aydır falan alıp okuyacağım diye dolanıyordum ama son zamanlarda ki yoğunluktan okumaya fırsat olmadı ben de filmi çıkmışken izlemek istedim. Bir de kızlar çağırınca onlarla film keyfini kaçıramazdım:) Filmden önce bir yemek faslı olmazsa olmaz bir de film sonrası sohbetleri tabiki;) Bir de film afişinin önünde fotoğraf çekme macerası yoo yoo bundan bahsetmeyeceğim vazgeçtim:P

315xiZV

Gelelim esas konumuza filme; sürekli kitaptaki gibi mi diye kızlara sorduğum için ve sonrasında yorumları okuduğum için filmin iyi bir uyarlama olduğunu söyleyebilirim sanırım. Filmin konusundan bahsetmeyeceğim bence artık bilmeyen yoktur. Bahsetmek istediğim klişe bir konu olan ölüm ve aşk konusunun nasıl işlendiği. Bir çok acıklı aşk filmi izleyip gözlerimiz kızarana kadar ağlayan insanlar olarak özellikle Kore romantik filmleri geçmişi olan bizler aşk filmleri konusunda çıtayı baya yükseldik. Artık her ağlatan filme “çok güzeldiii” diye bayılmıyoruz malesef. Malesef diyorum çünkü insan bazen şöyle bir ağlamaklı film olsa da izleyip rahatlasak  diyoruz ve bir film açıyoruz. Daha ilk dakikadan acıtasyonu dayıyolar burnumuza o yüzden çok da içten gelmiyor. Yani en azından benim için öyle. Bu tarz filmlerde genellikle doğallığı ve içtenliği arıyorum. Bu filmde de o içtenliği buldum:)

filme1512_f2

Filmin başında kızımızın söylediği gibi bir hikayenin nasıl anlatıldığı çok önemlidir. Üzücü bir konuyu esprili bir dille anlatabilirsin ya da komik bir  durumu oldukça ciddi ya da hepsinden biraz tıpkı gerçek hayatta olduğu gibi…  Filmimiz de hem eğlenceli sahneler hem üzücü sahneler vardı. Ölüm hakkında birbirinden farklı düşünen ama iki düşüncenin de size oldukça mantıklı geldiği bir olgunlukta… Aslında daha çok Hazel’in fikirlerine daha yakınım ama Gus’sın ki gibi hayal hepimizin içinde vardır. O yüzden kendimizi iki karaktere de yakın hissediyoruz.

safe_image

Sözün özü gidin efenim bu filme mümkünse bir arkadaşınızla, sevgilinizle, eşinizle gidin, hatta gitmeden önce kitabını okuyun  ama birbirine çok iyi uyum sağlamış, rollerini çok iyi yapan bu çifti bir de beyaz perde de izleyin:) Şimdi sizi bu güzel fotoğrafla baş başa bırakıyorum:

B2JSCIR

*Bütün fotoğraflar alıntıdır.

Oliver Stone ve Peter Kuznick’ten ABD’nin Gizli Tarihi Belgeseli

amerika

Bir görüşmek üzere yazmışım ki üzerinden ay geçmiş. Ne bitmek bilmez araymış dimi ama:) Yeniden merhabalar, blogumu çok özledim ama ne biçim özledim anlatamam:)

Birkaç gündür bu belgesele takmış durumdayım. Aslında KPSS’de ki Çağdaş Dünya Tarihi konularına faydalı olsun diye izlemeye başladım ama o kadar sardı ki film gibi sonunu merak eder oldum. Bir Amerikalı olan ve Vietnam savaş gazisi olan Oliver Stone’nin kendilerine anlatan tarihin yalanlarla dolu olduğunu düşünmesiyle ve kendi halkı başta olmak üzere tüm dünyaya gerçek tarihi anlatmak istemesiyle ortaya çıkmış bir belgesel. Aslında sadece atom bombası başta olmak üzere bombalar konusuyla film şeklinde planlanmış ama daha sonra siyasi tarih de içine alıp 10 bölümlük bir belgesel dizisi haline gelmiş.

130226-abd-gizli-2.hlarge

2. Dünya Savaşın’dan başlayan belgesel, gerçek görüntüler, ses kayıtları ve gizli kalmış hikayelerle öyküleyici bir anlatımla tarihi gözler önüne seriyor. Amerika’nın 2. Dünya Savaşını ve tüm dünyayı nasıl şekillendirdiği, gizli projeler, verilen yanlış kararlar anlatılmış. Özellikle konusu  Atom Bombası  olan 3. bölümden çok etkilendim. Hiçbirini izlemiyorsanız bile sadece o bölümü izleyin derim. Japonya’nın yenilgiyi kabul edip, teslim olmak üzere olduğunu bile bile sırf dünyaya güç gösterisi yapmak isteyen Amerika’nın, daha doğrusu binlerce yanlış karar alan Başkan Truman’ın aşağılık kompleksinin büyük bir örneği göstererek sivil bir halka yaptığı zulüm. Oliver Stone özellikle Truman’ın halka başarılı bir lider gibi lanse edildiğini ve yıllarca böyle öğretildiği anlatıyor. Ve Truman yerine, barış ve eşitlik yanlısı olan Roosevelt zamanının başbakanı  Wallace başkan olsaydı şuan tarih bambaşka olabilirdi. Ama her zaman ki gibi büyük firmaların Truman’ı başa getirmesiyle tarih çizilmiş oluyor.

atom-bombası-sonucu

Nazi Almanya’sının Hitler zamanı ve sonrası halleri, diğer ülkelerin üzerinde kurduğu planlar. ABD ve Sovyet Rusya arasında kalan Avrupa ve güçlü İngiliz stratejileri. Bozulan kararlar ve bombalanan sivil kentler, ölen binlerce hatta milyonlarca insan… Hepsi o masa başı alınan kararlar, sözleşmeler, kişisel çıkarlar için…

-abd-gizli

Bir bakıma Amerika’nın kendi kendini eleştirisini içeriyorsa da hala gerçek tarihi anlattığını söyleyemeyiz değil mi? En azından geçmiş zamanlar hakkında bize fikir verecek kendimiz var olan diğer bilgilerimize  göre yorumlayacağız. Türkiye 2. Dünya Savaşına girmediği için bize o dönemler pek anlatılmaz okullarda, tarih hep bir yerde biter. Gerisini bilmiyoruz itiraf edelim yakın tarihimizden kaçımız haberdarız? Osmanlı padişahlarını say desek bir çoğumuz sayar ama cumhurbaşkanlarımızı say desek “ımm şey hangisi önceydi ki,  kim vardi ki..” diye şüpheye düşeriz. Benim kendim adıma aldığım kararlardan biri yakın tarihimizi ve dünya tarihimizi öğrenmeye çalışacağım. Bunun için gerek belgesellerden gerekse romanlardan bir şekilde sıkılmadan okuyabileceğim ve izleyebileceğim şeyler bulacağım. Ve dilerseniz bunları sizinle paylaşırım:)

ABDnin-Gizli-Tarihi-Oliver-Stone-The-Untold-Story-of-The-United-States-15

Tekrar belgeselimize dönecek olursak, “tarih tekerrürden ibarettir” sözünü binlerce kez doğru olduğu izliyoruz. Hep aynı hatalar yapıyor hep aynı sonuçlar çıkıyor ama kimse dönüp de geçmişe bakmıyor. Önce Almanya’ya kızıyorsunuz Rusya’da binlerce insanı katlettiği için sonra Rusya’ya kızıyorsunuz karşı saldırıda Almanya’dan öcünü alırken masum halkı da öldürdüğü için, önce Japonya’ya kızıyorsunuz Çin’i ve uzak doğunun bir çok bölümünü gaddarca sömürgesi yaptığı için sonra Amerikaya’ya kızıyorsunuz Japonya’da gereksiz yere Atom bombasını kullandığı için…

ap110503171685_wide-5d2e0c9a38344a5ee227d81ef41a134d0ae731ff-s6-c30

Savaş bitiminde mahvolmuş bir Avrupa izliyoruz sonra nasıl küllerinden doğduğunu ve kendini nasıl geliştirdiğini. Tarihten ders almazsak yine aynı şeylerin olacağını biliyoruz ama tarihi ne kadar iyi biliyoruz ki?

Bir yerden başlamak lazım diyorsanız, sıkılmadan izleyeceğiniz bu belgeseli öneriyorum. Nereden izleyebiliriz bunu derseniz:  bu siteden izliyorum. Yakın Türk tarihi içinde izlemek istediğim bir kaç belgesel var. Onları izlediğim de tekrar görüşürüz;)

 

Nuh: Büyük Tufan

 

nuh-buyuk-tufan

Ne zamandır film yazısı yazmamışım. Bu aralar eskisi gibi evde pek film seyredemiyorum ama daha çok sinemaya gidiyorum, hayret:P Hem de Türk yapımı filmlere gidiyorum. Kendimce sebeplerimden dolayı sinemada izlemiyordum Türk yapımlarını ama bir kaç film için istisna yaptım:) Onları zaten her yerde bol bol gördüğümüz için blogda bahsetmeyeceğim:)

Nuh: Büyük Tufan filmine gitmek pek aklımda yoktu, bildiğimiz hikaye diye düz bir mantıkla bakıyordum ama babam gitmek isteyince kıramadım ona eşlik ettim. İzleyince de beğendim, iyi ki gelmişim dedim. Ne kadar farklı yapabilirler ki dedim ama adamlar yapmışlar:) Ana hatlarında bildiğimiz gibi ama insan ilişkileri ve bazı insani kavramlar ayrıntılı işlenince bir de görüntülerin güzelliğiyle olmuş bu film dedirtiyor. Bildiğiniz gibi film hakkında olumsuz eleştiriler de var din açısından bakıldığında ama hiç bu yönünü düşünmeden izleyince güzel bir dram örneği ortaya çıkıyor. İyilik-kötülük kavramı, kime göre iyi buna nasıl karar verilir ya da karar verebilir miyiz gibi sorular aklımızdan geçiyor filmi izlerken. Bir de insanoğlunun ne kadar yıkıcı olabileceğini (ki asıl vurgulanmak istenen bu) ve aynı zamanda herkesin aynı olmadığı bize gösteriyor. Filmi izlerken kendi kendinizi de bir sorguluyorsunuz.

nuh filmi

Not: Yeni alışkanlığım postlar da illa benim çektiğim fotoğraflardan biri olmalı:)

Tüm bunların yanında görsellik olarak da güzel işler başarmışlar. Üç boyutlu olmasının ve bunu güzel kullanmalarının etkileri büyük.  Hayvanların gemiye biniş sahnelerine özellikle bayıldım. Hele kuşların gemiye biniş sahnesi izlediğim en iyi 3 boyutlu sahneydi.  En çok da Meleklerin (Gözcüler diye geçiyor filmde) hikayesini beğendim. Ben, gidin görün bu filmi sinemada 3 boyutlu izleyin derim:)

Soğuk bir Gerilim: Prisoners (2013)

exclusive-prisoners-uk-quad-poster-143946-a-1378291853-470-75Bu filmi neredeyse 5 aydır sinemada izleyeyim diye bekliyorum. Amerika’da geçen sene vizyona girdi Türkiye’de de vizyon tarihi Ekim ayından beri her ay ertelenerek en sonunda rafa kaldırmaya karar verdiler herhalde. Hayır madem vizyona girmeyecek neden gelecek vizyon tarihinde yayınlıyorsunuz bir tarih veriyorsunuz. Sırf Hugh Jackman’dan ötürü evde değil de sinemada izlemek istemiştim ama maalesef olmadı.

Filmin konusu ilk başta klasik görünse de içinde ki detaylar, karakterler, oyunculuk filmi almış götürmüş. Keller Dover’ın (Hugh Jackman) 6 yaşında ki kızı Anna ve aynı yaşındaki arkadaşı Joy bir Şükran günü yemeğinde kaybolur. İki aile ne yapacaklarını bilemez üstelik nereye gitmiş olabileceklerine dair tek düşünceleri sokağa parkeden ve olaydan önce çocukların ilgisini çeken eski bir karavandır. Polise haber veren aile karavanın tarifini verir ve Dedektif Loki (Jake Gyllenhaal) olayı araştırmaya başlar. Karavan şoförü gözaltına alınır ancak zeka geriliği olduğu anlaşılınca ve hakkında yeterli kanıt bulunamayınca serbest bırakılır.

Prisoners-0003-20130903-119

Ancak Keller adamın suçlu olduğuna emindir ve adaleti kendi elleriyle sağlayacağına inanarak tehlikeli bir planı gerçekleştirir. Bu saatten sonra  geriye dönmek ve polise güvenmek yoktur ve kızları kendi elleriyle bulabileceğini düşünmektedir. Buraya kadar her şey sıradan bir kaçırma filmi gibi gelmekte ama bundan sonra olan olaylar, verilen ipuçları, filmdeki karakter anlatımları iyi kurgulanmış. Film 153 dakika normal filmlerden daha uzun ve daha ağır bir tempoda ilerliyor. Ancak o sessiz olaysız sahnelerde bile sizi germeyi ve merak ettirmeyi başarıyor. Filmin genel havası gerilim filmlerinde olduğu gibi kasvetli, soluk renkler, ıssız banliyöler şeklinde ama dediğim gibi türü sevmeyenler içinde merak edici unsuz sebebiyle zevkle izlenebilir.

Prisoners 10Filmin bize yönelttiği sorular: kızları kim kaçırdı, kızlar yaşıyor mu, siz babanın yerinde olsaydınız ne yapardınız, ailenin için ne kadar ileri giderdiniz, iyi bir insan ne zaman kötü tarafa geçer? gibi soruların yanı sıra film biraz alttan da olsa inanç ve inancın sorgulanması, inancı kaybetmek konularına da değinmiş.

Prisoners-Hugh-JackmanFilmin başından itibaren küçük küçük ipuçlarıyla olayları birbirine bağlıyorsunuz ve neler olduğunu az çok anlıyorsunuz. Ama yine de kendi adıma konuşuyorum, çocukları kaçıranın kim olduğunu gördüğüm de şaşırdım. Bunun bir nedeni de daha iyi bir nedenden ötürü olamasını beklememdi. Neden bana mantıksız geldi. Zaten film de konudan çok oyunculuklara, filmde ki karakterlerin ayrıntılı tasvirlerine yoğunlaşmış. Konu da bazı boşluklar olması önemli değil siz benim yarattığım karakterlere odaklanın denmiş gibi:) Oyunculuklar ise tartışmasız çok iyi bence, Hugh Jackman’ın babayı, Jake Gyllenhaal’ın dedektif karakterini üst seviyelerde oynamışlar. Diğer oyuncularda oldukça başarılı bu kadar başarılı oyunculuklar ve derin karakterleri ele alınmasıyla biraz da senaryo daha iyi işlenmiş olsaydı on numara bir şey olacaktı:) IMDb’den 8.2 almış ve vizyona girdiğinde Amerika’da ilk hafta rekorunu kırmış.

Şiddetle tavsiye ettiğim filmlerden, izleyin gelin konuşalım:)