Mim ve Mızmızlanmalar…

Mim’e mızmızlanmıyorum tabiki:D  Klasik başlık bulma problemlerinden biri işte, siz alıştınız zaten;)  Saçma başlıklı postlar yazmayı bile özledim yahu, bu vizeler yokmu vizeler…

Buradan anlayacağınız gibi mızmızlanma konum vizeler, daha doğrusu çalışamıyorum ben yaa ne zaman dersin başına otursam aklıma yapılacak 4768579 tane iş geliyor. Bak şimdi yarına sınav yok yaa boş boş dolanıyorum, oysa iki gün önce “ahh keşke sınav olmasada şunu yapsaydım, buraya gitseydim, şunu okusaydım, şunu izleseydim” diye bir milyon tane şey bulabiliyorum. Hatta bir akşam bizimkilere akşam yemeğini ben yapıcam dedim. O an annemin gözlerinin dolduğunu hissettim. (Fajita yaptım hemde, yapmışken tam olsun:P )

Yine ders çalışırken aklıma yazacak milyon tane post geldi, sınavlar bir bitsin şunuda yazarım şunuda anlatırım.. şimdi sorsanız neydi onlar diye iki tanesini anca hatırlıyorum. Sevgili ilham perim olur olmadık zamanlarda geliyosun senden yeterince faydalanamıyorum, rica ediyorum şöle sıkıntıdan patladığım zamanlarda gel tamam mı, bak sana çikolata alıcam söz:P

Daha fazla saçmalamadan mime geçelim. Sevgili Nilü geçen hafta bana çok güzel bir mim paslamış, çok çok teşekkürler.

Mim Konusu:

Kitaplığınızın karşısına geçin. Gözlerinizi kapatın. Derin bir nefes alın. Elinizi kitapların üzerinde gezdirin ve birini seçin.Şimdi gözlerinizi açın. Bir kitap seçmiş durumdasınız. O kitabı satın aldığınız ya da hediye gelmişte olabilir anı hatırlamaya çalışın. İlk kez okuduğunuzda neler düşünmüştünüz, hatırlayın.55. sayfayı bulun. Sayfayı tekrar okuyun. Sayfadan bir paragraf seçin ve mim konusu olarak bunu blogunuza yazın.

İtiraf ediyorum burda hile yaparak çok sevdiğim bir kitabı seçtim, Puslu Kıtalar Atlası. Daha önce blog ismini bu kitaptan esinlendiğimi söylemiştim değil mi:D

55. sayfa: ” Kendi payıma ben, dünyayı rüyalarımla keşfetmeye çalıştım. bu yeterince cesur olmadığımın bir göstergesi olabilir. aynı hatayı senin yapmana yolaçmak istemiyorum. Sana izin veriyorum, git. Git ve benim göremediklerimi gör, benim dokunamadıklarıma dokun, sevemediklerimi sev ve hatta bu babanın çekmeye cesaret edemediği acıları çek. dünyadan ve onun binbir halinden korkma.” Uzun İhsan Efendi bunları söyledikten sonra gömleğinin içinden meşin ciltli bir kitap çıkardı. Bu dün gece tamamlayabildiği Dünya Atlası’ydı. Kitabı oğluna uzatarak “Atlasımı sana emanet ediyorum” dedi. “Daima yanında taşı ve atıldığın bu macerada yolunu kaybedecek olursan bu düş atlasının sayfalarını karıştırabilirsin. Fakat kendini sakın kaptırma. Adına dünya dediğimiz kitabı oku.”

Bu arada 55. sayfada kritik bir sayfaymış bu kitapta, güzel bir yere denk geldi. Dili biraz ağır bir kitap olsada ben çok sevmiştim. Yavaş yavaş sindire sindire okunacak ve okuduğunuzda size yeni düşünceler kazandıracak  tarih, felsefe, edebiyatla yoğrulmuş bir kitap, tavsiye ederim;) Ve bu mimi Berrin‘e postalıyorum. 😉

EnDipNot: yaa ben L’i çok özledim ama… bir sürü chibi resmini buldum, postlarımda bol bol görürseniz şaşırmayın. Şimdi karşımda figürü bana bakmakta olsada, figür serisinde bir tek L’i beğenmedim, benzetememişler gibi geldi bana. (Bu arada death note figürleri aldımı söylemişmiydim:D ) Ama buna şükür diyorum ve nette görüp bayıldığım death note çantasını bulmak için çalışmalarımı başlatıyorum, aja aja fighting

Reklamlar

Kazara Koca “The Accidental Husband”

                                                          Herkese iyi bayramlar!

Aslında tamamen farklı bir film yazmak için blogu açmıştım ama sonra bayram bayram karamsar bir film yerine eğlenceli bir şeyler yazayım dedim. Şöyle bir düşününce bu aralar sürekli karamsar filmler izlediğimi farkettim, en yakın zamanda izlediğim romantik komedi filmi Kazara Koca sanırım. (kendime not: bir süre komedi, romantik falan izle kızım için kararcak vallahi:P)

Filmimiz aslında sıradan bir romantik-komedi, hani şu arkadaşlarla toplanınca izlenecek türden zaten bende bir arkadaşımla izlemiştim;)  Konumuza gelirsek bir radyo programcısı olan Emma’nın (Uma Thurman) program konusu aşk ve ilişkiler üzerinedir, hatta bir kitap bile yazmıştır. Programda insanlara ilişkileri hakkında öğütler veren Emma’nın programını çok yakınnda evlenmek üzere olan bir kadın arar. Bu genç kadın evlenme konusunda emin değildir ve Emma’nın da sözlerinden etkilenerek evliliğini iptal eder. Müstakbel damat ise bir itfaiyeci olan Patrick’tir. (Jeffrey Dean Morgan) Patrick evliliğinin iptaline neden olan Emma’dan bir intikam almak ister. Emma’nında yakında evleneceğini öğrenen Patrick küçük hacker dostununda yardımıyla internetten nüfüs kayıt sistemine girerek, Emma’yı kendisiyle evli gibi gösterir.

Yayıncı sevgilisiyle nikat işlemlerine başlayan Emma’yı büyük bir süpriz beklemektedir. Hiç tanımadığı ama evli göründüğü bu adamı bulup işleri yoluna koymak zorundadır ama bu o kadar kolay olacak mı, onuda izleyip görmek lazım

Sungkyunkwan Scandal

ÖnSöz: Bu postumu sevgili arkadaşım Ser-min’e ithaf ediyorum. (yoo yoo post yazmam için yaptığı tehditlerin bunda hiç bir etkisi yok:P )

Uzun bir aradan sonra işte geldim burdayım. Blog alemini toptan çok özledim sizinde beni özlediğinizi biliyorum:P  (burda yazar kendi kendine gelin güvey oluyor aldırmayın, okumaya devam) Bu diziyi uzun zamandır yazmayı planlıyordum ama lisanslanınca tüm videoları kaldırıldı bir süre bende izleyemedim. Geçenlerde dramacrazyde görüp sevinçten gözyaşlarımı tutamadım. (tabiki abartıyorum ama sevinme kısmı doğruydu)

Aslında hikaye klasik, bir kızın erkek kılığına girip erkek okuluna girmesiyle başlıyor herşey. Sanırım bu konuyu onlarca kere işleseler her seferinde izleriz. (en azından ben izlerim yani) İtiraf edeyim tarihi dramaları pek sevmem hatta hiç sevmem diyebilirim. Ama bu dizi o kadar güzel işlemişki o kıyafetlerden bende istiyorum resmen. 🙂

Gelelim konuya: Hikayemiz Kim Yoon-Hee’nin ailesinin borçları ödemek için  hasta erkek kardeşinin yerine geçip evin sorumluluğunu almasıyla başlar. Kore’nin Joseon Hanedanlığı zamanında kadınlar çalışamıyorlar ve okula gidemiyorlardı, bu yüzden Yoon Hee’nin tek çaresi erkek kılığına girmekti. Tarihi filmler izlediyseniz biliyorsunuzdur o zamanlar Kore’de güzel yazabilbilmek çok büyük bir yetenekti. Yoon Hee’de de bu yetenek fazlasıyla vardı. Bir kitapcıda kitapları kopyalamakla işe başlayan Yoon Hee’nin patronu ona Sungyunkwan Üniversitesi giriş sınalarına başkası yerine girmesini söyler. Başta bunun kabul etmeyen Yoon Hee borçlular kapıya dayanınca kabul etmek zorunda kalır. Bu üniversite yalnızca seçkin öğrencileri almaktadır ve burayı bitirebilen şanslı kişiler devlet memuru olarak göreve başlamaktadır. (Yani pek mühim bir okul;) ) Yoon Hee sınava başkasının kimliğiyle girer fakat savaş bakanının oğlu olan  Lee Seon Joon’a yakalanır. Lee Seon Joon onun yazma konusunda çok yetenekli olduğu görünce onu ele vermez tabiki tek bir şartla: Yoon Hee kendi kimliğiyle sınava katılacak ve bu okula girecektir. ( Bu arada onu erkek sandığını söylememe gerek yoktur heralde 🙂 ) Böylece Yoon Hee erkek kardeşinin ismiyle bu okula girmeye hak kazanır. Kim Yoon Shik olarak kimseye yakalanmadan bu okulu bitirebilecek midir?

Karakterleri tanıyalım:

 

Kim yoon Shik- Kim yoon Hee (Park Min-Yeong)

 İşte esas kızmız yada oğlumuzmu desem bilemedim şimdi:P Yoon Hee küçüklüğünden beri okuma ve yazmaya çok heveslidir ama kızların okula gitmesi yasak olduğu için erkek kılığına girip bu üniversiteye girmek onun için bulunmaz bir fırsat olmuştur. Başlarda zorluk çeksede sonradan bu duruma alışmış ortama uyum sağlamıştır. Üstelik bu üniversiteye girmesine neden olan Lee Seon Joon ile oda arkadaşı olmak zorunda kalmıştı, başlarda nefret ettiği bu kibirli çocuğu zamanla sevebilecek midir?

Lee Seon Joon (Micky Yoochun- DBSK)

Savaş Bakanının oğludur ama hayatta her zaman bir şeyleri kendi emeğiyle kazanmak istediği için sıvana girerek bu okula girmeyi tercih etmiştir. Zaten her konuda yetenekli olduğu için sınavı geçeceği garantidir. Noron soyundan gelmektedir. Dizide bu soy kavramının baya önemli olduğunu izleyince göreceksiniz;) Dışardan bakıldığında soğuk, kendini beğenmiş gibi görünsede babasının tam tersine o her zaman eşitlikten ve adaletten yanadır. Ülkesi için çok güzel hayalleri vardır ve bu amacını gerçekleştirmek istemektedir. Kim Yoon Shik ülkeleri için söyledi umutsuzca sözlerden çok etkilenir ve bu anlayışını değiştirmesi için onu bu okulda okumaya zorlamıştır.

Goo Yong-Ha (Song Joong-Ki)

İşte favaori karakterim 🙂 Goo Yong Ha bu dizideki bütün karakterlerle iyi geçinmektedir ve pek çoğunun sırrını bilmektedir. Okulda 2. yılıdır. Olayları kendi yöntemleriy çözer ve adeta elinden hiçbir şey kurtulamaz. Kadınlarla ve içkiyle arası çok iyidir. Genelde çok pahalı ve renkli kıyafetler giyer. Herkes okul üniforması giyerken o değişik renklerde kıyafetler giyer. Hatta bir bölümde siyah giymek sorunda kalıyodu ve resmen depresyona girdi. 🙂 Kim yoon Shik kız olduğu ilk görüşte anlayanlardan ama insanlarla eğlenmeyi sevdiği için onun sırrını açığa çıkarmaktansa onu izleyip eğlenmeyi tercih ediyor. Tabii sonradan bir gurup oldukları için ona destek oluyor.

 

Moon Jae-Sin (Yoo Ah-İn)

Okulda 3. yılıdır ama hala birinci sınıftadır. Babası bakandır. Okul kurallarına pek uymaz hatta derslerede pek nadir girer. Okula girmekte ki amacı farklıdır. Abisinin ölümüne neden olan yasaların yer aldığı kayıp bir belgeyi bulmaya ant içmiştir. Diğer öğrenciler ondan korkar ve ona bulaşmaz. Ama herşey bu dörtlünün çeşitli durumlarda bir araya gelmesi ve arkadaş olmalarından sonra değişecektir.

Tarihi dizi olurda içinde siyaset, politika ve entrika olmazmı, tabiki bol bol var. Öncelikle kayıp olan bir belge var ki Kral dahil herkes onu aramakta. Kral bu belge sayesinde ülkesinin daha iyi bir yer olacağını düşünmekte. Tabii arkasından iş çeviren bakanları unutmamak lazım. Birde Hong Gil Dong misali birde kahramanımız var, kimliğini gizlesede ilk bölümlerde anlayacaksınız kim olduğunu;) Okulda da işler sarayda olduğu gibi entrikalı geçmektedir. Okul başkanı hertürlü hileyle istediklerini yaptırma peşindedir. Sarayda bakan babası okulda kendisi ailecek dalavericeler işte 🙂

Film konu bakımından güzel olduğu kadar, görsellik bakımındanda çok güzel. Her rengi her an görebilirisiniz. Birde yazıları parmakla boşluğa yazdıklarında ekranda harfler belirmesi benim çok hoşuma gitmişti. Ayrıca kelimelerin okunuşları değiştiğinde anlam değişmesi özelliği bu dizide bolca kullanılmış. Keşke Korece bilseydim dedim izlerken, şimdi bile severek izlediğime göre bilsem kim bilir nasıl izlerdim.

Dizi Kore’de çok ünlü bir kitap olan Sungkyunkwan Konfüsyüsçü Alimleri’den uyarlanmıştır. Dizinin videolarının kaldırıldığı zamnalar kitabın ingilizce cevirisi okumuştum. Ama dizi kitaptaki gibi olmadı ufak tefek değişiklikler yapmışlar hatta sonunu toptan değiştirmişler.  Bana sorarsanız kitap daha güzeldi derim, herzamanki gibi ama yinede ben bu diziyi çok sevdim. İzleyelim izlettirelim diyerek bitiriryorum.